Vasi tayini davasının eldeki dava için bekletici sorun sayılması, vasi tayin edildiğinde husumete izin kararı da sağlanarak davanın yürütülmesi, bundan sonra işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olmasının isabetsiz olduğu-
Vesayet işlerinin, kamu düzeniyle ilgili olduğundan, aksine bir hüküm bulunmadıkça resen araştırmaya tabi olduğu, ilgilinin sevk edildiği adli tabiplik; yaptığı muayene sonucu düzenlediği 8.2.2010 tarihli raporda, “sorulan hususlar hakkında yeterli kanaat oluşmadığını belirterek Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan görüş alınmasının uygun olduğunu” bildirdiğine ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığı da kişinin “tüm tıbbi evrakı ile adli tahkikat dosyasını istediğine” göre, dosyanın bütünüyle Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek, orada verilecek raporun neticesine göre hüküm kurulmasının gerekeceği-
Boşanma davasında, TMK. mad. 405 uyarınca davacı kocanın ruhsal rahatsızlığının olup olmadığının ve vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön mesele sayılacağı-
Tazminat davası sona ermeden önce ceza mahkemesinin kesinleşen kararı ile 28 yıl hapis cezasına mahkum olmakla yasal kısıtlılık altına girmiştir, Borçlar Kanununun 35 ve 397. maddeleri hükümlerine göre aksi sözleşmeden veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça vekalet gerek vekilin gerekse müvekkilin ehliyetinin ortadan kalkması ile son bulur; böylece Avukatın ceza kararının kesinleşmesinden itibaren davalı yasal kısıtlıyı temsil yetkisi kalmadığından davalı yasal kısıtlıya Türk Medeni Kanunu'nun 407. maddesi uyarınca bir vasi tayin edilip edilmediği ve aynı kanunun 462. maddesi gereğince vasinin dava açmaya izinli kılınıp kılınmadığının araştırılmasının gerekeceği-
Davacı koca, dava tarihinden önce Türk Medeni Kanunu’nun 405. maddesindeki sebeple kısıtlandığına göre bu tarihten sonra açılan boşanma davasında dava ehliyetinin olmadığı, davanın kısıtlı adına kanuni temsilcisi (vasi) tarafından açılmasının gerekeceği-
Mahkemece, öncelikle davacıya vasi tayinini gerektirir bir durum bulunup bulunmadığının saptanması, vasi tayini davasının eldeki dava için bekletici sorun sayılması, davacıya vasi tayin edildiğinde husumete izin kararı da sağlandıktan sonra davanın yürütülüp davacının temlik sırasında hukuksal ehliyetten yoksun olup olmadığının Adli Tıp Kurumu raporu ile belirlenmesi, ondan sonra işin esası hakkında bir hüküm kurulması gerekirken anılan husus göz ardı edilerek yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisinin isabetsiz olduğu-
Dava, kayyım tarafından açılmış olup; vesayet makamı tarafından verilmiş dava açma izni (TMK.md.462/8) bulunmadığından bu konuda kayyıma mehil verilmesinin gerekeceği-
Dava tarihi itibarıyla sağ olan kişi adına ehliyetsizlik iddiasına dayalı olarak çocukları tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasının reddinin gerekeceği-
Paylaşma sözleşmesi ile küçüğe bırakılacağı bildirilen taşınmazların sürüm değerleri keşfen belirlendikten sonra önerilen paylaşma şeklinin vesayet altındaki küçüğün menfaatine uygun düşüp düşmeyeceğinin tartışılıp değerlendirilmesinin gerekeceği-
Bu durumda, mahkemece öncelikle TMK 426 maddesi hükmü uyarınca vesayet makamına keyfiyetin bildirilerek davacı asile bir vasi atanmasının temin edil­mesi ve vasi atandığı takdirde TMK 462 maddesi hükmü uyarınca husumete izin kararı alınması ve bu şekilde ta­raf teşkilinin sağlanmasından sonra işin esasına girilerek neticeye gidilmesi gerekeceği-