Takibin şekline göre icra müdürlüğünce yapılması gerekenin, İİK'nın 32. maddesi gereğince icra emri tebliğinden itibaren 7 gün içinde tehiri icra kararı sunulup sunulmadığı, sunulmadı ise cebri icraya devam edilerek, borçlunun menkul, gayrimenkul mallarının haczedilmesinden ibaret olduğu, şikayete konu takip dosyasında borçlulara 20.10.2024 tarihinde icra emri tebliğ olunduğu, süresinde cebri icraya devam edilmesine engel bir karar sunulmadığı; nihayet 08.11.2024 tarihinde icra dosyasına para geldiği, alacaklının da mevcut paranın ödenmesini talep ettiği; bu noktada yapılacak işlemin takibin geldiği aşama ve borçlu tarafından sunulan bir tehiri icra kararı/icranın geri bırakılması kararı olmadığından mevcut paranın alacaklıya ödenmesinden ibaret olduğu, Kanun'da olmayan "tehiri icra süreci başladı. yakında kararı gelecek..." gibi keyfi gerekçelerle mevcut paranın ödenmemesi yönündeki memur işleminin açıkça hukuka aykırı olduğu- Her ne kadar işbu şikayet tarihinden sonra 12.11.2024 tarihinde icra müdürlüğünce verilen mehil vesikası ve buna dayalı takibin durdurulması kararı ile ................... İcra Hukuk Mahkemesinin 13.11.2024 tarih ve ........... D. İş sayılı dosyasından verilen icranın geri bırakılması kararı mevcut ise de; gelinen aşama itibariyle söz konusu kararlar nedeniyle şikayetin konusuz kaldığından bahsedilemeyeceği, zira; şikayetin konusu, icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine dair müdürlük kararı olup, para halen veznede olduğundan şikayet tarihinden sonra verilen icranın geri bırakılmasına dair mahkeme kararının şikayeti konusuz bırakmayacağı, hal böyle olunca; İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin gerekçeli kararlarında da isabetli şekilde işaret edildiği üzere, işbu şikayet tarihi ve şikayete konu müdürlük kararının verildiği tarih olan 08.11.2024 itibariyle takip dosyasında icra müdürlüğünce verilen bir mehil vesikası bulunmadığı, icra müdürlüğünün, İİK’nın 36. maddesi prosedürünün başlatıldığını belirtmek suretiyle mahkemece teminatın kabulü ya da reddi kararı verilene kadar dosyadaki paraların alacaklıya ödenmemesine karar verme yetkisi de olmadığı nazara alındığında, icra müdürlüğünce, icra veznesine İİK’nın 89/1. maddesi uyarınca giren ve şikayet konusu yapılan paraların alacaklıya ödenmemesinin yasal ve geçerli bir dayanağı bulunmadığı anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesince, şikayetin kabulü ile şikayete konu icra müdürlüğü kararlarının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin konusuz kaldığından bahisle şikayet hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesinin isabetsiz olduğu-
Bozmaya uyma kararının, lehine bozma yapılan taraf için usule ilişkin kazanılmış hak doğuracağı- Vekilin asil adına haciz ihbarnamesine yapmış olduğu itiraz hukuki anlamda geçerli olup, tazminat davası açısından asili bağlarsa da, İİK m. 338/1 gereği üçüncü kişinin cezalandırılması isteğinin, cezanın kişiselliği prensibi de dikkate alınmak suretiyle ayrı bir yargılama usulüne tabi olduğu-
Sanığın eyleminin 2004 sayılı İİK'nun 338. maddesi kapsamında olduğu, suç tarihi itibariyle sanığa isnat edilen suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre davanın 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan zamanaşımı süresine tabi bulunması, suç tarihinin 23/03/2015 tarihi olduğu, sanığın savunmasının alındığı 11/06/2015 tarihi ile mahkeme karar tarihi arasında zamanaşımını kesen başkaca bir hüküm ve işlem bulunmaması nedeniyle, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin 11/06/2023 tarihinde yargılama sırasında gerçekleşmiş bulunduğunun anlaşılmasının bozmayı gerektirdiği- Müşteki/alacaklının 28/04/2015 tarihli şikayet dilekçesinde, davalı üçüncü kişi .......... İnşaat Turizm San. Tic. Ltd. Şti. hakkında açıkça tazminat talebinde bulunmasına rağmen, tazminatla ilgili mahkemece olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi isabetsiz olup, ayrıca gerekçeli karar başlığında, dava dilekçesinde husumet yöneltilen ve bozma ilamında davalı sıfatı ile yer alan üçüncü kişi ............ İnşaat Turizm San. Tic. Ltd. Şti.'nin davalı olarak gösterilmemesinin de hatalı olduğu-
İİK m. 89/3 uyarınca açılan menfi tespit davasının davacı-üçüncü kişi lehine sonuçlanması halinde; davacı-üçüncü kişinin önceki haciz ihbarnamelerine itiraz etmeyerek davanın açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasının hatalı olduğu, HMK m. 326 uyarınca aleyhine hüküm kurulan ve ön inceleme duruşmasından önce kabul beyanı bulunmayan davalı alacaklının, yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerektiği (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair Y. 3. HD. Kararı)-
Borçlunun üçüncü kişi nezdinde doğması muhtemel (müstakbel) alacaklarının, İİK'nin 78. maddesi kapsamında haciz müzekkeresi ile değil, ancak İİK'nin 89. maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderilerek haczedilebileceği; somut olayda borçlunun henüz doğmamış KDV iadesi alacağı için haciz müzekkeresi gönderilmesinin geçerli bir haciz tesis etmediği ve bu nedenle şikayetin kabul edilerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi gerektiğinden direnme kararının bozulması gerektiği-
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi gereğince, ilgilisine harcın tamamlanması hususunda takip eden celseye kadar süre verilmesi gerekirken, mahkemece müteaddit kereler iki haftalık ve bir aylık olmak üzere kesin süreler verildiğinin anlaşıldığı, mahkemece nispi harcın tamamlanmasına yönelik iki haftalık ve bir aylık olmak üzere 2 kez kesin süre verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmış olup, mahkemece, öncelikle davacıya birinci haciz ihbarnamesindeki borç miktarı üzerinden nispi harcı tamamlaması için Harçlar Kanunu'nun 30. maddesine uygun şekilde kesin süre verilerek, nispi harcın tamamlattırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesinin "davacı vekiline 1 aylık kesin süre verilmesine, tamamlamadığı takdirde, dosyanın harçlar kanunu gereği işlemden kaldırılacağının ihtarına", "2 haftalık kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde yerine getirmediği takdirde mevcut duruma göre karar verileceğinin ihtarına" şeklindeki ara kararları 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30. maddesine uygun olmayıp, mahkemece verilen kararın isabetsiz olduğu- İlk Derece Mahkemesince 21.12.2023 tarihli son celsede "süresinde harç tamamlanmadığından Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi gereği dosyanın işlemden kaldırılmasına" karar verildiği anlaşılmış olup, HMK'nın 150/1. maddesi uyarınca yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren 3 aylık süre içinde harç ikmal edilerek yenilenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, mahkemece 3 aylık süre beklenmeksizin verilen dava dosyasının işlemden kaldırılmasına ilişkin kararın nihai karar olmadığı görülmekle, kararın isabetsiz olduğu- Bu nedenlerle, İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesinin yok hükmündeki 04.01.2024 tarih ve ............ Esas, ............. Karar sayılı kararının bozulmasına, HMK'nın 373/2. maddesinin 3. fıkrası gereğince, usuli işlemlerin tamamlanması için dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .............. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar vermek gerektiği-
Takibin şekline göre icra müdürlüğünce yapılması gerekenin, İİK'nın 32. maddesi gereğince icra emri tebliğinden itibaren 7 gün içinde tehiri icra kararı sunulup sunulmadığı, sunulmadı ise cebri icraya devam edilerek, borçlunun menkul, gayrimenkul mallarının haczedilmesinden ibaret olduğu, şikayete konu takip dosyasında borçlulara 20.10.2024 tarihinde icra emri tebliğ olunduğu, süresinde cebri icraya devam edilmesine engel bir karar sunulmadığı; nihayet 08.11.2024 ve 11.11.2024 tarihlerinde icra dosyasına para geldiği, alacaklının da mevcut paranın ödenmesini talep ettiği; bu noktada yapılacak işlem takibin geldiği aşama ve borçlu tarafından sunulan bir tehiri icra kararı/icranın geri bırakılması kararı olmadığından mevcut paranın alacaklıya ödenmesinden ibaret olduğu, Kanun'da olmayan "tehiri icra süreci başladı. yakında kararı gelecek..." gibi keyfi gerekçelerle mevcut paranın ödenmemesi yönündeki memur işleminin açıkça hukuka aykırı olduğu- Her ne kadar işbu şikayet tarihinden sonra 12.11.2024 tarihinde icra müdürlüğünce verilen mehil vesikası ve buna dayalı takibin durdurulması kararı ile ............. İcra Hukuk Mahkemesinin 13.11.2024 tarih ve ............... D. İş sayılı dosyasından verilen icranın geri bırakılması kararı mevcut ise de; gelinen aşama itibariyle söz konusu kararlar nedeniyle şikayetin konusuz kaldığından bahsedilemeyeceği, zira; şikayetin konusu, icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine dair müdürlük kararı olup, para halen veznede olduğundan şikayet tarihinden sonra verilen icranın geri bırakılmasına dair mahkeme kararının şikayeti konusuz bırakmayacağı- Hal böyle olunca; İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin gerekçeli kararlarında da isabetli şekilde işaret edildiği üzere, işbu şikayet tarihi ve şikayete konu müdürlük kararının verildiği tarih olan 11.11.2024 itibariyle, takip dosyasında icra müdürlüğünce verilen bir mehil vesikası bulunmadığı, icra müdürlüğünün, İİK’nın 36. maddesi prosedürünün başlatıldığını belirtmek suretiyle mahkemece teminatın kabulü ya da reddi kararı verilene kadar dosyadaki paraların alacaklıya ödenmemesine karar verme yetkisi de olmadığı nazara alındığında, icra müdürlüğünce, icra veznesine İİK’nın 89/1. maddesi uyarınca giren ve şikayet konusu yapılan paraların alacaklıya ödenmemesinin yasal ve geçerli bir dayanağı bulunmadığı anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesince, şikayetin kabulü ile şikayete konu icra müdürlüğü kararlarının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin konusuz kaldığından bahisle şikayet hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesinin isabetsiz olup, bozmayı gerektirdiği-
Alacak üzerine konulan hacizlerin sırası ve önceliği bir başka şikayetin konusu olabilir ise de, haciz ihbarnamesine itiraz mahiyetinde kabul edilemeyeceğinden üçüncü şahsın haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmesi koşulu gerçekleşmediğinden alacaklının tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği-
Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesinin tüm koşullarının sıkı bir şekilde uygulanmayacağı belirtilmiş olmakla beraber bunun haber verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı- Tebligatın sıhhatinin değerlendirilmesi yönünden ise, haber verilen kişinin isminin ve sıfatının usulüne uygun bir şekilde tutanağa geçirilmesi gerektiğinin kabulü gerektiği-
Davanın açıldığı tarihte dava dışı şirket tarafından temlik işlemine muvafakat verilmediği, temlikin muvafakate bağlı olduğu, temlik işleminin yapıldığı tarihten itibaren ortada geçerli bir tasarruf işlemi bulunmadığı, davacının İİK m. 277 vd. uyarınca  tasarrufun iptali davasını açmakta haklı olmadığı anlaşıldığından; davanın dava şartı yokluğundan reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin de davalılar lehine hükmedilmesi gerektiği-