İhtiyati tedbir talebi üzerine mahkemece, "tedbir talebiyle para alacağının güvence altına alınmak istendiği ve bunun da İİK'da düzenlenen ihtiyati hacze ilişkin olduğu" gerekçesiyle "re'sen ihtiyati hacze karar verilemeyeceği gibi ihtiyati haciz talebi üzerine resen ihtiyati tedbire de karar verilemeyeceği, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbirin birlikte talep edilmesi veya talep sonucunun açık olmaması hallerinde ise HMK m. 31 uyarınca talep sonucunun somutlaştırması istenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkının, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türü olduğu, kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı- Manevi tazminatın, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçladığı- Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılmasının olanaksız olduğu, bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edileceği ve hakimin, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahip olduğu-
Somut olayda İlk Derece Mahkemesince; dava İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davası olarak değerlendirilerek, bu davanın görülebilmesi için gerekli aciz belgesi istenilmiş ve ibraz edilememesi üzerine dava usulden red edilmiş ise de varılan sonucun dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmediği, davacı vekili dava dilekçesinde açıkça muvazaalı işlemin iptalini istemiş ve hakim ön inceleme oturumunda davayı muvazaalı işlemin iptali olarak değerlendirmiş olduğuna göre, mahkemece işin esasına girilerek ve BK'nın 19. maddesindeki muvazaa olgusunun araştırılarak, bu olgunun ispatı halinde davanın kabulüne, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
İcra müdürlüğünden gönderilecek bir muhtıra ile kamulaştırılan taşınmazın tahliyesinin mümkün olduğu, bunun yerine örnek 14 numaralı tahliye emri gönderilmek suretiyle takip yapılmasının doğru olmadığı, tahliye ve teslim kamulaştırmanın doğal sonucu olduğundan tahliyenin gerçekleştirilmesinin takip yapılmasına bağlı olmadığı- Alacaklının icra mahkemesine başvurusu, şikayet niteliğinde olduğundan, mahkemece istemin "itirazın kaldırılması" olarak nitelendirilmesinin de hatalı olduğu- Kamulaştırma Kanunu m. 20/1, cümle son gereğince, "itiraz ve şikayetin boşaltmayı durdurmayacağı ve mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği"- İcra müdürlüğüne yapılan itiraz takibi durdurmayacağından istemin kabulüne ve takibin devamına karar verilmesi gerektiği-
Sıra cetveline konu alacağın 2015 yılında temlik edildiği, sıra cetvelinde pay ayrılan alacaklıların haciz tarihlerinin ise 06/02/2018, 05/02/2018 ve 12/02/2018 tarihleri olduğu, paylaşıma konu bedel üzerine henüz haciz konulmadan, söz konusu paylaşım bedelinin şikayet eden üçüncü kişi tarafından alacağın temliki suretiyle devralındığı-
Davacı tapu maliki ile davalı idare arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmazların değerinin biçilmesi ve bedelinin tahsili-
Bölge Adliye Mahkemesince, "davacının katkı payı alacağı talebi olmadığı" gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu- Davacı vekilinin dava dilekçesinde "müvekkilinin fırıncılık yaparak davalının aşçılık yaparak çalıştığını, müvekkilinin çalışarak biriktirdiği paraların taşınmazların satın alınmasında kullanıldığını, edinilen malların yarı oranında müvekkilinin alacağı olduğunu" belirterek evlilik birliği içinde edinilen taşınmazların tasfiye anındaki değerinin yarısının faizi ile birlikte katılma alacağı olan müvekkiline verilmesini talep ettiği- İddianın ileri sürülüş şekline göre davanın, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vb.) yapılan katkı nedeniyle katkı payı alacağı, edinilmiş mallara katılma rejimini geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu mallara yönelik de katılma alacağı istemine ilişkin olduğu-
Hukuk seçiminin iş sözleşmelerinin özel niteliği ile işçinin işverene hukuki ve kişisel olarak bağımlılığı gereği zayıf taraf olan işçiyi korumak amacıyla ancak işçi lehine olmak kaydıyla sınırlı olarak tanındığı, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinde seçilen hukuka ilişkin hükümlerin genel işlem koşulu niteliğinde olup matbu hazırlandığı, sözleşme hazırlanırken sözleşmenin yapılması sırasında karşı taraf olan işçiye uyuşmazlığa seçilen hukukun uygulanacağı hakkında açıkça bilgi verilmediği, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlanmadığı ve işçinin bu koşulları açıkça kabul ettiğinin belirtilmediği, bu nedenle taraflar için bağlayıcılığı olmayacağından sözleşme hükümlerinin yazılmamış sayılması gerektiği- Yabancı hukukun uygulanmasına yönelik sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğu, Türk Hukukunun istikrarlı bir şekilde uzun süreden beri uygulanmasına rağmen sonradan görüş değişikliğine gidilmesinin hukuk güvenliği ile sürpriz karar verme yasağı ilkelerine aykırı olduğu, ayrıca taraflar arasında eylemli olarak iş ilişkisinde Türk Hukukunun uygulandığı, davacısı Türk ve işvereni de Türk Hukuk Mevzuatına tâbi olan uyuşmazlıkta Türk İş Hukukunun doğrudan uygulanan kurallar olması sebebiyle Türk Hukukunun uygulanmasının isabetli olduğu-
Yerel Mahkemece ve Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklandığı gibi davacılardan R. Ç., H. K. (devir sebebiyle İ. G.) ile davalıların murisi C. T. arasında akdedilen inanç sözleşmesi gözetilip yargılama yapılması gerekirken hukuki nitelendirmede hata ile 4721 sayılı TMK'nın 713 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki hükümlere dayalı gerekçe oluşturulmak suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesin isabetli olmadığı-