Tasarruf tarihine yakın tarihte üçüncü kişinin hesabından çekilen paranın tasarrufa yapılan ödeme olarak değerlendirileceği- Taşınmazın rayiç ve anlaşma değeri kadar bir ödemenin yapıldığı sabitken, üçüncü kişinin "tasarruf tarihinden 7 ay sonra kendisine yapılan mahsül satışının satış bedelinden düşüldüğünü" belirtmesi halinde, "satıştan 7 ay sonra yapılan ödemenin alacağa mahsuben yapıldığının ve bu nedenle mutad ödeme olmadığının" kabul edilemeyeceği, mahkemece "tasarrufun iptali davasının reddine" karar verilmesi gerektiği-
Davalının yargılama devam ederken vefat ettiği, mirasçılarının da mirası red ettikleri ve buna ilişkin kararın kesinleştiği anlaşıldığından, terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi gerekleceği- Mirası red eden mirasçıların taraf ehliyetleri kalmadığı halde aleyhlerine yargılama giderlerine hükmedilmesinin hatalı olduğu- Davalı üçüncü kişinin, aynı gün borçlunun aynı ilin farklı yerlerinde bulunan iki taşınmazını satın almasının kötü niyetli olarak değerlendirilmesinin Anayasa ile güvence altına alınmış mülkiyet hakkına müdahale niteliğinde olacağı ve bu durum için özel bir nedenin ortaya koyması, alıcı ve satıcı ile ne şekilde tesadüf ettiklerini açıklamasının beklenmesi, borçlunun mali durumu ve ızrar kastığını bildiğinin ispatı davacı alacaklıya ait iken, ispat külfetinin ters çevrilerek üçüncü kişiye yüklenmesinin usul ve yasaya aykırı olacağı- İvazlar arasında önemli oransızlık olmaması (İİK 278/III-2) ve İİK’nın 280/1.maddesi kapsamında borçlunun mali durumunu bilen veya bilmesi lazım gelen kişilerden olduğunun ispatlanamaması nedeni ile davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Tanık "üçüncü kişi adına yapılan devrin tapudaki bedel üzerinden yapıldığını" belirtmiş ise de, bedelsiz ve kredi ödeninceye kadar adına tescil aldığı taşınmazın, kredilerinin ödenmesinden sonra bedel ile devredildiği iddiasının yaşam deneyimleri ile bağdaşmadığı- Taşınmaz tapuda devir edildiği halde, bu devrin kredi borcunun kapanması üzerine yapıldığı belirtildiğine göre, yaklaşık 21 gün sonra çekilen kredinin taşınmaz alımında ödenen para olduğunun kabulü edilemeyeceği- Nam-ı müsteara taraf olduğu iddia edilen davalı, taşınmaz satım tarihinde 19 yaşında, diğer taşınır araçların alım tarihlerinde ise 18-19 yaşlarında olduğundan ve 18 yaşından önce resmi olarak ticari faaliyette bulunması mümkün olmadığından, bu kadar kısa sürede, (2018 tarihi itibari ile 167.120,00 TL'lik ev ve 120.000,00 TL'lik araca) sahip olmasının ve aylık 5.700,00 TL kredi ödediğinin kabulünün de hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı- Araç alımlarında kullanılan senetlerin kefillerinin de davalı borçlular olmasının davacının namı müstear (borçluların ticari faaliyetlerini (birinin oğlu, diğerinin kardeşi olan) davalı üzerinden devam ettirerek, taşınır ve taşınmaz mallarını davalı adına tescil ettirdikleri) iddialarını güçlendirdiği-
Dava ön şartlarının irdelenmediğinden karar verilememeği- Aciz halinin nasıl gerçekleştiğinin açıklanmaması ve alacağın kesinleşip kesinleşmediğinin incelenmemesinin hatalı olduğu- Dava önşartlarının gerçekleştiğinin tespit edilmesi halinde, İİK.nın 278, 279 ve 280. maddeleri kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği- Dava konusu taşınmazın işlem tarihindeki değeri için bilirkişi raporu alınmış ise de, dosyaya sunulan kıymet takdiri raporu ile belirlenen değeri arasında misline yakın fark olup gerçek değer konusunda şüphe oluştuğu halde davacı vekilinin tekrar değerlendirme yapılması talebinin reddinin hatalı olduğu- Dava konusu taşınmazın satış tarihinden sonra davalı-borçlu tarafından kullanıldığı ve satış tarihinden 6 ay sonra yine borçlu şirket yetkilisi tarafından satışa sunulduğu iddia edilmiş olup, bu hususların gerçek olup olmadığı ve borçlu şirket tarafından kullanılmasının, 6 ay sonra yine kendileri tarafından satışa sunulmasının dayanağının ne olduğunun ispatlanması, tasarrufun muvazaalı olup olmadığının tespiti açısından önem arzedecek olmasına rağmen bu hususlarda araştırma yapılmamasının yerinde olmadığı- Davacı tarafından, davalı-borçlu ile davalı üçüncü kişi şirketler arasında, tasarruf tarihinden önce doğmuş ve devam eden ticari ilişki olduğu, aynı iş kolunda faaliyet gösterdikleri belirtilerek İİK'nun 280/1 maddesi anlamında emarenin olduğu iddia edilmiş olup, davalı şirketlerin ticari defterleri, vergi kayıtları, ticaret sicil kayıtları celp edilerek, konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınması ve ticari ilişkinin olup olmadığının belirlenmesi gerektiği- Davaya konu taşınmazlar tapuda atölye ve arsası olarak kayıtlı olup, davalı-borçlu şirketin mevcut ticari malvarlığı tespit edilerek, bu taşınmazların ticari işletmesi olup olmadığı veya emtiasının mühim kısmını oluşturup oluşturmadığının araştırılması gerektiği- İİK'nın 277 ve devam maddelerine göre tasarrufun iptalinin gerekmediği sonucuna ulaşılır ise, dava dilekçesinde BK'nun 19 maddesine dayalı olarak da tasarrufun iptalinin istendiği dikkate alınarak bu hususta da araştırmaların yapılması gerekeceği- Davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmakta olup, tek bir vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği- Mahkemece öncelikle takip dayanağı ilamın kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, kesinleşmemiş ise kesinleşmesinin bekletici mesele yapılması, dava ön şartlarının irdelenmesi, ön şartların varlığı halinde, gerekli nicelemelerin yapılması gerektiği-
Tasarrufun iptali davasına konu alacağın tamamının mı yoksa bir kısmının mı temlik edildiğinin belirlenip HMK.m.20 uyarınca yetki incelemesinin yapılması gerektiği- Davanın açılmamış sayılmasına ilişkin ek kararı ile birlikte maktu vekalet ücretine hükmedilmesi ve aynı sebebe dayanılarak karar verildiğinden tek vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği-
Davalı bankanın, üzerinde 1. dereceden ipoteği bulunan taşınmazı kredi borcuna karşılık satın alması durumunda, taşınmaz satışı iptal edilse dahi ipotek devam edecek olduğundan, borçlunun muvafakati ile alacağına karşılık devir almasında mal kaçırma olgusu olmadığı- İpotek dikkate alındığında taşınmazın satış bedeli ile gerçek değeri arasında önemli bir oransızlık da bulunmadığından, muvazaa olgusu ispatlanmadığından açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Dal merkezi ruhsatının devrinin, ticari işletme devri veya önemli bir kısmının devri niteliğinde olmadığı, ruhsatın aynı sektördeki işletme tarafından alınmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu gözetildiğinde, dahili davalı dördüncü kişi yönünden tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiği-
Ticari krediden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayanılarak açılan davanın, TTK hükümleri uyarınca ticari dava niteliğinde olduğu ve konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak taleplerini içerdiği gözetildiğinde, TTK'nın 5/A maddesi gereğince dava şartı olan arabuluculuğa başvurulmadan açılan davanın usulden reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
Davalı üçüncü kişilerin dava konusu hisselerin bulunduğu şirkette dava konusu hisse alımlarından önce de ortaklık ilişkilerinin bulunduğu ve borçluyla akrabalık ilişkisi olduğunun anlaşılması nedeniyle davalı 3. kişilerin davalı borçluların durumunu bilen ve bilmesi gereken kişi olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği- Bölge Adliye Mahkemesince hisse devirlerin ticari işletme devri niteliğinde kabul edilemeyeceği belirtilmişse de, davalı borçluların adına başkaca bir mal varlığına rastlanılmadığı gibi, davalı borçluların elinde olan hisselerin ticari işletmenin mühim bir kısmını meydana getirdiğinin anlaşılmış olmasına ve hisse devirlerinden sonra da yönetim kurulu üyeliklerinin devam ettiğinin de görülmüş olması karşısında tasarrufun İİK 280/3 e göre iptale tabi olacağı-
İİK.nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması ve davanın 5 yıllık hakdüşürücü süre içinde açılmış olması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Taşınmazların hissesini davalı-borçludan satın alan diğer davalı İHayriye Üstündağ'ın borçlunun kardeşi olması sebebiyle, İİK'nun 280/1 maddesinde vücut bulan borçlunun amacını ve durumunu bildiğine ilişkin yeterli emare mevcuttur. Kaldı ki, Satış bedellerinin mutat yollarla ödendiği de ispatlanmamıştır. Bu hali ile İİK'nun 280/1 ve 2. maddesinde vücut bulan emarelerin var olduğu ve dolayısıyla tasarrufun iptal koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi yerindedir.
