İadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerektiği, aksi takdirde kısmi iade durumunun oluşacağı, iade dışındaki zenginleşmenin iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacağı ve iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacağı- Satım bedelinin iade tarihindeki ulaştığı bedel belirlenirken, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, işci ücretlerindeki artış ve döviz kurlarındaki artış ortalamalarının göz önünde tutulması gerektiği-
Davalı bankadan değişik tarihlerde kullandığı krediler sebebiyle kredi tahsis ve istihbarat ücreti adı altında yapılan haksız kesintilerin istirdadı istemine dayalı somut uyuşmazlıkta- Mahkemece, öncelikle dava konusu kredi sözleşmelerinin tamamı getirtilerek, sözleşmede bu kesintilerin tahsil edileceğine dair bir hüküm bulunup bulunmadığı, varsa oran veya miktarının sözleşmede belirlenip belirlenmediği, davacıdan tahsil edilen masraf miktarının kalem kalem ne kadar olduğu ve hangi tarihte hangi kredi sözleşmesine istinaden tahsil edildiği, bu nitelikteki bir krediler için hangi miktar ve oranda masraf ve ücret alındığının diğer bankalardan sorulmak suretiyle davalı bankanın tahsil ettiği masraf oranı ve miktarının davacı tarafın aleyhine ve onun durumunu ağırlaştıracak nitelikte ve dürüstlük kuralına aykırı olarak belirlenip belirlenmediği, genel işlem koşullarının sözleşme tarihlerine göre değerlendirilmesi ve ayrıca 6098 sayılı TBK’nin yürürlüğünden sonra imzalanan sözleşmelerde bulunan masraf alınacağına dair hükümlerin genel işlem şartı olup olmadığı, davalının Merkez Bankasına hangi tarihlerde ne kadar masraf ve ücret alınacağının bildirildiği hususları ile rapora yapılan itirazlar da değerlendirilmek suretiyle uzman bir bilirkişiden rapor alınıp sonucuna göre davalı banka uygulamasının yerinde olup olmadığı konusunda ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz inceleme ve araştırma ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı-
Trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar sebebi ile manevi tazminat istemine ilişkin davada, 7.000,00 TL'lik manevi tazminatın bir miktar az olduğu-
Trafik kazası sonucu meydana gelen ölüm dolayısıyla açılan tazminat davasında, davacı eş için 20.000,00 TL, davacı çocukların her biri için 7.000,00 TL manevi tazminatın düşük olduğu-
Ücreti ödenmiş olan implant tedavisinin tamamlanmadığı hususuna ilişkin olarak açılan alacak davasında, niteliği itibariyle eser sözleşmesi olan bu sözleşmedeki bedelin TBK’nın 480. maddesinde tanımlanan götürü bedel olduğu- Götürü bedelli işlerde, yüklenicinin hak ettiği iş bedelinin saptanması ya da iş sahibinin ödemesinin fazla olup olmadığının belirlenmesi için gerçekleştirilen imalâtın eksik ve kusurlar da dikkate alınarak tüm işe oranının tespiti, bulunacak bu oranın toplam iş bedeline uygulanarak hak edilen bedelin saptanması ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek hesaplanması gerektiği- 
Yargıtay uygulamasında mal rejimi, eşya veya ziynet alacağına ilişkin taleplerin, işten ayrılma sebebiyle tazminat, kira, eşe verilen borcun geri ödenmesi, düğün, doğum, nikah gideri gibi istemlerin TMK'nın 174 maddesinin birinci fıkrası kapsamında oluşan zarar kavramı içinde sayılmamakta olduğu- Mahkemece "erkeğin eşini aldattığı, bu kusurun  yargı kararı ile kesinleştiği, kadının ise bu dosyada dinlenen tanık beyanlarına göre alkollü olarak eve geç gelmesi ve kocasını küçümsemesi nedeniyle kusurlu olduğu, ancak kusurun ağırlığının davalı erkekte olduğu" belirtilerek "davacı kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına", "davacı kadın yararına 40.000,-TL maddi tazminat ile 20.000,-TL manevi tazminata hükmedilmiş olup, hâkimin tazminat isteyen taraftan gerekli açıklamaları aldıktan sonra, koşulları varsa TMK. mad. 174/1 gereğince oluşacak zararı da dikkate alarak takdir edeceği- Tarafların 28.04.2007 tarihinde evlendiği ve ilk boşanma davasının eldeki dosya davalısı erkek tarafından 2010 yılında açıldığı, o tarihten beri ayrı yaşadıkları, dosyada bulunan sosyal ve ekonomik durum araştırma raporlarına göre; davacı kadının Üniversitede İletişim Müdürü olarak görev yaptığı, 2012 yılı Ekim ayı itibariyle net 5431.18 TL maaş aldığı, davalının ise ilaç mümessili olduğu, aylık 3.640,-TL brüt maaş aldığı, işyeri uygulamasına göre çalışanın hedeflerine ulaşması hâlinde 20.000,-TL yıllık brüt prim ödendiği anlaşılmakta olup, dosya kapsamına, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre, davacı kadın yararına hükmedilen maddi tazminat miktarı çok olup, mahkemece daha uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiği-
Meydana gelen iş kazası nedeniyle davacı sigortalının yaralandığı, olayın meydana gelmesinde davacı sigortalının %20, davalı işverenin ise %80 kusurunun bulunduğu anlaşıldığından, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, direnme kararında açıklanan nedenlere, tarafların kusur durumu ve davacıların uğradığı zarar ile olayın meydana geldiği tarihteki paranın alım gücü dikkate alındığında yerel mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının (15.000 TL.) yerinde olduğu-
Taraflar arasındaki aynı olaya ilişkin açılan iş yeri dokunulmazlığının ihlali nedenine dayanan manevi tazminat davasında hükmedilen 10.000,00-TL manevi tazminatın özel dairece onandığı dikkate alındığında, davalının davacıya hitaben sarf ettiği “şerefsiz” sözü nedeniyle davacı yararına takdir edilen 8.000 TL manevi tazminat miktarı fazla mıdır?
Dava konusu taşınmaz üzerinde nar fidanlarının bulunduğunun, nar fidanlarının yaklaşık 2/3’ünün yeni dikilmiş olduğunun ve topraktan kolayca ayrıldığının, 1/3’ünün ise daha eski olduğunun ve toprakla bütünlük arz ettiğinin, yine taşınmaz içerisinde tek katlı yeni bir binanın bulunduğunun gözlemlendiği keşif zaptına yazılmış ise de kamulaştırma işlemlerinin başladığı sırada hazırlanan kıymet taktir komisyonu raporunda dava konusu taşınmaz üzerinde yapı bulunduğuna dair bir bilgiye yer verilmediği anlaşılmakla birlikte taşınmazın bulunduğu köyün nüfusu, yapıların niteliği ve köy yerleşim yerine uzaklığı, yapıların bulunduğu arazilerin tarla vasfında olduğu dikkate alındığında davalıların eyleminin taşınmazın kamulaştırma bedelini arttırma amaçlı bir tasarruf niteliğinde bulunduğu, kaldı ki yerel mahkemenin birçok kararında yapılan keşifler sırasında bazı yeni evlerde üst kata çıkmak için merdiven bulunmadığının, bazı evlerde musluklar olduğu halde su tesisatının olmadığının, evlerin iç cephe boyalarının yapılmadığının, tarlaların ortasına içi duvarsız ve sütunsuz çok geniş yapıların inşa edildiğinin, yine tarlalarda poşeti dahi çıkarılmadan dikilmiş fidanların bulunduğunun, bu fidanların poşeti çıkarılmış olsa bile hiçbir sulama sisteminin bulunmadığının, bazı fidanların toprakla bütünleşmediğinin açıkça ifade edildiği, dolayısıyla ortada dürüstlük kuralına aykırı davranarak haksız kazanç elde etme amacının var olduğu ve eylemin TMK’nın 2. maddesine aykırılık teşkil ettiği, bu yönü ile taşınmaz üzerine yapılan yapılara bedel verilmesinin mümkün olmadığı- "Mülkiyet hakkının karşı tarafın hakkını engeller mahiyette olması durumunda hakkın kötüye kullanımından söz edilebileceği, somut olayda ise böyle bir kötüye kullanımın bulunmadığı" şeklindeki görüşün HGK. çoğunluğu tarafından kabul edilmediği, yerel mahkemenin "taşınmaz üzerinde bulunan yapılar için ayrıca bedel verilmesinin hukuka uygun olmayacağı" gerekçesiyle verdiği direnme kararının yerinde olduğu-
Kötü niyetli olmasa da alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılarak sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde borçlu tarafa fazladan masraf yükletilmesine neden olunması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu- İlam bir bütün olmasına rağmen yasal ve geçerli bir neden olmaksızın alacaklının iki ayrı takip başlatmak suretiyle dürüstlük kuralına uymadığı, borçlunun zarara uğramasına neden olduğu anlaşıldığından, borçlunun şikayetinin kabulüne karar verilmesi gerektiği-