Haciz tarihinde takipte taraf olmayan 3. kişi adına kayıtlı olan taşınmazın borçlunun borcu için haczinin mümkün olmayacağı, uyuşmazlığa konu tescil kararı hacizden sonra verilip kesinleştiğinden taşınmazın, haciz şerhi ile birlikte 3. kişilere intikal edeceği, bu durumun, TMK mad. 1023'te tanımlanan 'tapuya güven ilkesinin' de doğal bir sonucu olduğu, sonuç itibari ile, haciz tarihinde borçlu taşınmazın hissedarı olduğundan ve haciz tarihinden önce davacı ve diğer mirasçılar lehine verilmiş ve kesinleşmiş bir tapu iptal ve tescil kararı bulunmadığından konulan haczin yasaya uygun olduğu-
Yapılan sözleşme gereğince taşınmazın mülkiyetinin davalı belediyeye devredilmesinden sonra dava konusu taşınmaz sağlık hizmetleri görülmek üzere tahsis edildiği, ancak sağlık hizmetlerinin devam etmemesi nedeniyle taşınmazın giriş katının Dernek tarafından kullanıldığı, kalan kısmının atıl olarak bırakıldığı, akte uygun kullanılmadığı- Tapu iptali ve tescil istenmiyle açılan davada, dava konusu taşınmazı bağışlayan dava dışı bazı kişilerin vefat ettikleri, sadece bir kişinin sağ olduğunun nüfus kayıtlarından anlaşıldığı ancak taşınmaz bu şahsın da mülkiyetinde olmadığından davacının isteminin yerinde olduğu-
Davacı ile davalı arasında düzenlenen belgenin İçtihadı Birleştirme Kararında öngörülen inançlı işlemin belgesi niteliğinde olduğu açık olduğundan TBK. mad. 97 uyarınca belgede sözü edilen miktarı mahkeme veznesine depo etmesi için davacıya süre verilmesi, yatırdığı takdirde davalının diğer davalının vekili olması nedeniyle kayıt maliki şahsın durumu bilen ya da bilmesi gereken kişi konumunda olduğu, dolayısı ile TMK. mad. 1023 'ün koruyuculuğundan yararlanamayacağı gözetilerek davanın kabul edilmesi, aksi halde davanın reddedilmesi gerektiği-
Davalının taşınmazın boşanma protokolü ile davacıya bırakıldığını bildiğine ve taşınmazı muvazaalı olarak edindiğine ilişkin bir kanıt bulunmadığı, yani davalının kazanması TMK'nın 1024. maddesi uyarınca yolsuz tescil olmayıp, TMK'nın 1023. maddesi gereği kazanımının korunması gerekeceği-
27.12.1939 tarih, 11/60 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davacı üzerindeki sicil kaydını kendi adlarına intikal ettiren davalıların ilk el, onlardan edinen diğer davalının ise ikinci el durumunda bulundukları, ilk eller adına oluşan kaydın yolsuz tescil niteliği taşıdığından TMK'nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacakları, ancak, onlardan, sicilin aleniliği ve güvenirliği prensibine istinaden edinen diğer davalının ikinci el konumunda bulunduğu için koşullarının gerçekleşmesi halinde aynı Yasa'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacağı-
Çekişmeli taşınmazın davalıya temlik edildiği tarihte, davacının hukuki ehliyete haiz olmadığının Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan raporla saptanması ve taşınmazı edinen davalının da konumu nedeniyle durumu bilen ya da bilmesi gereken kişi durumunda olması nedeniyle TMK'nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı-
Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edildiği, bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirildiği , öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi toprak olduğu, işte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlendiği, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağladığı, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul ettiği, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duyduğu, belirtilen ilke TMK'nin 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer aldığı, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre "bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörüldüğü-
Taraflar damat - kayınvalide olsalar da iddianın yazılı belge ile kanıtlanmasının zorunlu olduğu- İddiasını ispatla mükellef olan davacının tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin davada böylesi bir delili bulunmuyorsa nihai olarak başvuracağı çarenin akidine yönelteceği yemin olduğu- Davacı, dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmış olup, yargılama sırasında da karşı tarafa yemin teklif ettiğini bildirerek bu doğrultuda yemin metnini hazırlayıp evrak arasına sunduğu halde, mahkemece, davacı tarafa yemin hakkı kullandırılmadan, iddiasının yazılı belge ile ispatlanması gerektiğinden bahisle sonuca gidilmiş olması hatalı olup, davacının yemin deliline dayandığı gözetilerek, hazırladığı yemin metninde belirtilen hususlardan; davalının kendisinden kaynaklanan (onun zatından sadır olmuş) vakıalar ve fiiller hakkında davalı tarafa yemin önerme olanağının tanınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği-
Eksik ödemesi olan bir üyenin konut karşılığı tazminat alacağının hesaplanma şekli- Uzman bir bilirkişi heyetinden kooperatif kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak, kendisine konut tahsisinin mümkün bulunmadığı belirlenen davacının ödemelerinin (devralanın söz konusu üyelikle ilgili yaptığı ödemeler dikkate alınmadan) belirlenmesi, eksik olması halinde tazminat hesabı yapılması, ödemelerinin tam olması bağımsız bölümün dava tarihi itibariyle rayicine hükmedilmesi gerektiği- Eşitlik ilkesi (Koop. Kan. mad. 23) gereği, tüm ortaklara konut tesliminin aynı tarihte ve emsal üyelerin ödemeleri nazara alınarak aynı nitelikte yapılması gerektiğinden, dairelerin teslim edildiği tarih ve teslim edilme anındaki niteliğinin eşitlik ilkesi uyarınca değerlendirilmesi ve bu kapsamda kira kaybı isteminin yerinde olup olmadığının irdelenmesi gerektiği- Adına tescil gerçekleştirilen davalının muvazaalı ve kötüniyetli hareket ettiğinin ve dolayısıyla haksız fiil sorumluğunun (TBK. mad. 49) belirlenmesi durumunda, kooperatif ile ilgili davacıya konut verilememesi nedeniyle konut yerine tazminatın belirlenmesi ve kira kaybının hesaplanması ilkeleri çerçevesinde belirlenecek tazminat ve kira kaybından davalı kooperatif ile birlikte sorumlu tutulması, muvazaa ve kötüniyetinin ispat edilememesi ve dolayısıyla haksız fiil sorumluluğunun saptanamaması durumda tazminat ve kira kaybı talebinin adına tescil gerçekleşen davalı yönünden reddi gerekeceği-
28.07.1941 tarih 4/21 sayılı YİBK ile Kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda iyiniyetin varlığının asıl olduğu, ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı, 08.11.1991 tarih 4/3 sayılı YİBK ile, iyi ve kötü niyeti belirmiş olan bir kişinin kötü niyetli bulunduğunun ayrıca ispatlanmasının gerekmediği, vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunmayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötü niyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine sebep ve vecih kalmayacağından dava hakkının doğumunu sağlayan ve bertaraf iyi veya kötü niyetinin bu durumda mahkemece resen nazara alınacağı, o halde; mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların iyiniyetli oldukları yönündeki savunmaları üzerinde durularak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceği-
