Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK' nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; bu Kanun'da öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı- 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davaların asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanacağı- Aynı Kanun'un 5/3. maddesi ile "Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır." hükmü getirilerek asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisi haline getirilmiş olduğu-
TTK'nun 380. maddesine dayandırılan tasarrufun iptali davasının asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiği-
6183 sayılı yasaya dayalı olarak açılmış iptal ve alacak istemi- Davalı Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş ve dava dışı Danışmanlık ve Yeminli Müşavirlik Ltd. Şti'nin hissedarının aynı olması, iki şirketin faaliyet alanının (mali müşavirlik) aynı olması, davacının davalı şirketin muvazaalı kurulduğu iddiası olması sebebi ile hakimin davayı nitelendirme ve aydınlatma ödevi gereğince; taraflar arasındaki ilişkiyi belirlemek adına dava dışı şirket ile davalı şirket arasındaki ve davalı A.Ş. ile arasındaki sözleşmelerin, davalı şirketin ve davalı Yeminli Mali Müşavirlik firmasının ticari sicil kayıtlarının, ticari defterlerinin, dosya arasına alınarak, dava dışı şirketin, davalı firmadan, davalı şirket. ile A.Ş arasında imzalanan sözleşme tarihinde ve sözleşme tarihinden önce alacağı olup olmadığının, belirlenmesi, var ise bu borcun akıbetinin ne olduğu, yeni kurulan A.Ş. firmasına aktarılıp aktarılmadığı, aktarılmış ise ödemelerin yeni şirkete yapılıp yapılmadığı, tarihlerinin ne olduğu, konularında ayrıntılı,denetime elverişli uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Mahkemece davanın İİK. mad. 277 vd. gereğince açılmış tasarrufun iptali davası olduğu kabul edilerek değerlendirilmesi gerekirken hatalı hukuki değerlendirme muvazaa hukuksal nedenine dayalı olarak hüküm tesisinin hatalı olduğu- Davacının, dilekçe içeriğinde ya da dosya kapsamında yer alan herhangi bir dilekçe ya da belgede TBK.'nun 19. maddesinden bahsedilmiş olmadığı; davasının muvazaa hukuki nedenine dayalı bir dava olduğunu ileri sürmediği; dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmında davanın TBK m. 19'a dayandırdığına ilişkin bir bilgiye yer verilmediği; bu nedenlerle HMK'nın 26. maddesinde düzenlenen 'taleple bağlılık ilkesi' uyarınca yerel mahkemenin esasa ilişkin yargılama yaparken bu sınırı esas alması gerekeceğinden yargılamayı İİK'nun 277 ve devamı maddelerince inceleme yapmak suretiyle yürütmesi gerektiği, yani TBK 19. madde uyarınca karar veremeyeceği-
Takip konusu borcun 6111 s. Kanun kapsamında yapılandırılarak ödendiği dolayısıyla davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından, tarafların dava açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre harç, yargılama gideri ve avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında borcun doğum tarihinin tasarruf tarihinden önce olması dava şartıdır. Davalılar arasında miras taksim sözleşmesi ve borçlunun mirastan feragatine ilişkin sözleşme yapılmış ise de; iptali talep edilen tasarruf resmi satış senedinden anlaşılacağı üzere bedeli mukabilinde yapılmış bir satış işlemidir. Davalılar kardeş olup İİK'nun 278/3/1 maddesi gereğince davalılar arasında yapılan bu tasarruf bağışlama mahiyetindedir. Bu karinenin aksi davalılar tarafından aynı kuvvetteki delillerle kanıtlanması gerekir. Eldeki davada davalıların ispata yönelik bir delili olmadığından davanın kabulüne karar verilmesi grekirken aksi düşünceyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
HMK'nın 167. maddesi gereğince yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için davanın her aşamasında talep halinde veya kendiliğinden ayrılmasına karar verir. Dava konusu olaydaki taraf ve taşınmaz sayısının fazlalığı, tasarrufların ayrı ayrı oluşu, bir kısım taşınmaz ve tarafların birbirinden farklı ve bağımsız oluşu, talep sonuçlarının, toplanacak (toplanmış) delillerinin farklı oluşu dikkate alınarak yargılamanın daha sağlıklı yürütülmesi için taşınmaz veya davalıların belli gruplar halinde ayrılmasına karar verilmesi gerekirken tüm davalılar yönünden davaların birlikte görülmesi HMK'nın 167. maddesine aykırıdır. Bu sebeple kararın kaldırılması gerekmektedir. Kural olarak, HMK 26. maddesi hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır. Dava konusunu, davacı belirler. Mahkeme de ancak davacı tarafından belirlenen konuda karar verebilir. Mahkemece, davacının talebinden fazlasına da karar verilemez. Öğreti ve uygulamada taleple bağlılık olarak adlandırılan bu kural sadece sonuç istem yönünden değil, sonuç istemi oluşturulan her bir alacak kalemi yönünden de uygulanır.
Davacı vekilinin, dava dilekçesinde yalnızca taşınmaz satışı için tasarrufun iptali talebinde bulunmasına rağmen, ıslah dilekçesindeki talebi hakkında kabul kararı verilmiş olduğu dikkate alındığında, taleple bağlılık ilkesi gereği bu talebin ek dava açılması halinde ek davada değerlendirilmesi gerektiği, mahkemece talep aşılarak ıslah edilen kısım yönünden davanın kabulü ile davalı üçüncü kişinin aleyhine tazminata hükmedilmesinin bozma nedeni olduğu- Davalı üçüncü kişi aracın dördüncü kişiye satışından dolayı tazminata mahkum edilirken, satış tarihindeki değerinin belirlenmesinde konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması gerekirken Mali Müşavir bilirkişi tarafından hazırlanan rapora göre karar verilmesinin hatalı olduğu-
Tasarrufun iptali davalarında amacın, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu- Tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması durumunda mahkemece davacıya dava dışı dördüncü kişilerin davayı yöneltip yöneltmeyeceği ya da davasını bedele dönüştürüp dönüştürmeyeceğinin sorulması gerektiği- Mahkemece, plakasının değişip değişmediği ve dava dışı kişilere devredilip devredilmedikleri anlaşılmayan araçlar yönünden araştırma yapılarak devredilmemişse, tasarrufun iptaline, devredilmiş olmaları halinde ise davacıya davasını bedele dönüştürüp dönüştürmeyeceği veya devralanları davaya dahil edip etmeyeceği hususunda seçimlik hakkı sorularak karar verilmesi gerektiği- Tasarrufun iptali davasında, alacak kesin aciz belgesine bağlanmışsa, alacaklıya bu miktar üzerinden haciz ve satış istemi yetkisi verilmesi gerektiği-
İptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili olmadığı- Borçlunun üvey annesi olan davalı 3. kişinin borçlunun alacaklıya zarar vermek kastıyla taşınmazı sattığını bilebilecek kişilerden olduğu-
