İİK. mad. 170/3 uyarınca; icra mahkemesi, aynı Kanunun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkar edilen imzanın borçluya ait olmadığı kanaatine varırsa, itirazın kabulü ile birlikte takibin durdurulmasına ve aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca; alacaklının senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde, alacaklıyı takip konusu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edeceği-
Adli Tıp Kurumu'ndan alınan raporda 'imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı' hususunda net bir görüş bildirilmemiş, borçlu vekili ise yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmiştir.- Bu durumda mahkemece, bahsi geçen rapor hükme esas alınmak suretiyle itirazın kabulüne karar verilmiş ise de, Adli Tıp Kurumundan alınan raporun bu hali ile kesin kanaat içermediğinden hüküm kurmaya elverişli olmadığı açık olup; söz konusu raporun anılan kurumdan alınmış ve heyetçe düzenlenmiş olması yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ona üstünlük sağlamayacağından kesin kanaat bildirmeyen mevcut rapora göre sonuca gidilemeyeceği- Zira, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin imza incelemesinde son mercii olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmadığı (HGK.'nun 07.10.2009 tarih ve 2009/12-282 sayılı kararı)- O halde mahkemece, grafoloji ve yazı bilimi dalında uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan yeniden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Mahkemece bahsi geçen rapor hükme esas alınmak suretiyle itirazın reddine karar verilmiş ise de, alınan her iki raporda da imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı hususunda net bir görüş bildirilmemiş olup, raporlar bu hali ile kesin kanaat içermediğinden hüküm kurmaya elverişli olmadıkları açık olduğundan, mahkemece, grafoloji ve yazı bilimi dalında uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan yeniden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Bilirkişi raporu kesin kanaat içermediğinden bu rapora dayanılarak hüküm tesisinin doğru olmadığı, takip talebinde bulunan alacaklı bu talepte bulunmakla takip borçlusundan alacaklı olduğunu iddia ettiğine göre ispat yükü de alacaklıya ait olduğundan, mahkemece, bilirkişi masrafı alacaklıdan alınmak sureti ile yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Keşideci muris hakkında başlatılan icra takibi, muris hayatta iken başlayıp kesinleştiğine ve keşideci muris tarafından imza ve sahtecilik itirazı ileri sürülmediğine göre, sonradan mirasçıların, muris tarafından itiraz edilmeyen keşideci imzasına itiraz hakkının bulunmadığı- Mirasçı şikayetçilerin takibin kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin zamanaşımı şikayetleri incelerek bir karar verilmesi gerektiği-
Madde metninden de anlaşılacağı üzere, borçlu tarafından yapılan imzaya itirazın kabulü halinde, mahkemece 'takibin durdurulmasına' karar verilmesi gerektiği- Somut olayda, imzaya itiraz kabul edildiği halde, mahkemece 'takibin durdurulması' yerine 'iptaline' hükmedilmesinin isabetsiz olup hükmün bu nedenle bozulması gerekeceği-
Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda yalnız lehtarın ciro imzası yönünden imza incelemesi yapılmış, icra mahkemesine imzaya itiraz ile başvuran keşideci ... A.Ş. yönünden bir inceleme yapılmamıştır.- O halde mahkemece, bilirkişiden ek rapor alınarak, oluşacak sonuca göre keşideci ... A.Ş.'nin imzaya itirazı hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi isabetsiz olduğu gibi, hüküm kısmında hangi borçlu yönünden takibin durdurulmasına karar verildiği belirtilmeden davacı hakkında açılan davanın kabulü yönünde hüküm tesisi de doğru görülmediği-
Somut olayda, borçlunun itirazı üzerine takip geçici olarak durdurulmadığından borçlu aleyhine para cezasına hükmedilmesinin isabetsiz olduğu-
İmzaya itiraz edilerek icra takibinin durdurulması isteminde bulunulduğu, mahkemece, tefhim edilen kısa kararda, imzaya itiraz davasının kabulüne, takibin iptaline karar verildiği, gerekçeli kararda ise; imzaya itiraz davasının kabulüne, takibin durmasına karar verildiği, bu suretle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki meydana getiridiği, 10.4.1992 tarih ve 1991/7 E.-1992/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni olduğu-
Somut olayda takibe konu bononun, keşidecisinin H. Y., lehtarının ... A.Ş. olduğu senedin lehtar cirantanın beyaz cirosu ile alacaklı bankaya geçtiği bu hali ile alacaklının, takibe konu bonoyu imza itirazında bulunan borçludan devralmadığı anlaşıldığından, bu durumda alacaklının, bonoyu takibe koymada, ne surette kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğu kanıtlanmadan para cezası ve tazminat ile sorumlu tutulmasının isabetsiz olduğu-