Borçluların icra mahkemesine başvuruları İİK.nun 16. maddesi kapsamında şikayet niteliğinde olup, şikayetçi borçluların geçerli bir mazeret bildirmemiş ve duruşmaya gelmemiş olmalarının, HMK'nun 150/1. maddesine göre dosyanın işlemden kaldırılmasını ve sonuçta 150/5. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini gerektirmeyeceği-
12. HD. 21.10.2019 T. E: 175, K: 15174-
İhalenin feshi isteğinin reddedilmiş olmasının yolsuz tescil nedenini ortadan kaldırmayacağı, mülkiyet hakkına dayalı davaların her zaman açılabileceği- Tescilin ayni bir hüküm ve sonuç meydana getirebilmesi için geçerli bir hukuki sebebe dayanması gerektiği, çünkü hukuk sistemimizde tapu kayıtlarının oluşumunda ‘illilik’ diğer bir anlatımla ‘sebebe bağlılık’ prensibi esas alındığından bu prensip uyarınca tescilin geçerli ve haklı bir sebebe dayanması zorunluluğunun bulunduğu- Bu hususun TMK.’nin 1024. maddesinin 2. fıkrasında ‘Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur’ şeklinde açıklamanın yer aldığı- Yasa maddesindeki bu tanımdan anlaşılacağı gibi; gerçek hak durumuna uymayan tescilin yolsuz tescil olduğu-
Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceğinden, ilk derece mahkemesince alacaklıca sunulan sulh dilekçesi ve ekinde yer alan sulh protokolü değerlendirilerek bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiği-
Borçlunun kendisine gönderilen ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürmesi, İİK'nun 16. maddesi anlamında bir "şikayet" olup, aynı maddenin 1. fıkrası gereğince borçlunun bu şikayetini, işlemi öğrenme tarihinden itibaren 7 günlük sürede icra mahkemesine yapması gerekeceği- Borçlunun icra mahkemesine başvurusunda ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğuna dair herhangi bir iddiasının bulunmaması karşısında yetki itirazı, İİK.nun 168/5. maddesinde öngörülen yasal süreden sonra olup, mahkemece, itirazın süre aşımı nedeniyle reddi gerekeceği-
İcra hukuk mahkemesi kararının alacaklı vekili ve borçlu vekili tarafından tarafından temyiz edilmesinden sonra borçlu vekilinin dilekçesi ile davadan feragat ettiği vekaletnamede de davadan feragat yetkisi olduğu anlaşıldığından, davadan feragat hakkında mahkemesince bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerektiği-
Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından, istinaf isteminin kabulü ile düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekirken, yeniden esas hakkında karar verilmeden ilk derece mahkemesi kararının hüküm kısmının bir kısmının muhafaza edilerek bir kısmının ortadan kaldırılması suretiyle verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının doğru olmadığı-
Davacı şirketi temsile yetkili kişiler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş ayrılığı olduğu, şirketin temsili konusunda menfaat çatışması doğduğuna göre şirketi münhasıran bu davada temsil etmek üzere bir temsil kayyumu atanması ve kayyumun da icazetinin sağlanması için davacı tarafa süre verilerek, atanacak kayyumun icazeti sağlandıktan sonra yargılamaya devam olunması gerekeceği-
Davadan ve temyiz isteminden feragat edilen durumlarda öncelikle davadan feragat hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekeceği-
Mahkemece, davanın açıldığı tarih sonrası takipten feragat edilmesi şikayetin esasının incelenmesine engel teşkil etmeyeceğinden, davanın açıldığı tarihteki koşullara göre şikayet ve itirazın esası incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekeceği-