İçerik Akışı

Yabancı mahkeme kararları- Tenfiz talebi-Mail yoluyla kararın tebliği

MÖHUK, hukuki ve adli işbirliği anlaşma hükümleri, dosya kapsamı, mail yazışmaları neticesinde kesinleşmiş olan yabancı (Litvanya) mahkemesi kararının tenfiz talebinin kabulünde bir isabetsizlik görülmediği- "Mahkemenin mail yoluyla kararı tebliğ etmiş olduğunun kabulü ile hüküm kurulmasının hatalı olduğuna" ilişkin iddianın kabul edilmediği-

Dede ile torun arası kişisel ilişki- Uzman heyet raporu-

Çocuğun babasının vefat ettiği, davacı dedenin torunuyla arasında kişisel ilişki kurulmasını talep ettiği, velinin isteğine aykırı düşse bile büyükanne ve büyükbabanın torunları ile kişisel ilişki kurulmasını isteme ve dava açma haklarının olduğu, olağanüstü haller mevcutsa çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkının diğer kişilere ve özellikle hısımlara tanınabileceği, kişisel ilişkinin düzenlenmesinde çocuğun özellikle eğitim, sağlık ve ahlâk bakımından yararlarının esas tutulacağı, davacı dedenin torununu görmek ve onunla uygun kişisel ilişki kurmak, torun sevgisini tatmak ve çocuğa da bu sevgiyi vermek hakkının bulunduğu, dosyada bu hakkın kötüye kullanacağına ilişkin bir delil bulunmadığı ve uzman heyet raporu da esas alınarak çocukla dedesi arasında yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulmasının usul ve kanuna uygun olduğu-

İhalenin feshi istemi- Muhammen bedel- Covid 19- Hukuki yarar-

İhale edilen mal muhammen bedelin üstünde bir bedelle satılmış olmakla beraber yapılan usulsüzlük, malın daha yüksek bedelle satılmasını önlemiş ise (yani ihalenin feshi sebebi olarak dayanılan yolsuzluk yapılmamış olsa idi mal daha yüksek bedelle satılabilecek idi ise) malın daha yüksek bir bedelle satılamamış olmasından zarar görmüş olan ilgilinin ihalenin feshini istemekte hukuki yararı bulunduğunun kabulü gerekeceği-

Ayıplı mal- Taleple bağlılık ilkesi- Seçimlik hak- Maktu vekalet ücreti-

Davacı tarafından malın ayıplı olduğunun tespit edildiği davada, seçimlik haklardan “sözleşmeden dönme” hakkının kullanıldığı, bunun neticesi olarak bedel iadesinin istenildiği, fazlaya ilişkin hakkını ise saklı tutmadığı, her ne kadar temyiz dilekçesinde aracın bedelinin tamamının ödendiği iddiasında bulunulmuş ise de taleple bağlılık ilkesi gereği, dava dilekçesinde istenilen bedelden fazlasına hükmedilemeyeceği, geri kalan ödeme ayrı bir dava konusu olabileceği, bununla birlikte sözleşmeden dönülmüş olması nedeniyle aracın karşı tarafa iadesine karar verilmesinin de isabetli olduğu- Karar tarihi olan 2020 yılında yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesi gereğince maktu vekalet ücretinin altında olamayacağı ancak bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği-

İhya kararı-Zamanaşımı itirazı-Tedbir kararının zamanaşımını kesmesi-

Ticaret sicilinden terkin edilmek suretiyle tüzel kişiliğinin sona eren borçlu şirketin ihyasına karar verilerek yeniden sicile tescilinin sağlanması halinde, ihya kararının etkisini geçmişe yönelik olarak da doğuracağı ve takipte yapılan işlemlerin de geçerli hale geleceği- İhya edilen şirket tasfiye memuru vekili tarafından dava açılmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı- Takip dosyasında gerçekleştirilen usuli işlemler arasında 3 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığından ve belli aralıklarla takibi ilerletici nitelikte usuli işlemlerin gerçekleştirildiğinden takibin kesinleşmesinden sonraki zamanaşımı itirazına ilişkin (iptal davası da açmış olan) takip alacaklısı davalıya karşı açılan davanın (ve tazminat talebinin) reddine karar verilmesi gerektiği-

Şahsi def’i- Mal satışından veya hizmet arzından doğan alacaklar- Ciro veya teslimle devralma-

Şirketlerin kambiyo senedine dayalı olsa bile, bir mal satışından veya hizmet arzından doğmayan alacakları devralamayacakları ve ancak bir mal satışından ya da hizmet arzından doğan alacağın ifası için verilen kambiyo senetlerini ciro ve teslim yolu ile devralabileceği- Senet borçlusunun söz konusu işleminden haberdar olduğu andan itibaren, müşterisine karşı ileri sürebileceği şahsî def’ileri, şirkete karşı da ileri sürebileceği- Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebileceğinden tüketici, aldığı mal ayıplı çıkarsa veya mal hiç teslim edilmezse def’ileri senedi devralan üçüncü kişilere de ileri sürebileceği- Davalı şirketin bağımsız bölümü davacıya devretmediği gibi sözleşmenin de resmi şekilde yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğu anlaşıldığından davacı keşideci, malların kendisine teslim edilmediği ve senetler nedeniyle borçlu olmadığı yönündeki savunmasını temlik alan durumundaki şirkete karşı da ileri sürebileceği ve davacı tarafından davalı satıcı adına düzenlenen senetler nama yazılı düzenlenmediğinden, davacı satıcı ile olan temel ilişkiden kaynaklanan def'ileri senedi elinde bulunduran üçüncü kişi durumundaki davalı şirkete karşı da ileri sürebileceği-

Krediye bağlı hayat sigortaları-Tüketicinin mirasçıları hakkında erken dava açılması

Tüketici işlemi niteliğindeki banka kredileri nedeniyle hayat sigortası yapılmış olması durumunda, bankanın poliçe limitleri dahilinde kalan kredi alacağını öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi gerektiği, bu hususun, banka tarafından tüketicinin mirasçıları (halefleri) hakkında dava açılabilmesinin ön şartı olduğu- Banka tarafından tüm hukuki yollar tüketilmeden mirasçılara karşı takip başlatılmasının dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceği (BAM Hukuk Dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemi)-

Vekalet sözleşmesi- Akdi vekalet ücretinin hesaplanması- Islah- Keşif-

Vekalet sözleşmenin 6. maddesinde belirtilen ''davanın neticelenmesi sonucu ortaya çıkan değer'' ibaresinden, davacı avukatların, davalı müvekkili adına takip ettiği dosyada, dava değeri olarak belirtilen ve mahkemece hüküm altına alınan ücretin anlaşılması gerektiği, yapılan keşif sonucu belirlenen ancak dava ıslah edilmediği için mahkemece hüküm altına alınmayan değer üzerinden akdi vekalet ücretinin hesaplanmış olmasının usul ve kanuna aykırı olduğu-

Üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi tebliği- Haciz ihbarnamelerinin iptali talebi- Bilinen adres- Mernis adresi- Vekaletnamede yer alan adres-

Şikayetçi üçüncü kişinin "bilinen adres olarak kabul edilmesi gerektiğini" ileri sürdüğü adresin eski bir vekaletnamede yer alan adresi olduğu, bu adresin o tarih itibariyle üçüncü kişinin Mernis adresi olduğu ve daha sonra üçüncü kişinin Mernis adresini değiştirmiş olduğu, bu durumda vekaletnamede belirtilen adresin "bilinen adres" sayılamayacağı- Üçüncü kişinin güncel Mernis adresine 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesinin talep edildiği ve bu durumda şikayetçinin bilinen adresinin alacaklının talebinde belirtilen güncel Mernis adresi olduğu ve icra müdürlüğünce başkaca adres araştırması yapılmasına gerek olmadığı- Şikayetçinin bu adresine gönderilen 89/1 tebligatının bilâ tebliğ iade edilmesi üzerine, tebliğin bu kez aynı adresin Mernis adresi olması sebebiyle TK’nın 21/2. maddesine göre yapıldığı, 89/2 ve 89/3 haciz ihbarnamelerinin de TK 21/2 maddesine göre usulüne uygun olarak yapıldığı anlaşıldığından, usulsüz tebliğ edilmesi nedeniyle haciz ihbarnamelerinin iptali talebine ilişkin şikayetin reddi gerektiği-

Eser sözleşmesi- Yabancı para- Vekalet ücreti-

Eser sözleşmesinde cezai şartının yabancı para birimi ile belirlenebileceği- Dava tarihindeki kur üzerinden vekalet ücreti hesaplanmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı- "Mahkemece yabancı para cinsinden hüküm kurulduğundan, vekâlet ücretinin de döviz alacağının karar tarihindeki kur üzerinden Türk lirası karşılığı ve yine karar tarihindeki avukatlık asgari ücret tarifesi dikkate alınarak hesaplanması gerektiği" görüşünün benimsendiği- "Yabancı paranın değeri serbest kur rejimi nedeniyle sürekli değiştiğinden, yasal sınırların belirlenmesinde ve vekalet ücretinin takdirinde hüküm tarihinin esas alınması yasal düzenlemelerin bir gereği olduğu gibi hükmolunan şeyin gerçek ve güncel değerini yansıtması, taraflara yüklenen hak ve borçların yabancı paranın hüküm tarihinde Türk lirası karşılığının olacağı ilam icra dairesi aracılığıyla infaza verildiğinde; bu değerin esas alınacağı gözetildiğinde gerek vekalet ücreti gerekse genel olarak parasal sınırların belirlenmesinde kullanılan ölçütlere göre temyiz sınırı ve harç bakımından yabancı paranın karar tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerektiği" görüşünün benimsendiği-