Taşınmazın edinme tarihinde davacının 8 adet bileziğiyle sağladığı katkının oranı belirlenerek taşınmazın dava tarihindeki değerine oranlanmak suretiyle davacının katkı payı alacağının tespiti, otomobil yönünden ise, davacının ziynet eşyaları ile sağladığı katkı ile aracın sürüm değeri üzerinden davacının değer artış payı alacağının belirlenmesi, hesaplanan değer artış payı alacak miktarının hesaptan düşürülmesi, kalan artık değer üzerinden 1/2 oranında katılma alacağının saptanması ve sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Tasarrufun iptali istemine ilişkin davada, Asliye Hukuk Mahkemesince, davacının temlik eden bankanın halefi sıfatıyla tasarrufun iptali davasını açtığı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu (yeni 5411 sayılı Bankalar Kanunu) gereğince görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu belirterek görevsizlik kararı verilmiş olması karşısında, taraflar arasındaki dava, Bankacılık Hukukundan yahut ticari ilişkiden değil, kredi sözleşmesinden doğan alacağa dayalı olarak davalıların mal kaçırma kastıyla hareket ettikleri iddiasına dayanan İİK. 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali istemine ilişkin olup, bu tür davaların İİK mad. 281 uyarınca genel mahkemelerde görülmesi gerektiğinden, Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevli olduğu-
Taşınmazın alacaklılarını zarara uğratmak amacıyla çıkar amaçlı suç örgütü mensubu olan davalıya temlik edildiğinden bahisle İİK nun 277 vd. maddeleri uyarınca tasarrufun iptali istekli olarak dava açıldığı, ıslah ile çıkar amaçlı suç örgütünün tehdit ve baskıları ile temlik edildiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunulduğu, tehdit iddiasına dayalı olarak açılan davada hak düşürücü sürenin geçtiği, davalıya yapılan temlikin inançlı işlem niteliği taşımadığı-
Her bir davacı alacaklının takip dayanağı alacağın konusunun farklı olduğu ve alacağın doğum tarihlerinin de farklılık arzettiği görüldüğünden, her bir davacı alacaklı yönünden borcun doğumu ve aciz hali gibi tasarrufun iptali şartlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği- Aralarında mecburi dava arkadaşlığı bulunmadığı halde, davanın bu şekilde birlikte yürütülüp sonuçlandırılmış olması usul ve yasaya aykırı olduğu-
Borçlunun iptale tabi tasarruflarının, kaynak yasanın Almanca metninde gösterildiği gibi, hukuki işlem kavramından daha geniş olan, onu da içeren ve kendisine hukuki düzenince hukuki sonuç bağlanmış olan hukuki fiilleri olduğu- Davalı borçlunun üzerine kayıtlı taşınmazlarına mal kaçırma amaçlı davalı üçüncü kişinin yaptığı takip nedeni ile haciz tatbik edilmesinin iptale tabi bir tasarruf olduğu-
Taşınmazın satışının borçlu aleyhine tazminat davası açılmasından hemen sonra ve değerinden düşük bir bedelle yapılması ve akabinde de açılan şufa davasının kabul edilmesi hususlarının muvazaayı göstereceği- Şufa davasının, alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik olarak kullanılması durumunda, şufa davasına konu tasarruf yönünden iptal davası açılmasına yasal bir engel olmadığı-
Tasarrufun iptali davasının şartlarından birisi de kesinleşmiş bir alacağın bulunmasının olduğu- İcra takibinin dava açıldıktan sonra yapılmış ve kesinleşmiş olmasının da mümkün olduğu-
Takip konusu alacağın davalı borçlunun bankadan 6.4.2007 tarihinde kullandığı krediye kefil olan davacının kefil sıfatıyla bankaya yaptığı ödemeden doğduğu, bu durumda davacı ile borçlu arasındaki borcun doğumunun 6.4.2007 tarihli kredi sözleşmesi olduğu kabul edilerek diğer dava koşulları ve dava konusu tasarrufun İİK 278, 279, 280.maddeler gereğince iptale tabi olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Borçlu tarafından damadına yapılan taşınmaz satışlarının muvazaaya dayalı olması sebebiyle davalılar arasındaki alacaklılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapılan satışın BK mad. 18 (TBK.m.19) gereğince iptaliyle borçlu adına tescilini talep ettiğinden, mahkemece, ilgili Ağır Ceza Mahkemesi ilamının kesinleşmesi beklenerek, alacak kesinleştiği takdirde davalılar arasındaki satış işlemlerinde danışıklık bulunup bulunmadığı konusu araştırılarak, davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları sonucuna varılması durumunda davacının alacağının tahsili için İİK mad. 283/1'e benzetme yoluyla uygulanmak suretiyle tapu iptaline gerek olmaksızın davacının alacağını alabilmesini sağlamak için davaya konu taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olmasının, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olmasının, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olmasının ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunmasının gerekeceği- Alacaklı vekilince, "takip konusu çekin, alacaklı ve borçlu şirket arasındaki ticaretten doğduğu" belirtildiğinden, öncelikle, alacağın çekin düzenlenme tarihinden önce doğduğunun davacı alacaklı tarafından ispatlanması gerektiği- Takip konusu borcun iptali istenen tasarruftan önce doğduğunun tespiti amacıyla davacı ve davalı borçlu şirkete delillerini bildirmesi için süre verilmesi, gerektiğinde tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre; takip konusu alacağın iptali istenen tasarruftan önce doğduğu ispatlanması halinde, iptal koşullarının araştırılması, ispatlanamaması halinde ise, davanın "önkoşul yokluğundan reddine" karar verilmesi gerektiği- Takip dosyası yönünden sunulmuş aciz belgesi olmadığından, bu konudaki eksikliğin davacı vekiline verilecek makul süre içinde giderilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
