Bilindiği üzere ve kural olarak, ham toprak niteliğinde tespit ve tescili yapılan bir yerin koşulları gerçekleştiğinde zilyetlikle iktisabı olanaklıdır. Bunun için tespit tarihinden önceki en az 20 yıllık sürenin aralıksız ve çekişmesiz olarak ilgilisi lehine gerçekleşmesi gerekir. Dava konusu yer davacı tarafından ekonomik amaca uygun olarak tarımsal faaliyetlerde kullanılmadığı dinlenen davacı ve davalı tanıkları ile ziraat bilirkişisi raporunda belirlenmekle davacının davasının reddine karar verilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Taksim iddiası davalı ile yargılama sırasında davaya dahil edilen kök murisin diğer mirasçılarının da kabulünde olduğundan çekişme konusu taşınmazın tapusunun iptali ile miras bırakan mirasçıları olan davacılar adına tesciline karar verilmesi gerekeceği-
Somut olayda, temlikten kısa bir süre sonra eldeki davanın açıldığı, dava açıldıktan 3 gün sonra dava konusu taşınmazın dahili davalı E.diz'e devredildiği, davacı ipotek yapmak istediği halde iradesi fesada uğratılarak (hileye düşürülerek) işlemin satış şeklinde yaptırıldığı, ikinci el konumundaki E.diz'in tüm bu işlere aracılık eden E. ve E. kardeşlerden E.'ın avukatı olduğu, dahili davalının 11.02.2002 tarihinde taşınmazı edindiği halde taşınmazda oturmayı sürdüren davacıya ne bir ihtarname keşide ettirdiği, ne de taşınmazı tahliye etmesi hususunda bir dava açtığı, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu anlatımlar karşısında dahili davalı E.diz'in durumu bilen ve bilmesi gereken kişi konumunda olup TMK'nun 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varıldığı-
Yargılama harç ve giderlerinin, kural olarak davada haksız çıkan yani aleyhine hüküm verilen tarafa yüklendiği- Adli yardım talebi kabul edilen davacının açtığı davanın reddedildiği gözetilerek yaptığı yargılama giderleri ve davalı yararına avukatlık ücretinden sorumlu tutulmasına karar verilirken yargılama harcından sorumlu tutulmamasının kamu düzenini ilgilendirip, red harcına da hükmedilip bunun da davacı tarafa yükletilmesinin gerektiği-
Dava tereke adına açılmadığına göre, dava dışı mirasçının dahil edilmek suretiyle davanın sürdürülebilme olasılığı bulunmadığından pay oranında açılan davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu-
Yurt dışında yaşayan davacının Türkiye'deki taşınmazların rayiç değerini bilmemesinin olağan karşılanması, taşınmazın bulunduğu mahallenin muhtarı olan aynı zamanda emlak alım satımı ile ilgilenen H.'in davacının bu tecrübesizliğinden yararlanarak gerçek değerinin altında bir bedelle bu taşınmazı elde ettiği- İlk el konumundaki H.'e yapılan temlikin gabin nedeniyle geçersiz olduğu- H. ile N. arasındaki işbirliğinden dolayı N.'ın da iyiniyetli olmadığının açık olması sebebiyle davanın kabulünün gerektiği-
Tapu siciline iyiniyetle güvenerek ayni hak kazanımında tarafların küçük sayılabilecek bir muhitte yaşamaları edinenin aynı taşınmazda daha önceden payının ve bu paya karşılık kullandığı yerinin bulunması ve taşınmazı iyi bilmesi sırf bu nedenle bile iyiniyetli sayılamayacağı-
Davada ileri sürülen iddiaya göre, taşınmazın intikali ve satışı sırasında davacı bizzat hareket ederek kendi payını sattığından, bu davacının payı yönünden davanın dinlenemeyeceği, diğer davacının payı bakımında ise; ilk el durumundaki davalıya yapılan satış işleminin, vesayet altındaki vekil tarafından gerçekleştirilmiş olması nedeniyle yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu ve ikinci el konumundaki davalının ise TMK'nun 1023. maddesine göre iyiniyetli müktesip olmadığı belirlendiğine göre, sadece bu davacının payı bakımından davanın kabulü ile bu pay yönünden iptal ve tescile karar verilmesi gerektiği-
Taşınmazın intikali ve satışı sırasında davacı bizzat hareket ederek kendi payını sattığından, davacı payı yönünden davanın dinlenmesine olanak olmayacağı-
Davacı M. E., her nekadar taşınmazın ihale yoluyla satılmış ise de ihalenin dayanağı olan icra takibine ilişkin herhangi bir borcunun olmadığını belirterek menfi tespit davasının mahkemece kabulle sonuçlandığı ve davalı tarafın temyiz ettiği, ancak dosya temyiz aşamasında iken davacı tarafından dilekçe ile ibranamedeki imzanın sahte olduğu ve menfi tespit davasından feragat ettiğini bildirmesi üzerine anılan dilekçe dikkate alınarak bir karar verilmek üzere kararın bozulduğu ve dosyanın yerel mahkemesine iade edildiği, ancak feragat eden davacının feragatı ikrah sebebiyle yaptığını bildirdiğinden davalılar hakkında ... sayılı derdest ceza davasının açıldığı, ayrıca menfi tespit davasının da derdest olduğunun görüldüğü- Açılan menfi tespit davasının lehte sonuçlanması halinde icra ihalesi suretiyle yapılan satışın hukuki dayanaktan yoksun kalacağı ve Z. adına oluşan sicil kaydının T.M.K. 1025. maddesi gereğince yolsuz tescil durumuna düşeceği, böylesi bir durumda da ikinci el konumunda bulunan davalı N.. bakımından T.M.K.'nun 1023. maddesinin koşullarının gözetilmesi gerekeceği- Menfi tespit davasının sonucunun beklenmesi, ondan sonra yukarıda anlatılan ilkeler gereğince işin değerlendirilmesi, menfi tespit davası ve ceza davası ile ilgili dosyalarda irdelenmek suretiyle eldeki davada sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği-
