4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 369. maddesi uyarınca ev başkanının, ev halkından olan kısıtlıların üçüncü kişilere verdiği zararlardan kusursuz sorumlu tutulabilmesi için taraflar arasında aile birliği içerisinde ortak bir yaşamın ve bu topluluğu yönetme yetkisinden kaynaklanan bir otorite ilişkisinin mevcudiyetinin zorunlu olduğu, aynı aile apartmanı içerisinde fakat farklı dairelerde yaşayan çocukların kısıtlı ile birlikte "aile halinde" yaşadıklarının ve aralarında ev başkanlığı sıfatını doğuracak nitelikte bir yönetim ilişkisinin bulunduğunun ispatlanamadığı hallerde bu kişilerin ev başkanı sıfatıyla tazminatla sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığı ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Dosya kapsamında yer alan ceza mahkemesi kararına dayanak olan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesince tanzim edilen raporda, ''maktulde tespit edilen yaralanmaların yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir olduğu, ölümün travmanın etkisi ile sinir uçlarının aşırı uyarılmasına bağlı ani solunum ve dolaşım durması sonucu meydana geldiği, ölüm ile travma arasında illiyet bağı olduğunun'' bildirilmesine göre, eldeki davada davalılardan ...'ın haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacağı, davacıların bu davalıya yönelik maddi ve manevi tazminat taleplerinin açıklattırılması ve oluşacak sonuca göre hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerektiği- Mahkemece, davalılardan baba ... yönünden gözetim yükümlülüğünü ihlal ettiği kanaatine ulaşılamadığı, disiplinli, terbiye görevini yerine getiren ebeveyn olduğu, davalıların çocuğunun tamamen serbest bir ortama bırakılmadığı, olayın okulun açık olduğu saatler içerisinde meydana geldiği, çocukların kavga etmesinin yaş aralığı da dikkate alındığında olağan olduğu, davalı baba ...'ın olay tarihinde çocuğun başında olması halinde dahi böyle bir durumun gerçekleşebileceği, davaya konu eylemin maktulün haksız tahrik içeren eylemleri akabinde gerçekleştiği gerekçeleriyle bu davalı yönünden de davanın reddine kararı verilmiş ise de; davalı baba ...'ın okul içinde ya da dışında çevresine ve arkadaşlarına yönelik zarar verici fiil ve davranışlarda bulunmaması gerektiği yönünde oğlu olan davalı ...'ı eğitip uyarılarda bulunduğunu, bu yönde gerekli bakım ve özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat edemediği, olay tarihi itibariyle davalı baba ... ile oğlu olan davalı ... arasındaki bağımlılık ilişkisinin kesilmediği de nazara alındığında, yanılgılı değerlendirmeyle davalı baba ... yönünden de davanın tümden reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu- Davacılardan ...'nin destekten yoksun kalma tazminatı dışında manevi tazminat talebinde de bulunduğu anlaşılmakla, öncelikle bu davacının manevi tazminat talebi açıklığa kavuşturulmak suretiyle, üvey anne olan ...'nin manevi tazminat isteyebilmesi için olayın özelliği ve durumun koşulları araştırılması, bu koşul ve özellikler eylemli ve duygusal bir yakınlığı belirtiyorsa manevi tazminat isteyebileceği değerlendirilerek istem hakkında bir karar verilmesi gerektiği-  Ana ve babanın velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisi olduklarından, küçüğün başkalarına verdiği zarardan dolayı yine aynı Kanunun 369. maddesi gereğince ev başkanı olarak sorumlu oldukları, davalılardan ... yönünden kural olarak ev başkanının sorumluluğuna ilişkin davalarda ev başkanının baba olduğu değerlendirilerek bu davalı yönünden pasif husumet yokluğundan ret kararı verilmesinin hatalı olduğu- Ana ve babanın evlilik devam ettiği sürece velayet hakkını birlikte kullanacaklarından, ana ve baba velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisi olduklarından, küçüğün başkalarına verdiği zarardan ev başkanı olarak sorumlu olacakları-
Uyuşmazlık, anne ve baba olan davalıların ev başkanı sıfatıyla yasal gözetim ve özen görevini yerine getirmeleri nedeniyle davalı küçüğün verdiği zararın tazmini istemine ilişkindir...
Uyuşmazlığın, birleşen davada davaya konu zarardan davalının 818 sayılı BK’nın 58. maddesi gereğince sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı-
Mahkemece, her ne kadar, davalı anne ve baba yönünden, ev başkanı sıfatından kaynaklanan sorumluluklarının davacı tarafından ispatlanamadığı belirtilmiş ise de, davalıların ev başkanı olarak oluşan zarardan, kusursuz olarak sorumlu bulundukları, davacı tarafından ispatının gerekmediği, davalıların ise sorumluluktan kurtulmaya yönelik, alışılmış şekilde, durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle çocuğu gözetim altında bulundurduklarını, dikkat ve özen göstermeleri halinde dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceklerini ispat edemedikleri anlaşıldığından; mahkemece; davalı anne ve babanın, ev halkından olan küçüğün meydana getirdiği zarardan, ev başkanı sıfatıyla kusursuz sorumlu oldukları dikkate alınarak, oluşan zarar miktarından sorumlu tutulmaları gerekeceği- Mahkemece; davacı idarenin yangına müdahalesine yönelik görev ve sorumluluklarını yerine getirip getirmediği, müterafik kusurlu olup olmadığı hususunda konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi kurulundan ( orman ve elektrik mühendislerinden oluşacak şekilde ) aldırılması, davacı idarenin müterafik kusurlu olduğunun belirlenmesi halinde ayrıca olayın oluş şekline göre takdiri indirim yapılması hususu birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporları esas alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve kanuna aykırı olduğu- Davalı anne ve babanın kendilerine asaleten, çocukları .......... adına velayeten verilen vekaletname ile yargılamada vekil ile temsil edildikleri, davalı çocuğun yargılama sırasında ergin olduğu anlaşılmakla, mevcut vekili ayrıca görevlendirmek suretiyle, usuli sorunu ortadan kaldırabileceği açıklanarak, bu yönden kendisine imkan tanınması suretiyle yargılamaya devam edilmemiş olmasının doğru olmadığı-
Anne ve babanın, gözetime muhtaç çocuğun, üçüncü bir kişiye vermiş olduğu zarardan müteselsilen sorumlu olup, ev başkanının (davalıların), TMK’nın 369. maddesinin kendisine yüklediği sorumluluktan kurtulabilmesi için, maddenin öngördüğü objektif özen ödevini yerine getirmiş, gözetim altındaki küçüğe nezaret ettiğini ispat etmiş olması gerektiği- Oyun oynama hakkı çocuklar için vazgeçilmez bir hak olduğundan, eldeki davada ev başkanı olan davalıların, gözetimi altında bulunan oğullarının vazgeçilmez oyun oynama hakkı kapsamında kalan ve genelde tehlike yaratmayan bir oyunu oynaması sırasında beklenmedik bir hareketten doğan zarardan sorumlu olmamaları gerekirken, tazminat ödemekle yükümlü tutulmalarının doğru görülmediği- Eş söyleyişle, davalıların objektif özen sorumluluğunu yerine getirmediğinin söylenemeyeceği-
Mahkemece; trafik sigortacısının, tehlike sorumluluğu kapsamında sorumluluğu kabul edilen araç işletenine düşen hukuki sorumluluğu teminat altına aldığı; kazaya karışan ve motorlu taşıt niteliği bulunmayan at arabası yönünden tehlike sorumluluğu ilkesi geçerli olmadığından, KTK'nun 88/1. maddesindeki müteselsil sorumluluğun geçerli olmayacağı; davacı anne baba yönünden, velayet görevinin yüklediği ödevler ile aile başkanı sıfatından (baba için) kaynaklanan şahsi sorumluluk ilkesi dikkate alınmak suretiyle; davaya konu olaydaki kusur ve sorumluluk derecelerinin değerlendirilmesi ve davacı anne babanın tazminat haklarının kapsamının belirlenmesi (usuli kazanılmış haklar dikkate alınarak) gerekirken, davacı anne babanın şahsi kusur ya da sorumlulukları hakkında irdeleme yapılmadan, eksik değerlendirmeyle hüküm tesisinin doğru olmadığı- Davacı tarafın sebepsiz zenginleşmesinin önüne geçilmesi bakımından kabul edilen, önceki ödemenin güncellenmiş değerinin tazminattan düşülmesi ilkesinin, dava açılmadan önce yapılan ödemeler için geçerli olduğu, bu nedenle; davalı ... şirketi tarafından dava sırasında ödenen bedellerin, herhangi bir güncelleme işlemi yapılmadan hesaplanan tazminatlardan doğrudan düşülmesi gerekirken, anılan hususta yanlış hesap içeren rapora göre karar verilmesinin bozmayı gerektirdiği- Mahkemece; trafik kazası sonucu oluşan ölüm ve maluliyet nedeniyle davacıların duyduğu acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, davacıların ölene olan yakınlıkları ile malul kalan davacı ...'deki maluliyetin oranına göre oluşan zararın ağırlığı gözönünde tutularak, olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen, asıl ve birleşen davadaki tüm davacılar için hak ve nasafet kuralları çerçevesinde daha yüksek manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, somut olay ile bağdaşmayan, düşük miktarda manevi tazminata hükmedilmesinin uygun olmadığı- Asıl ve birleşen davanın davacıları lehine hüküm altına alınan manevi tazminatlarda, her bir zarar yönünden ve her bir davacı için ayrı ayrı (davacılar ihtiyari dava arkadaşı olduklarından) vekalet ücretinin AAÜT'nin 12/1-2.maddelerine göre belirlenmesi gerekirken, hükmedilen toplam manevi tazminat miktarı üzerinden tek vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığı-
Aleyhine kanun yoluna gidilen karar, yerel Asliye Hukuk Mahkemesinin Aile Mahkemesi sıfatıyla verdiği karar olup, bu karar ile ilgili olarak Yargıtay’ın bir denetiminin söz konusu olmadığı-
Dava, trafik kazasında yaralanan üçüncü şahsa Güvence Hesabı tarafından ödenen tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkin olup, davacı Güvence Hesabı, Güvence Hesabı Yönetmeliği'nin 16. maddesinde sayılan hallerde ödediği tazminatı sorumlu davalılara rücu edebileceği- Davalılar gerçek kişi olup uyuşmazlık davalı yönünden haksız fiil ve velayet hakkını ortak kullanan anne ve baba olan diğer davalılar yönünden TMK mad. 369 kapsamında aile başkanının sorumluluğundan kaynaklandığından, uyuşmazlığın genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği-
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı BK 60. maddesi gereğince 1 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcının zararın fiilin ve failin öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı- Olay tarihinin 08/07/2009 olduğu, eldeki tazminat davasının 30/10/2014 tarihinde açıldığı, ceza mahkemesi tarafından mahkumiyet kararının 02/06/2010 günü davacı tarafa tefhim edildiği, bu nedenle davacı tarafın fiili, faili ve zararı öğrendiği tarihin en son 02/06/2010 olduğu, ceza mahkemesi karar tarihi ile eldeki dava tarihi arasında 4 yıllık uzamış zamanaşımı süresinin dolduğu, İlk derece mahkemesince 1 yıllık süreden bahsedilerek davanın zamanaşımından reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-