İşverenin, sözleşme ile nakil yetkisini saklı tutması mümkün olduğu, ancak her hak gibi nakil yetkisinin de iyiniyet kurallarına uygun olarak kullanılacağı-
Vekilin üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlü olduğu- Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranışların esas alınması gerektiği- Vekilin vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olduğu- Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğünün daima mevcut olduğu- Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermeyeceği- Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekilin değinilen maddenin uyarınca sorumlu olduğu-
Yasanın, sigortalılık koşullarının bulunmaması karşısında, davalı Kurumu hatalı işleme sevk etmek suretiyle geçmişe yönelik primlerin tahsil edilmesi olgusuna hukuki bir sonuç bağlamadığı, davacının iyiniyetli kabul edilemeyeceği-
4721 sayılı Medeni Kanunun 3. maddesi hükmünce durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyet iddiasında bulunamayacağı, 1479 sayılı Kanunun 79. maddesi gereğince isteğe bağlı sigortalılık, sigortalılık tescil talebinin Kuruma intikal ettiği tarih itibariyle başlatılmakta olup, sahte kayda dayalı olarak yapılan zorunlu sigortalılık prim ödemelerinin, bu kaydın iptali karşısında geçmişe yönelik isteğe bağlı sigortalılık olanağı sağlamayacağı-
Mirasbırakanın annesinin, meskenin oğluna satıldığını bilmediğini kabul etmenin hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği, 14.2.1951 tarih 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca iyiniyet iddiasında bulanamayacak olan kimsenin kötüniyetinin karşı tarafa ispat ettirilmesine gerek bulunmadığı bu nedenle davalı adına yapılan tescilin Türk Medeni Kanunun 1024. maddesi hükmünce yolsuz olduğu-
Çocuğunun adına velayeten dava açan babanın maddi ve manevi tazminat talepleri iyiniyet hükümlerince kendi hesabına değil çocuğunun namına istediğinin kabulünün gerekeceği-
Üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazdı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edileceği-
Tapu kütüğündeki sicile, iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir aynî hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunacağı, bir aynî hakkın yolsuz olarak tescil edilmiş olması halinde, bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişinin bu tescile dayanamayacağı– «Kötüniyet iddiası»nın, def’i değil, itiraz olduğu, bu nedenle, «iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı»na bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği gibi, mahkemece de kendiliğinden nazara alınacağı–
Düzenlemeyi kabul ederek onay verdikten sonra kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmadığından söz ederek yükümlülüklerden kaçınılması iyiniyet kuralı ile bağdaşmayacağı-
743 sayılı Türk Medeni Kanununda gösterilen otuz yıllık (şimdi; 20 yıl)hak düşürücü sürenin dikkate alınabilmesi için mirasbırakanın ehliyetsizliği yanında davalının kötü niyetli olması da gerekeceği-