Herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağı- Mümeyyiz olmayan kimsenin, temyiz kudretini haiz olsa idi aynı surette hareket edecek, yani normal zekalı bir insan dahi aynı tarzda muamelede bulunabilecek idi ise, ehliyetsiz olduğundan bahisle muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürememesi gerektiği- Hâkimin, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar verebileceği-
Uyuşmazlığın davalı şirketin birlikte imza ile temsil ediliyor olması karşısında davalı şirket temsilcisi tarafından tek imzası ile düzenlenen 01.12.2007 tarihli hizmet sözleşmesinin davalı şirketi bağlayıp bağlamayacağı noktasında toplandığı-
Uyuşmazlığın somut olayda davacıların murisinin kooperatif üyeliğinin tespitine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplandığı-
İdare tarafından ihale ile verilen işin gerçekleştirilmesi amacıyla taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğu ve sözleşme ile adi ortaklığı temsil ve yönetim yetkisinin davalı ortağa verildiği, gelinen aşamada anılan işin geçici kabulünün yapıldığı adi ortaklıkta yönetici ortağın yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlandırılması istemine dair uyuşmazlıkta, davacı ortak tarafından, davalı yönetici ortağın eylemleri nedeniyle, kamu ihalesinden yasaklanmış ve yetkilisi hakkında ceza davası açılmış olması, her ne kadar haklı sebep olarak gösterilip davalının yönetim yetkisinin kaldırılması ya da sınırlandırılması talep edilmiş ise de; tarafların yetkili temsilcileri hakkında "edimin ifasına fesat karıştırma" suçundan açılan ceza davasında, suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle beraat kararı verildiği, dolayısıyla bu hususun haklı sebep olarak gösterilemeyeceği, kamu ihalesinden yasaklanma işleminin üzerinden ise uzunca bir süre geçtiğinden bu aşamada ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği- Davalı tarafından ortaklıkla ilgili kendisine bilgi verilmediğine dair ileri sürülen iddianın da ispat edilemediği-
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
İpoteğin fekkine ilişkin davalarda dava değeri olan ipotek bedeli üzerinden nispi harç ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ("Davacının dava tarihinden önce ipoteğin kaldırılmasını talep etmediği, ipoteğin kaldırılması için davacı tarafından ipotek fek masrafı ödenmesi gerektiği, davacının kötüniyetli olarak vekalet ücreti kazanma amacıyla davayı açtığı, hakkın kötüye kullanıldığı" iddialarının kabul görmediği)-
Tüketici işlemi niteliğindeki banka kredileri nedeniyle hayat sigortası yapılmış olması durumunda, bankanın poliçe limitleri dahilinde kalan kredi alacağını öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi gerektiği, bu hususun, banka tarafından tüketicinin mirasçıları (halefleri) hakkında dava açılabilmesinin ön şartı olduğu- Banka tarafından tüm hukuki yollar tüketilmeden mirasçılara karşı takip başlatılmasının dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceği (BAM Hukuk Dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemi)-
Marka hukukuna egemen olan ülkesellik ilkesi göz önünde bulundurulduğunda davacının ülkemizde marka tescili bulunmadığı, bu nedenle yurt dışındaki marka tescillerine dayalı olarak davalının ülkemizde gerçekleştirdiği marka tesciline engel olamayacağı- Markanın tescilinin kötüniyetli olduğuna dair iddia, somut ve açık bir biçimde ispatlanamadığından anılan markanın hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği-
Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin amacının, tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanılarak hukuki sorumluluktan kaçınmayı önlemek, hakkaniyeti sağlamak olduğu- Temelini Medeni Kanun m. 2'de düzenlenmiş olan dürüstlük kuralından alan bu teori ile uygulamada şirketlerin tüzel kişiliğin perdesine sığınarak alacaklılarına borçlarını ödemelerinden kaçınmalarına engel olunmak istendiği- Perdeyi aralamak teorisiyle, tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı durumlarda farklı tüzel kişilik savunması kabul edilmeyerek perdenin arkasındaki kişi sorumlu tutulabildiği- Başka bir anlatımla perdeyi aralama teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan üyelerin, üyelerin borcundan tüzel kişinin ya da ana ortaklıkla yavru ortaklıkların özdeş kılınarak sorumlu tutulmasına olanak sağlandığı-
Aidat yükümlülüğü bulunan bir kooperatifte ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi, genel kurullara katılmaması kooperatifle hiçbir ilişki kurmaması üyelik haklarından zımnen vazgeçtiği, eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı anlamına geldiği ve böyle bir ortağın açtığı davanın TMK'nın 2 nci maddesinde öngörülen iyiniyet kuralına aykırı düştüğü- Davalı kooperatifin davacının son kiracısı olarak bildirdiği kişiye 2015 yılında ihtarname çekerek 2009 yılından beri dairede fuzuli şagil olduğunu bildirerek ecrimisil bedellerinin kendisine ödenmesini istediği, bu kişi ile kooperatif arasında 2015 yılında kira sözleşmesi yapıldığı, bu durumda davacının kooperatif üyeliğine istinaden kendisine tahsis edilen bağımsız bölümü 2015 yılına kadar kullandığı, bu tarihe kadar davacı aleyhine men'i müdahale talebinde bulunmayan kooperatifin 2015 yılında davacı tarafından bağımsız bölüme yerleştirilen 3. kişiye ecrimisil ödemesi hususunda ihtar çekmesinin bu tarihe kadar davacının taşınmazda zilyet olduğu gerçeğini değiştirmeyeceği- Davalı kooperatifin 2015 yılına kadar davacıyı kooperatife ait daireden çıkartmadığı bu doğrultuda bir işlem yapmadığı anlaşıldığına göre bu hususun kooperatifin davacının üyeliğinin devam ettiğini benimsediği olarak yorumlanacağı, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
