Ziynet alacağı davası- Davanın konusuz kalması- Davacının asli talebi ziynet eşyalarının aynen iadesine yönelik olup ıslah dilekçesi ile somut olarak tespit edilen ziynet eşyaları yanında, paketli olması ve keseye atılması nedeniyle tespit edilemeyen 87 adet hediyenin takdiri mahkemeye bırakılarak dava değerini belirlediği- İlk derece mahkemesince "somut olarak tespit edilen 118.046,06 TL değerinde ziynet eşyaları yanında 87 adet hediyenin çeyrek altın olduğu kabul edilerek 24.795 TL olmak üzere toplamda 142.841 TL alacağın faiziyle birlikte ödenmesine" şeklinde karar verilmiş ve bu karar davacı vekili tarafından 87 adet hediyenin tamamının çeyrek altın olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığı belirtilerek istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince "hükmün usul bakımından kaldırılması" nedeniyle bu itirazın incelenmediği anlaşılmakla, taraflar arasında ihtilafsız bir alacaktan söz edilemeyeceği- Kaldırma kararı sonrasında davacı vekilinin beyanına bakıldığında "davalı tarafından yapılan ödemelerin Mahkemenin ilk kararı doğrultusunda gerçekleştirildiği" anlaşıldığından ,"ilk kararda hüküm altına alınan ziynet eşyalarının bir kısmının aynen bir kısmının ise nakden iade edildiği ve bu şekilde borcun ödendiği" gerekçesiyle davanın konusuz kaldığından bahsedilemeyeceği- Yargılamanın yürütülerek taleplerin esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesinin istenmesinde davacının hukuki yararının bulunduğu-
Satış ilanının, aynı takip dosyasından yapılan ihalenin feshi talebinde bulunan vekile tebliği gerekeceği, talimat dosyasına ayrıca Av. ................'nin 09.02.2023 tarihinde vekaletname sunmuş olmasının ve söz konusu mahkeme kararının dosyaya ibraz edilmiş olmasının borçlunun takipte vekille temsil edildiği gerçeğini ortadan kaldırmayacağı, emredici nitelikteki bu düzenlemelerden kaynaklanan yasal zorunluluğa aykırı olarak, vekili varken asile gönderilen satış ilanı tebligatının yok hükmünde olup sonuç doğurmayacağı, şu hale göre, vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat zorunlu olduğundan, asile yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmamasının da sonuca etkili olmadığı-
Davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesiyle bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı uyuşmazlıkta, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate alınmayacağı- İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada; HMK m. 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm ihlâl edilmişse de bu hususun usule ilişkin nispi bir istinaf sebebi olduğu, bölge adliye mahkemesinin bu sebepleri kendiliğinden araştıramayacağı-
İlk derece mahkemesince usulüne uygun dayanılmayan tanıkların dinlenmesi şeklindeki yargılama hatasının, kamu düzenine ilişkin mutlak bir istinaf sebebi olmayıp taraflarca ileri sürülmesi gereken nispi bir istinaf sebebi niteliğinde bulunması ve davalı tarafça istinaf dilekçesinde bu usuli hataya açıkça dayanılmamış olması karşısında, bölge adliye mahkemesince istinaf sebepleriyle bağlılık kuralı aşılarak resen inceleme yapılamayacağı gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği- "İlk derece mahkemesince davalı erkeğe yüklenen kusurlu davranışlar usulüne uygun şekilde dayanılmayan tanık beyanları uyarınca hükme esas alındığı, bu karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, istinaf dilekçesinde tanık beyanlarının yeterli ve somut olmadığına ilişkin itirazın ileri sürülmesi nedeni ile bölge adliye mahkemesince verilen direnme kararının onanması gerektiği" görüşünün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
İstinaf incelemesinin, kamu düzenine aykırılık hâlleri ayrık olmak üzere münhasıran istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı- Dilekçeler teatisi aşamasında usulüne uygun şekilde dayanılmayan tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alınmasının kamu düzenini ilgilendiren mutlak bir istinaf sebebi olmayıp, tarafça ileri sürülmesi gereken nispi bir usul hatası niteliğinde olduğu- Nispi istinaf sebeplerinin Bölge Adliye Mahkemesince resen dikkate alınamayacağı ve mutlaka kanun yoluna başvuran tarafça açıkça ileri sürülerek karara olan etkisinin ortaya konulması gerektiği- Yargılama aşamasında karşı tarafın tanıklarının dinlenilmesine itiraz edilmemesi ve istinaf kanun yolu başvurusunda da bu usuli hatanın açıkça bir istinaf sebebi olarak gösterilmemesi karşısında, kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyen bu hususun istinaf merciince kendiliğinden denetim konusu yapılarak delillerin dışlanmasının istinaf sebepleriyle bağlılık ilkesine aykırılık teşkil ettiği-
Dava dilekçesinde "saklı payların verilmediğinden bahsedilerek mahfuz hisse araştırması yapılmasının" talep edildiği, mahkemece ana vakıaya zımnen bağlı olan tenkis istemi yönünden hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında talebin açıklattırıldığı, davalı tarafın bu yöne ilişkin itirazları reddedilerek yargılamaya tenkis istemi yönünden devam edildiği, buna karşılık davanın reddine ilişkin gerekçeli kararda davacıların tenkis talebi yönünden hüküm kurulmadığı, ne var ki karar gerekçesinde "sonradan sunulan dilekçe tarihi dikkate alındığında hak düşürücü sürenin dolduğundan" bahsedildiği, bu karara karşı davacılar vekili tarafından sunulan istinaf ve temyiz dilekçelerinde ısrarlı şekilde "tenkis talebi yönünden" bir karar verilmemesinin açıkça itiraz konusu yapıldığı dikkate alındığında, dava dilekçesinde tenkis talebi yönünden yeterli açıklamanın bulunduğu, dolayısıyla hak düşürücü sürenin dolmadığı ve tenkis istemi yönünden eksik harcın tamamlatılıp esasa girilmesi gerektiği- "Davacıların dava dilekçesinde tenkis talebine ilişkin iddianın yer almadığı, saklı pay ihlâlinin vasiyetnamenin iptali sebebi olarak ileri sürüldüğü" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından kabul edilmediği-
Şikayet dilekçesinin incelenmesinde; şikayetçinin, davalı olarak 13/11/2023 tarihli ihale alıcısı olan ...............’i göstererek husumeti anılan ihale alıcısına yönelttiği, sair nedenlerle birlikte, 12/10/2023 tarihli ihalede, en yüksek peyi sürerek ihaleyi alan hissedar ...............’nın ihale bedelini yatırmadığını, bu suretle taşınmazın yeniden ihaleye çıkarılmasını ve sonraki ihalede kardeşi .............’in taşınmazı düşük bedelle almasını sağlayarak ihaleye fesat karıştırıldığını ileri sürdüğü görülmüş olup, dilekçe içeriğinden, istemin 13/11/2023 tarihli ihaleye ilişkin olduğu ve şikayetin 17/11/2023 havale tarihli dilekçe ile yasal 7 günlük süresi içerisinde yapıldığı anlaşıldığından, Bölge Adliye Mahkemesince; şikayetin 13/11/2023 tarihli ihaleye ilişkin olduğu ve yasal süre içerisinde yapıldığı dikkate alınarak anılan ihale yönünden, ileri sürülen fesih nedenlerinin esası incelenerek karar verilmesi gerekeceği-
Davalı erkek aleyhine tespit edilen, hükmedilen ve temyize konu edilen toplam miktar 211.253,32 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davalı-davacı erkek vekilinin asıl dava yönünden temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerektiği- Mahkemece, taşınmazın davalı erkek adına ilk edinme tarihinin taşınmazın edinme tarihi olduğu kabul edilerek davacının ziynet eşyaları ve babasının katkısı ile taşınmazın ilk edinilmesinde katkısı olduğu da mevcut delil itibariyle sabit olduğundan, davacının taşınmazın edinilmesine ziynet eşyaları ve babasının katkısı ile yaptığı katkı payı oranı ve katkı payı alacağı belirlenerek ve usuli kazanılmış haklar da gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, işbu taşınmaz yönünden dava, katılma alacağı olarak nitelendirilerek hatalı hukuki nitelendirme ile karar verilmesinin hatalı olduğu-
İnançlı işlem ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı şirket hisselerinin terekeye iadesi talebinde; davalı tarafından imzalanmış "beyanname" başlıklı belgelerdeki imzaların aidiyetinin kesinleşmesi karşısında bu belgelerin ikrar ve taahhüt niteliğinde olduğu, murisin sağlığında mirasçıların dava açma hakkı bulunmadığından "uzun süre sessiz kalma" gerekçesiyle davanın reddedilemeyeceği-
Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkının, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türü olduğu, kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı- Manevi tazminatın, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçladığı- Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılmasının olanaksız olduğu, bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edileceği ve hakimin, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahip olduğu-
