"Avukatlık ücretinin ... liralık kısmının davanın karara bağlandığı zaman ödeneceği" konusunda avukatlık ücret sözleşmesine konacak kaydın geçerli olacağı- Dava, taraflar arasındaki vekâlet ücret sözleşmesi gereğince, bakiye ücret alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda, yargılama devam ederken süresi dolan vekâletnamenin yenilenmemesinin davacı vekili yönünden haksız azîl sayılıp sayılmayacağı, vekâletnamenin süresinin dolmasından sonra Danıştay tarafından verilen bozma kararının, sözleşmenin 3. maddesinin son cümlesindeki şartın gerçekleştiğini kabule yeterli olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının, davalı ile aralarında akdedilen avukatlık ücret sözleşmesine göre öngörülen 60.000USD vekâlet ücretine hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Dava konusu olayda davacının, sözleşmenin imzası anında peşin olarak ödenen 40.000USD yanında, kararın lehe veya aleyhe olduğuna bakılmaksızın, davanın karara bağlanması hâlinde ödenmesi kararlaştırılan 20.000USD ücrete hak kazandığının ancak bunun dışında başarı şartı için öngörülen 60.000USD ücrete ise hak kazanmadığının kabulü gerekir-
Sahte ruhsatname ile yapılan optisyenlik faaliyeti neticesinde fatura edilerek tahsil edilen ancak davalı kurumca geri alınan reçete bedellerinin istirdadı istemi- Dairece verilen bozma kararıyla, reçetelerdeki malzemelerin davalı kurumun mensuplarına davacı tarafından teslim edilmiş olması, davalı kurumun tazmini gerektirir bir zararının bulunmaması ve taraflar arasındaki optik sözleşmesi hükümlerinde dava konusu uyuşmazlığın ortaya çıkması halinde reçete bedellerinin kurum tarafından geri istenebileceğine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle, davacı talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğinin belirtildiği- Mahkemece, uyulan bozma kararı gereğince, davanın kabulüne, davacıdan tahsil edilen bedelin istirdadına karar verilmesi gerektiği-
Kefalet sözleşmesini imzaladığı sırada eşin rızaya dair imzası yoksa da, daha sonra davalı banka ile yapılan yeniden yapılandırma protokolünde sırasında, davacının eşinin "davalı banka ile yaptığı sözleşmeye muvavafakat ettiğini" beyan etmesi karşısında, artık sözleşmenin başlangıcındaki eş rızasına dair imza eksikliğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağı-
Uyuşmazlık, davacılar ile dava dışı üçüncü kişiler arasında haricen yapılan anlaşma neticesinde davalı Bankaya yapılan ödemenin davacıların borcunu sona erdirip erdirmediği ve davalı Banka tarafından bu bedelin dava dışı üçüncü kişilere iade edilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır...
Bonoya dayalı menfi tespit davası, ceza dosyasında davalının dava dışı eski eşi ve yine dava dışı... tarafından verilen beyanlara itibar edilerek kısmen kabul edilmişse de, soyut borç ikrarı niteliğindeki bonoya karşı ileri sürülen ödeme def’inin, davacı tarafından davalının eli ürünü olan aynı güçteki bir belgenin veya davalının bizzat kabulünün varlığında dikkate alınabileceği- Davalının eski eşinin ödeme yapıldığına dair beyanının davalıyı bağlar nitelikte olmadığı-
Davacı, asıl ve birleşen dava konusu olan çeklerin avans çeki olduğunu, karşılığında mal verilmediğini belirterek bu çeklerden dolayı borçlu olmadığının tespitini talep etmiş, Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre taraflar arasında düzenlenen belge gereğince çeklerin verildiği ve sözleşmeye uygun olarak malların teslim edildiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş olup birleşen davanın konusunu oluşturan iki adet çekin tahsil edildiği hususu davalının işyeri temsilci tarafından imzalanan belge ile sabit olduğundan, anılan iki çek bedeli yönünden birleşen davanın kabulü gerektiği-
“Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan olgunun mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği ve bu ilkenin kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtayca kendiliğinden dikkate alınması gerektiği ve hakimin değişmesinin 'usuli kazanılmış hak' ilkesine etki yapamayacağı- Taraflardan yalnız birinin temyizi halinde hüküm, temyiz edenin aleyhine bozulamayacağı gibi Yargıtay'ın temyiz eden tarafın lehine verdiği bozma kararına uyan yerel mahkeme de temyiz eden tarafın bozulan karara oranla daha aleyhine bir hüküm veremeyeceğinin "aleyhe hüküm verme yasağı" olduğu-
Kesinleşmeden infaz edilemeyecek (takip konusu yapılamayacak) ilamların infaz edilecek kısmının, hüküm bölümü olduğu- Hüküm bölümünde, "... ... borçlu olmadığının tespiti ile ...TL 'nin istirdadı ile davacıya verilmesine'' karar verildiğinden, hüküm fıkrasının menfi tespiti de içerdiği ve ilamın infazı için kesinleşmesi gerektiği-
Dava, kooperatife üye olmadığının ve aidat borcu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir...Kooperatif genel kurulunda karar alınmadan yönetim kurulunca peşin bedelli üyelik tahsis edilemez ancak bu şekilde bir genel kurul kararı olmamasına rağmen kendisine bağımsız bölüm devredilen üyeden uzun süre aidat talep edilmemesi halinde üyeliğinin peşin bedelli olduğunun zımnen benimsendiğinin kabulü gerekir. Davacı kooperatiften bağımsız bölüm devraldığı tarihte tapuda herhangi bir devir yapılmadığına göre kooperatif üyesi olmadığı itirazında bulunamaz. Hal böyle olunca davacının kooperatife peşin ödemeli ortak olduğunun kabulü gerekir.
Yetkisiz kişi tarafından tanzim edilen bono nedeniyle borçlu olunmadığı- Davacı şirketin hakim hissedarının kardeşi olan davalı, davacı şirketin bir dönem yönetim kurulu üyesi ve yine şirketin döviz bürosunda uzun süre çalışanı olup, diğer davalının dava konusu bonoyu davacı şirketin aleyhine bir borç yaratmak kastı ile bilerek aldığı ispat edemediğinden, davacı yararına kötü niyetli takip tazminatına hükmolunmasının hatalı olduğu-