Kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında cebri icra tehdidi altında ödenen bir paranın geri alınmasına ilişkin olmayan, kira ilişkisi kapsamında hukuki sebep olmaksızın fazla tahsil edildiği ileri sürülen kira bedellerinin iadesine ilişkin davanın "istirdat davası" yerine "sebepsiz zenginleşmeye ve fazla ödemenin iadesine dayalı genel hükümler çerçevesinde bir alacak davası" olarak değerlendirilmesi gerektiği- Davacının dava dilekçesinde talebini “istirdat” olarak nitelendirmiş olması mahkemeyi bağlamayacağından, "davanın reddi" yerine, davacının amacının "fazla ödendiği ileri sürülen kira bedellerinin iadesinin sağlanması" olduğu gözetilerek, bu kapsamda uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiği-
"İlamda ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iade mümkün olmazsa ..... TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine" dair terditli hüküm kurulmuş olması durumunda, ziynet alacağının değerinin ilamda belirtildiğinin kabulü gerektiği- İcra mahkemesince "Örnek 2 icra emrinde ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmaması halinde 'İİK m. 24/3 gereğince hesaplanacak para alacağı üzerinden' ibaresi çıkarılarak yerine 'İİK. m. 24/4 gereğince ilamda yazılı değerin' borçludan istenmesine" şeklinde şikayetin "kısmen kabulüne" karar verilmesi gerektiği-
Alacaklı yana istihkak davası açmak için süre verilmesi yani haczin yapılış şekline ilişkin şikayet, terditli olarak da üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi istemi- Şikayetin kısmen kabulüne karar verilmesine rağmen terditli talep olan istihkak iddiasının reddi davası ile ilgili inceleme yapılıp olumlu-olumsuz bir karar verilmeksizin sonuca gidilmesinin hatalı olduğu-
Kurum işleminin iptali ve hizmet tespiti talebi- HMK m. 26, 124- Davacı asıl Kurum müfettişine verdiği (06.06.2016 tarihli) ifadesinde "davalı H.. . Ltd. Şti. hakkında bilgi sahibi olmadığını" beyan etmiş olmakla birlikte eldeki davada "iptal edilen çalışmasının fiilen, düzenli ve sürekli şekilde davalı H.. . Ltd. Şti'de geçtiğini" belirterek hizmetlerinin tespitini talep etmiş, 23.02.2021 tarihli duruşmada da "işyerlerinin birbirleriyle bağlantılı olduğunu, aynı anda iki işyerinin de işlerini yaptığını, iki şirketten bildirilen süre boyunca aynı anda iki işyerinde de aralıksız çalıştığını" belirtmiş, tanık "işyerleri birbirine yakın olduğu için zaman zaman işçi değişimi oluyordu" şeklinde beyanda bulunmuş, dava dışı Ltd. Şti. adına olan işyerinde yapılan işin mahiyetinin ve işyeri adresinin davalı şirketle aynı olduğu, sosyal güvenlik hakkının Anayasa ile güvence altına alınan temel bir insan hakkı olması yanında sigortalı olma hak ve yükümünden kaçınılamayacağına ve vazgeçilemeyeceği ve mahkemenin bu tür davaların kamu düzenine ilişkin olmasından ötürü resen araştırma ve delil toplama yükümlülüğü altında olduğu dikkate alındığında, gerçek işveren ya da işverenlerin tespit edilmesi gerektiği- Davalı şirket ile dava dışı şirketin aynı adreste faaliyet gösterdiği ve yargılama sırasında dinlenen tanıkların beyanları da birlikte değerlendirildiğinde verilecek hükmün sigortalıyı çalıştıran işverenin hak alanını da ilgilendirdiği ve onun yönünden bir takım sorumluluk ve yükümlülükler doğurabileceği belirgin bulunmakla, işverenin davalı Kurumla birlikte zorunlu dava arkadaşı konumunda yer aldığı ve husumette hata nedeniyle gerçek işverene de husumet yöneltilmesi gerektiği- Dava dışı işveren tespit edilerek HMK m. 124 uyarınca yöntemine uygun biçimde davaya katılımı sağlanması, bu işverenin göstereceği tüm kanıtlar da toplandıktan sonra yapılacak değerlendirme ile elde edilecek sonuca göre hüküm kurulması gerektiken (Bölge Adliye Mahkemesince) davacının iddiası ve talep sonucu dikkate alındığında HMK'nın 26. maddesine aykırı şekilde sonuca gidilemeyeceği şeklindeki gerekçe ile sosyal güvenlik hakkının vazgeçilmez ve devredilemez anayasal bir insan hakkı olduğu gözden kaçırılarak somut olayda uygulanma yeri olmayan HMK’nın 26. maddesine vurgu yapılarak verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun bulunmadığı-
Kesinleşen işe iade davasında parasal olarak belirlenmiş olan boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar alacağının işverenden tahsiline yönelik talep belirsiz alacak niteliğinde olmadığından, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair Yargıtay 9. HD. Kararı)-
Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri gereği 20 günlük mücbir sebep bildirim süresi bulunduğu- Davacı şirketin ise gecikmeli olarak ek süre talep ettiği, bunu takiben davalı idarenin de ihtarname göndermek ve tutanak tutmak suretiyle sözleşmeyi feshettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
İİK’nın 24. maddesinin Millet Meclisi Adalet Komisyonu gerekçesinde belirtilen “Hüküm fıkrasında sarahaten belirtilmiş olan değer”den kasıt, hüküm fıkrasında "borçlunun elinde bulunan falan taşınır malın teslimine, bulunamazsa bedeli olan şu kadar liranın ödenmesine" şeklinde terditli bir hüküm kurularak bedele de hükmedilmiş olması demek olduğu, İİK’nın 24 . maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde “Taşınır malın değeri, ilamda yazılı olmadığı veya ihtilaflı bulunduğu takdirde, icra memuru tarafından haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir olunur.” hükmünün olduğu, bu durumda icra dairesince ziynet eşyalarının değerinin haczin yapıldığı tarihteki rayice göre tespit edilmesi gerekeceği, bunun yanında takip dayanağı ilamın temyiz incelemesinde Yargıtay'ın ilgili dairesince uyuşmazlığın konusunun ziynet eşyalarının aynen iadesine ilişkin olduğunu belirtildiğinin görüldüğü, bu sebeple ziynet eşyalarının değerlerinin hükümde belirtilmesinin İİK’nun 24. maddesine göre menkul malın değerinin ilamda yazılı olduğu şeklinde değerlendirilemeyeceğinin anlaşıldığı, o halde, Bölge Adliye Mahkemesince, ziynet eşyalarının aynen iadesine mümkün olmaması halinde İİK’nun 24/4-2. cümlesinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davalı Vakfın genel kurul toplantısı hakkında açılan davada, mahkemece yeni yönetim kurulu üye seçimine dair alınan kararın mı iptaline yoksa genel kurul toplantısının mı iptaline karar verilmesi gerektiği- Talep aşımı- Genel kurul toplantısına davet için çıkarılan çağrıdaki usulsüzlük- Üç yıllık görev süresi dolmadan yönetim kurulu üyeliğine seçim yapılması-
Davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesiyle bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı uyuşmazlıkta, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate alınmayacağı- İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada; HMK m. 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm ihlâl edilmişse de bu hususun usule ilişkin nispi bir istinaf sebebi olduğu, bölge adliye mahkemesinin bu sebepleri kendiliğinden araştıramayacağı-
İlk Derece Mahkemesinin Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılan ilk kararına karşı alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulmaması borçlu lehine usuli müktesep hak oluşturmayacağı gibi alacaklının istinafa cevap dilekçesinde ödeme emri tebligatının öğrenme tarihinin 05/04/2019 olarak benimsenmesinin de şikayetin 16/04/2019 tarihinde yapılması karşısında 7 günlük yasal sürede yapıldığının kabulü anlamına gelmeyeceği, bu durumda, öğrenme tarihi kabul edilen, bilirkişi raporunun tebliğ tarihi olan 05/04/2019 tarihine göre, 16/04/2019 tarihinde yapılan ödeme emri usulsüz tebligat şikayetinin İİK'nun 16/l. maddesi gereğince öğrenme tarihinden itibaren yedi günlük sürede yapılmadığının anlaşıldığı- Borçlu tarafından her ne kadar şikayet dilekçesinde hacizlerin kaldırılması talep edilse de istinaf dilekçesinde açıkça talep edilmediği halde Bölge Adliye Mahkemesince talep aşılarak hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesinin yerinde olmadığı-
