Dava konusu olayda taşınmaz davacıların dayanağı olan belge ile kadastro tespitinden sonra fakat tespitin kesinleşmesinden önce davacıların dayanağı olan belge ile davalıların murisi tarafından davacıların murisine devredildiğinden tapuya kayıtlı taşınmazlar için öngörülen ve Medeni Kanunun 706, Tapu Kanununun 26 ve Borçlar Kanununun 213 (6098 sayılı TBK.nun 237) maddelerinde düzenlenen şekil şartının aranmayacağı, bu nedenle davacıların taşınmazların devrini her türlü delil ile ispatlama olanağına sahip oldukları, mahkemece davacıların dayanağı belgenin şekil şartına uyulmaması sebebiyle geçersiz olduğuna ilişkin görüşünün usul ve yasaya aykırı olacağı-
Nizalı taşınmazlarda sadece E. Çevik'ten davalıların yakın mirasbırakanı M. Çevik'e miras yoluyla intikal eden payların davacıya devredildiği gözetilerek sadece bu paylar bakımından iptale karar verilmesi gerekirken, temlik edilmediği halde A. Çevik'in 31.12.1990 tarihinde vefatı sonrasında M. Çevik'e intikal eden payları da kapsar şekilde iptal ve tescile karar verilmesinin doğru olmadığı-
Taksim sözleşmesinin yazılı yapılmasının ispat şartı değil, geçerlilik şartı olduğu, bu nedenle taksimin varlığına ilişkin tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği, bu hususun mahkemenin de kabulünde olduğu, ancak, TMK.nun 677/1. maddesi hükmüne göre terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde miras payının devri konusunda mirasçılar arasında yapılan yazılı sözleşmelerin geçerli olduğu, somut olayda, dava konusu taşınmazdaki davalılar R., N. ve G.ar’ın miras bırakanı G.ar’ın, miras payını davacıların miras bırakanı Muhittin’e devrettiğine ilişkin 21.11.1980 tarihli sözleşmenin, bozma ilamında da işaret edildiği gibi HUMK’un 297.(H.M.K m.206) maddesine uygun olup, TMK.nun 677/1 maddesine göre geçerli bir sözleşme olduğu, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 24.05.1985 tarih 2/5 sayılı kararına göre böyle bir sözleşmenin, iştirak hali bozulmadan Tapuda işlem yapılmasını sağlayacağı-
Dava konusu olayda; dava dışı Z. Akçiçek’in taşınmazdaki hissesini MK.nun 677/son maddesi hükümlerine göre, noterce düzenlenen miras payının devri sözleşmesi ile davacıların murisi M. Şişman'a 20 milyon TL bedel ile sattığına göre, dava dışı Z.'in miras payı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken taşınmazın tamamının tapu kaydının iptaline ve davacı adına tapuya tesciline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Sözleşmenin, bütün olarak tahlil edildiğinde miras payının devri niteliğinde olduğu, TMK.nun 706, BK. 213, TK. 26. maddeleri kapsamında değil, TMK.nun 677. maddesi anlamında değerlendirilmesinin gerektiği, anılan hükmün birinci fıkrasına göre, bu tür devir senetlerinin geçerliliğinin yazılı şekle bağlı olduğu, başka bir anlatımla mirasçılar arasında gerçekleştirilen miras payı devrinin geçerli olması için noterde ya da tapu sicil memuru huzurunda yapılmasının zorunlu olmadığı-
Ortaklığın giderilmesi davasında, Türk Medeni Kanunun 677.maddesi anlamında miras payı üzerine sözleşme niteliğinde bulunduğu, miras payını devralan mirasçıların davanın reddini istemelerine göre temyiz eden davacının kat mülkiyeti kurulu taşınmazın bağımsız bölümlerine yönelik temyiz itirazları yerinde olmadığı-
Davacılar adına yapılan pay temlikinin, vekil tarafından vekalet görevi kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmediği, davacıların iradesine uygun işlem yapıldığı-
Elbirliği ya da müşterek mülkiyet hükümlerine tabi tapusuz taşınmazlarda mirasçılardan veya müştereklerden birinin diğerine payının ya da miras payının devrinin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince her türlü delille kanıtlanabileceği-
TMK.nun 677. maddesi uyarınca tapuda kayıtlı taşınmazlarda miras payının devri konusunda mirasçılar arasında yapılan sözleşmenin geçerliliğinin yazılı şekle bağlı olduğu-
Dava konusu 358 ada 73 sayılı parselde söz konusu elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi halinde hukuki sonuç doğurmak üzere davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, elbirliği mülkiyet çözülmeden iptal ve tescile karar verilmesinin anılan madde hükmüne aykırı olduğu, taşınmaz elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğundan, mirasçılardan (davalılardan) bir tanesinin hükmü temyiz etmesinin doğurduğu hukuki sonuçlardan diğer ortakların da yararlanacağı, bu nedenle hükmün sadece bir mirasçı tarafından temyiz edilmesi yeterli olup, diğerlerinin herhangi bir temyiz isteğinde bulunmamalarının sonuca etkili olmadığı-