Davalı vekilinin istinaf dilekçesinin "işin eksiksiz teslim edildiği"ne ilişkin olmasının, bölge adliye mahkemesince "sözleşmeden doğan edimin ayıplı ifa edildiği ve hükmedilen cezai şart alacağı"na ilişkin olarak açık istinaf bulunmadığından bahisle esastan reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı- Yüklenicinin istinaf dilekçesinde işin tamamını eksiksiz bir şekilde teslim ettiğini ifade etmiş olduğundan cezai şartı da istinaf ettiğinin kabulü gerekeceği-
İşbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmış olması, yargılama aşamasında hesap bilirkişi raporu alınmak suretiyle davaya konu alacak miktarlarının belirli hâle gelmemesi, varlığı tartışmalı olan bu alacaklar yönünden davacı tarafça talep arttırımı yapılmaması gibi hususlar nazara alındığında varlığı tartışmalı olan ve miktarı belirli hâle gelmeyen dava konusu alacak yönünden miktar itibarıyla kesin olduğundan ve istinaf kanun yolunun kapalı olduğundan söz edilemeyeceği-
Taraflar arasındaki iflas davasında Bölge Adliye Mahkemesi'nce iflas davası hakkında verilen hükmün istinaf yoluna başvuran davalı vekiline 11.10.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilince yasal on günlük sürenin dolmasından sonra 22.10.2022 tarihinde kayda alınan istinaf dilekçesi sunulduğu- Mahkemece gerekçeli kararda istinaf süresinin 2 hafta olarak belirlendiği, bu sürenin genel hükümler çerçevesinde belirlenen ve Kanunda yazılı olan bir süre olup, tarafın yanılmasına sebep olabilecek mahiyette bulunması sebebiyle mahkemenin, tarafı kanun yolu süresi bakımından yanıltmış olması karşısında davacı vekilinin istinaf isteminin süresinde olduğu-
Her ne kadar davalı şirkette yönetici olarak görünen ............'nın 01.10.2013 tarihinde diğer davalı şirkette çalışıyor ve her iki şirket yönetici ve çalışanları arasında bağ mevcut ise de; taşınmazın devir bedelinin temlik tarihi itibari ile rayiç bedeli üzerinde bir bedel ile yapılması, tüm bu hukuki işlemlerin davalı şirketlerin usulüne uygun olarak tutulmuş ve delil olma niteliğini haiz ticari defter ve belgelerinde kayıtlı olması, taşınmazın devrinden önce davacı-alacaklının taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılmasını talep ettiği, ... ili ... ilçesi ... mahallesi 125 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazın haczin kaldırılması talebinden 3 gün kadar önce davacının eşine devredilmesi, davacının tüm bu devir işlemlerini önceden bildiği, bu itibarla da örtülü olarak devre muvafakat gösterdiği, davalılar arasındaki devir işleminin muvazaalı olmadığı, davacıdan mal kaçırma amacı taşımadığı ve gerçek bir satış işlemi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu-
Muvazaanın tek taraflı veya iki taraflı sözleşmelerde mümkün olduğu gibi, hem borçlandırıcı hem de tasarrufi işlemlerde yapılabileceği, oysa inanç sözleşmesi hakkın kullanılması ile ilgili olduğundan ancak tasarrufi işlemlerde söz konusu olacağı-İnan sözleşmesi inanılanın yükümlülüklerini, inanç konusunun kullanılma ve tekrar iade koşullarını düzenlediği, buna karşın muvazaa sözleşmesi ise yapılan işlemin tamamen veya kısmen sonuçlarını kaldıracağı-
İlk Derece Mahkemesince kararın alacaklı ve borçlu vekilinin yüzüne karşı 21.04.2022 tarihinde tefhim edildiği, taraflarca istinaf dilekçesinin yasal 10 günlük süreden sonra 09.05.2022 tarihinde sunulduğu, buna göre istinaf isteminin süresinde olmadığı-
Uygulama kadastrosuna itiraz davasında, 131 ada 1 parsel sayılı taşınmaz hakkında açıldığı ve yargılama da bu parsele ilişkin olarak yürütüldüğü halde, hüküm yerinde çekişmeli 131 ada 1 parsel sayılı taşınmaz yerine "113 ada 1 parsel" yazılması isabetsiz ise de, açık maddi hata niteliğindeki, bu yanılgının düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği-
Dava dilekçesinin “deliller” bölümünde “yemin” demek suretiyle açıkça yemin deliline de dayanan davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılıp, yemin delilinin toplanması için gereken işlemlerin yapılması ve sonucuna göre değerlendirme yapılarak birleşen davada hüküm kurulması gerektiği-
Ticari nitelikli ayıplı araç satımından kaynaklı misliyle değişim ya da ayıp oranında bedel indirimi istemine ilişkin terditli davada, mahkemenin, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemeyeceği belirtilerek asli talebe öncelik verildiği, yani davanın asli talebe göre niteleneceğinin açık olduğu ve bu durumda Mahkemece davacının asli talebinin para alacağı olmadığı, bu talebin de arabuluculuk dava şartı olmadan incelenebileceği-
Davacı tarafın tanık deliline dayanmadığı, muvazaa iddiasını ispatlayan somut bir vakıa ya da delil ortaya koymadığı, dinlenilen davalı tanıklarının ise temliklerin muvazaalı olduğu yönünde beyanda bulunmadığı, aksine murisin davacıdan mal kaçırma iradesinin bulunmadığını, yapılan satış işlemlerinin gerçek satış olduğunu, bedelinin muris tarafından tahsil edildiğini, satışlarda muvazaa olmadığını, çocuksuz olan murisin sağlığında mal tasfiyesi yaparak bedeli ile hayır işleri yaptığını, tanınmış bir iş adamı olduğundan bu durumun çevresince de bilindiğini beyan ettikleri, davalı vekilince sunulan dilekçe ile banka dekont suretleri sunulduğu, bedellerin arasındaki oransızlığın tek başına muvazaanın delili olmadığı, bu durumda tüm dosya kapsamına göre ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapıldığı iddiasını ispatlayamadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği; hatalı değerlendirme ile üstelik bu konuda ispat yükü de ters çevrilmek suretiyle murisin dava konusu taşınmazları satmasını gerektirecek makul sebebi bulunduğunun, satış parasının ne şekilde ödendiğinin, davaya konu devir nedeniyle yapıldığı belirtilen ödemelerin miras bırakan tarafından ne şekilde kullanıldığının davalı tarafça ispat edilmesi gerektiğinin belirtilmesinin doğru olmadığı- Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; bedeller arasında aşırı fark bulunduğu, dinlenen tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı, muvazaa iddiası ispat edildiğinden Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının yerinde olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüşün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-