Borçlunun oğlu ............. adına olan taşınmazın borçlu tarafından alındığı davacı tarafından kesin ve güçlü delillerle ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı ..............., borçlu .............'nin eskiden ortak olduklarını istinaf dilekçesinde ikrar ettiği, tasarrufa konu taşınmaz üzerinde davalı ..........nin 1/3 hissesi olduğu, dolayısıyla borçlunun ızrar kastını bilebilecek durumda bulunduğu gerekçesi ile davalı ............ vekilinin istinaf istemi esastan reddedilmesi gerekeceği-
Mahkemece, satış bedeli olarak 550.000TL'nin davalının ............ Bank A.Ş nezdinde bulunan hesabına EFT yoluyla gönderildiği, davalı ............ İnş. Ltd. Şti.'nın ekonomik durumunun taşınmazı almaya elverişli olduğu, şirket yöneticileri ve ........... arasında herhangi bir akrabalığın veya iş ilişkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Tasarrufun iptali davasında, dava konusu gayrımenkulün tasarruf tarihindeki gerçek değerinin bilirkişi raporu ile belirlenmeksizin karar verilmesinin de hatalı olduğu-
Davalı aleyhine davacı taraftan önce takip başlatıldığı ve haciz işlemi uygulandığı anlaşılmakla, davacı tarafından davalılar arasındaki takibe konu alacağın ve haczin muvazaalı olduğu ispatlanamadığı-
Taşınmazın tapudaki satış bedeli ile gerçek değeri arasında bedel farkı olduğu, davalının rayiç bedeli ödediğine ilişkin sunduğu belgelerin, bu ödeme için yapıldığının ispatlanamadığı, ancak dava konusu bağımsız bölüme ilişkin tapu kayıtlarından dava konusu taşınmazın dava dışı bir başka kişiye onun tarafından da bir başkasına satıldığı anlaşıldığından, anılan şahısların davacı alacaklı tarafından davaya dahil mi edileceği yoksa davanın bedele mi dönüşeceği tesbit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği- Davalı vekilinin verdiği cevap dilekçesinde, 'müvekkilinin taşınmazda 10 yılı aşkın zamandır oturduğunu, paraya ihtiyacı olduğu için borçluya sattığını, ancak okula yakın olması nedeni ile taşınmazda kiracı olarak oturmaya devam ettiğini, borçlu satmaya karar verince yeniden satın aldığını, borçlunun taşınmazı satın alırken çektiği kredinin kalan kısmını kendisinin ödediğini' belirttiği, iptali istenilen satıştan önce borçlu ve davalının birbirlerini tanıdıkları, alım-satım ve 3 yıla yakın zaman kiracılık ilişkisi bulunduğu sabit olduğundan, İİK. m. 280 gereğince üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve alacaklılardan mal kaçırma kastını bilen veya bilmesi lazım gelen kişilerden olduğu anlaşıldığından bu davalı yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusu taşınmaza ilişkin satış bedeli ve dava konusu taşınmazdaki takyidatların kaldırılması için davalı tarafça ödenen bedeller nazara alındığında taşınmazın satış bedelinin gerçeğe uygun olduğu, yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasına göre davalının taşınmazı almaya yetecek ekonomik gücünün bulunduğu, yalnızca davalı borçlunun eşinin taşınmazı satın alan davalı 3. kişinin vekili olması ve davalı 3. kişinin davalı borçlunun eşine dava konusu taşınmazı satın alması için vekalet vermesinin tek başına muvazaa olgusunu ispat için yeterli olmadığı-
Tasarrufun iptali davasına konusu mal borçlunun borcu nedeniyle davalı üçüncü kişinin elinden çıkmış ise üçüncü kişi yapılan satıştan elinde artı bir para kalır ise o miktar ile sorumlu olacağı- Somut olayda; borçlunun borcu nedeniyle yapılan satış sonucu üçüncü kişi konumundaki davalının mamelekinde kalan bir para olmadığı anlaşıldığından davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği- Davanın konusuz kalması sebebiyle, davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama gideri ve vekalet ücretinin haksız olan tarafa yükletilmesi gerektiği-
İİK'nın 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir. Dosyaya celp edilen nüfus kayıtlarına göre davalı-borçlu ile davalı (E)'nin kardeş olduğu anlaşılmıştır. Borçlu ile davalı 3. kişi kardeş olup, İİK. 280. madde gereğince tanışıklık ispatlanmıştır. Kaldı ki satış bedelinin mutat yollarla ödendiği hususu da ispatlanamamıştır. İİK 280/1 maddesi gereğince de tasarrufun iptale tabi olmasına göre, mahkemenin kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması, davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması gerekir. Bu ön koşulların gerçekleşmesi halinde İİK'nin 278., 279. ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Davalı (S)'nin maliki olduğu taşınmaz payını murisin ölümü üzerine tüm mirasçıların katılımı ile yapılan miras taksim sözleşmesi doğrultusunda kardeşi davalı (M)'ye temlik ettiği, anılan devrin alacaklıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapılmadığı sonucuna varılmaktadır. Öyleyse, Mahkemece iptali istenen tasarrufun davalı borçlu tarafından diğer davalı kardeşine alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapılmadığı dikkate alınarak sabit olmayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru değildir.
