Mahkemece takibe dayanak bono üzerinde yaptırılan inceleme sonucunda Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü öğretim üyelerinden oluşan heyet tarafından düzenlenen 05.05.2016 tarihli raporda özetle davacının resmi kurumlardaki belge asıllarına göre iki ayrı imza örneğinin olduğu, 1997 tarihli resmi senedin altındaki imzanın gerçek olması halinde dava konusu senetler altındaki imzanın davacının eli ürünü olduğu, diğer kurumlardaki davacı imzalarının gerçek kabul edilmesi halinde dava konusu senetler altındaki imzanın davacının imzası ile benzerlik oluşturmadığının belirtildiği, borçlu vekilinin 18.05.2016 tarihli duruşmada yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini ileri sürerek rapora itiraz ettiğinin görüldüğü, mahkemece, bahsi geçen rapor hükme esas alınmak suretiyle itirazın reddine karar verilmiş ise de, alınan raporun kesin kanaat içermemesi nedeniyle hüküm kurmaya elverişli olmadığı açık olup, anılan rapora göre sonuca gidilemeyeceğinden, mahkemece, uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan yeniden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Borçluların imzaya itirazlarının kabulü nedeniyle alacaklı aleyhine, asıl alacak yerine talep edilen toplam alacak üzerinden tazminat ve para cezasına hükmedilmiş olduğu görülmekle, hükmün belirtilen nedenle bozulması gerekir ise de, anılan yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılmadığı-
TTK'nun 682/2. maddesinde belirtilen şekilde kısmi ciro yapılmış olmakla, yapılan bu ciro bâtıl olup, ciro silsilesinin kopuk olduğu, takip dayanağı bonoya ilişkin olarak lehtarlardan birinin cirosu bulunmadığına göre, takip alacaklısı yetkili hamil olarak değerlendirilemeyeceğinden, mahkemece, şikayetin kabul edilerek İİK'nun 170/a-2. maddesi gereğince borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verilmesi gerekeceği-
İmza itirazı ile birlikte imza incelemesine esas olacak imza örneklerinin bulundukları resmi mercileri de bildirmiş olduğundan, mahkemece, öncelikle borçlunun belirttiği karşılaştırma yapmaya elverişli imzaların ilgili yerlerden getirtilerek, usulünce bilirkişi incelemesi yaptırılması, bilirkişi tarafından borçlunun bildirmiş olduğu imza örneklerinin rapor tanzimine yeterli görülmediğinin belirtilmesi durumunda ise, borçluya İİK. mad. 68a/5 uyarınca meşruhatlı davetiye tebliğ edilerek, geldiğinde, imza ve yazı örnekleri alınıp bilirkişi incelemesi yaptırılmak sureti ile sonuca gidilmesi gerekirken, bu usule uyulmadan doğrudan borçluya meşruhatlı davetiye gönderilerek gelmediğinden bahisle istemin reddinin hatalı olduğu-
Takipten sonra açılan menfi tespit davasında ancak İİK'nun 72/3. maddesi hükmüne dayanarak HMK'nun 209. ve 170. maddenin kıyasen uygulanarak mahkemenin talebi kabul ettiği, işbu kararda usul ve yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı anlaşıldığı-
Borçlu murisin imza itirazında bulunması ve yargılama sırasında borçlunun ölmesi üzerine, muris mirasçıları tarafından, daha önce açılan imza itirazına devam edilmiş ise de, mirasçıların, murisleri tarafından yapılan imza itirazını kötüniyetle sürdürdükleri kanıtlanamamış olduğundan, mirasçı borçlular aleyhine tazminata hükmedilemeyeceği-
İmzaya ve borca itirazın ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine yapılmasının zorunlu olduğu, bu sürenin hak düşürücü nitelikte olup; mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği-
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda imzanın kuvvetle muhtemelen borçlunun eli ürünü olmadığının bildirildiği dolayısıyla kesin kanaat bildirilmediği alacaklının mahkemeden, yeni bir rapor alınmasını istediği mahkemece söz konusu talebin kabul edildiği ancak duruşmada verilen iki haftalık kesin süreye rağmen (usul ve yasaya uygun olarak yapılan ihtar mevcuttur.) gerekli masrafın yatırılmadığı, diğer duruşmada da mahkemece, alacaklının bilirkişi raporuna dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verildiğinin anlaşıldığı, toplanan delillere göre borçlunun imzaya itirazının kabulüne karar verilmesi yerinde olduğu gibi HMK’nun 324. maddesi çerçevesinde alacaklı yönünden alınan kararın da usul ve yasaya uygun olduğu, öte yandan mahkemece, takibe konu çekteki imzanın borçlu eli ürünü olduğu kesin olarak tespit ve ispat edilemediği kabul edildiğine göre, bu durumda alacaklının kötü niyeti veya ağır kusuru ispatlanamadığından alacaklı aleyhine tazminata ve para cezasına hükmedilmesinin isabetsiz olduğu-
Hamiline düzenlenmiş olan takibe konu çekin ilk cirantası ile imzaya itirazı kabul edilen keşideci arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu somut şekilde belirlenemediğinden, ilk ciranta olan alacaklının, borçlunun imzasının sıhhatini bilecek durumda olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, borçlu tarafından, alacaklının senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu da ispatlanamadığına göre, mahkemece alacaklının tazminat ve para cezası ile sorumlu tutulması isabetsiz olup, kararın belirtilen nedenle bozulması gerekir ise de, anılan yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılmadığı-
Borçlunun icra mahkemesine başvurusu imzaya itiraz niteliğinde olduğundan, mahkemece İİK.mad. 170/3 gereğince itiraz kabul edildiğine göre, takibin "durdurulması" yerine "iptaline" hükmolunmasının isabetsiz olup, kararın belirtilen nedenle bozulması gerekir ise de, yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılmadığından kararın düzelterek onanması gerektiği-