Tüketici işlemi niteliğindeki banka kredileri nedeniyle hayat sigortası yapılmış olması durumunda, bankanın poliçe limitleri dahilinde kalan kredi alacağını öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi gerektiği, bu hususun, banka tarafından tüketicinin mirasçıları (halefleri) hakkında dava açılabilmesinin ön şartı olduğu- Banka tarafından tüm hukuki yollar tüketilmeden mirasçılara karşı takip başlatılmasının dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceği (BAM Hukuk Dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemi)-
İpoteğin fekkine ilişkin davalarda dava değeri olan ipotek bedeli üzerinden nispi harç ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ("Davacının dava tarihinden önce ipoteğin kaldırılmasını talep etmediği, ipoteğin kaldırılması için davacı tarafından ipotek fek masrafı ödenmesi gerektiği, davacının kötüniyetli olarak vekalet ücreti kazanma amacıyla davayı açtığı, hakkın kötüye kullanıldığı" iddialarının kabul görmediği)-
Marka hukukuna egemen olan ülkesellik ilkesi göz önünde bulundurulduğunda davacının ülkemizde marka tescili bulunmadığı, bu nedenle yurt dışındaki marka tescillerine dayalı olarak davalının ülkemizde gerçekleştirdiği marka tesciline engel olamayacağı- Markanın tescilinin kötüniyetli olduğuna dair iddia, somut ve açık bir biçimde ispatlanamadığından anılan markanın hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği-
Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin amacının, tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanılarak hukuki sorumluluktan kaçınmayı önlemek, hakkaniyeti sağlamak olduğu- Temelini Medeni Kanun m. 2'de düzenlenmiş olan dürüstlük kuralından alan bu teori ile uygulamada şirketlerin tüzel kişiliğin perdesine sığınarak alacaklılarına borçlarını ödemelerinden kaçınmalarına engel olunmak istendiği- Perdeyi aralamak teorisiyle, tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı durumlarda farklı tüzel kişilik savunması kabul edilmeyerek perdenin arkasındaki kişi sorumlu tutulabildiği- Başka bir anlatımla perdeyi aralama teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan üyelerin, üyelerin borcundan tüzel kişinin ya da ana ortaklıkla yavru ortaklıkların özdeş kılınarak sorumlu tutulmasına olanak sağlandığı-
Aidat yükümlülüğü bulunan bir kooperatifte ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi, genel kurullara katılmaması kooperatifle hiçbir ilişki kurmaması üyelik haklarından zımnen vazgeçtiği, eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı anlamına geldiği ve böyle bir ortağın açtığı davanın TMK'nın 2 nci maddesinde öngörülen iyiniyet kuralına aykırı düştüğü- Davalı kooperatifin davacının son kiracısı olarak bildirdiği kişiye 2015 yılında ihtarname çekerek 2009 yılından beri dairede fuzuli şagil olduğunu bildirerek ecrimisil bedellerinin kendisine ödenmesini istediği, bu kişi ile kooperatif arasında 2015 yılında kira sözleşmesi yapıldığı, bu durumda davacının kooperatif üyeliğine istinaden kendisine tahsis edilen bağımsız bölümü 2015 yılına kadar kullandığı, bu tarihe kadar davacı aleyhine men'i müdahale talebinde bulunmayan kooperatifin 2015 yılında davacı tarafından bağımsız bölüme yerleştirilen 3. kişiye ecrimisil ödemesi hususunda ihtar çekmesinin bu tarihe kadar davacının taşınmazda zilyet olduğu gerçeğini değiştirmeyeceği- Davalı kooperatifin 2015 yılına kadar davacıyı kooperatife ait daireden çıkartmadığı bu doğrultuda bir işlem yapmadığı anlaşıldığına göre bu hususun kooperatifin davacının üyeliğinin devam ettiğini benimsediği olarak yorumlanacağı, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Uzun süreli kira sözleşmelerinde edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi durumunda kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanması için her zaman “uyarlama” davası açılabileceği-
Resmî şekilde yapılmayan taşınmaz satış sözleşmelerinin geçersiz olduğu- Davacılar tarafından yapılan binaların değerinin arazi değerinden fazla olmadığından, temliken tescil şartlarının oluşmadığı- "Davalıların, davacıların pay satın aldıkları taşınmazdaki 40 yıllık zilyetliklerine karşı çıkmamalarının haricen yapılan satışa ahde vefa göstermeleri anlamına geldiği, bu durumda hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki satışın resmî şekilde yapılmadığı yönündeki davalıların savunmasına değer verilmesinin doğru olmadığı, harici satışa değer verilmek suretiyle davacıların tapu iptali ve tescil talebinin kabulü gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Uyuşmazlık, davalılar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince inşa edilen ve adi yazılı gayrimenkul satış sözleşmesi ile davacıya devri taahhüt edilen bağımsız bölümün tapusunun iptali ile tescili istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, kooperatif üyeliğinin tespiti istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davasından dolayı..
