Tasarrufun iptali davasına konu borç işleminin 22.06.2015 tarihinde doğduğu, dava konusu tasarrufun ise 27.02.2015 tarihinde yapıldığı, tasarrufun borçtan önce olduğunun anlaşılmış olduğu gerekçesi ile davanın esasına girilmeksizin usulden reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Aciz vesikası, dava şartı olup, hâkim görevi gereği doğrudan gözetmek zorunda olduğu- somut olayda, davalı borçlunun acz hali kabul edilmişse de, dosya içerisinde yer alan davanın dayanağı olan Bakırköy **. İcra Müdürlüğü'nün ........ sayılı dosyası incelendiğinde; davalı borçlu adına kayıtlı gayrımenkullerin ve araçların mevcut olduğu, gayrımenkullerin kaydında 2 adet takyidat bulunduğu, aciz belgesi (İİK 143 md) sunulmadığı, davalı borçlunun bilinen adreslerine menkul haczine gidildiğine dair tutanak da bulunmadığı, yine dosya dayanağı olan Bakırköy *. İcra Müdürlüğü'nün ........ sayılı dosyasından da davalı borçlunun bilinen adreslerinde "hacze kabil malının bulunmadığına" dair tutulmuş haciz tutanağının da olmadığı anlaşılmış olduğundan, bu durumda, davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacı tarafından davalı borçlu hakkında düzenlenmiş kesin aciz belgesinin ve/veya davalı borçlunun bilinen adreslerinde tutulmuş, İİK 105 kapsamında geçici aciz belgesi nitelinde haciz tutanağının dosyaya ibraz edilmediğinin anlaşıldığından tasarrufun iptali davasının reddi gerektiği-
Davacı şirket tarafından davalı S aleyhine başlatılan icra takibinin kesinleşmesinden sonra davalı S adına kayıtlı taşınmazların diğer davalılar ve S'ye devrine yönelik tasarrufun iptalinin talep edildiği - Müteveffa borçlu S ile davacı alacaklı şirket arasında ticari bir ilişkinin olduğu, aralarında ticari ilişkiye dayalı olarak cari hesap bilançosunun mevcut olduğu, faturalara göre 2014 yılından 2015 yılı sonlarına kadar ticari ilişki ve bu ilişkiye bağlı cari hesap ve alacak-borç ilişkisinin mevcut olduğu, böylelikle borcun çeklerin keşide tarihlerinden çok önce doğduğu, ayrıca ticari hayatta çeklerin ileri tarihli olarak da düzenlendiği, devirlerin kayınbiraderlere ivazsız yapıldığı, satış değeri ile gerçek değerler arasında nispetsizlik olduğu, böylelikle yapılan tasarrufların muvazaalı olup alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik olduğu anlaşıldığından davanın kabul edilmesi gerektiği-
Davacı bankanın ipoteği fek etmeden taşınmazın satışını her zaman talep edebilme imkanı varken bu imkanını kullanmayıp ipoteği fek etmiş olması karşısında akabinde tasarrufun iptali davası açmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde sayılacağı-
Haciz tutanaklarının İİK'nın 105 inci maddesi anlamında aciz belgesi niteliğinde olduğu- Yargılama sırasında takip konusu borcun ödenmiş olmasından ötürü davanın konusuz kaldığı, dolayısıyla karar verilmesine yer olmadığı-
Takibe konu senetlerin tanzim tarihinin 15.01.2017 olduğu, davaya konu taşınmazın devir tarihinin ise borcun doğumundan sonra, 07.02.2018 tarihinde gerçekleştiği, davalı borçlunun diğer davalı ile arkadaş olup taraflar arasındaki borç ilişkisini bilebilecek kişilerden olduğu, yapılan keşif sonucu taşınmazın devir tarihindeki gerçek değeri ile satış değeri arasında fahiş fark bulunduğu, dolayısıyla davaya konu satışın gerçek bir satış olmadığının anlaşıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Haciz tutanağında hacze kabil mal bulunmadığına dair tutanak tutulduğu ve aciz halinin gerçekleştiği, borçlunun taşınmazını temsilcisi olduğu davalı 3. kişi şirkete devrettiği anlaşıldığından tasarrufun iptali davasının kabulü gerektiği-
Dava konusu taşınmazın 08.12.2014 tarihinde borçlu tarafından değil, A.K. tarafından davalı V.G.' ye devredildiği, bu durumda borçlunun yaptığı bir tasarruf bulunmadığından davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yargılamaya devamla esastan karar verilmesinin hatalı olduğu-
Davalı (D)'ye devredilen taşınmazın gerçek değerini belirleyen bilirkişi raporuna itiraz edilmişse de, icra takibi sırasında davalı borçlunun bilinen adresinde tutulan 05.12.2017 tarihli haciz tutanağının İİK 105 inci maddesi gereğince aciz vesikası hükmünde olduğu, dava konusu tasarrufun ise 01.10.2015 tarihinde yapıldığı, tasarrufun haciz tarihinden geriye doğru 2 yıl içinde yapılmadığı, bu nedenle zaten bedel farkından dolayı iptale karar verilemeyeceği ve davalı 3.kişi (D)'nin davalı borçlu (T)'nin mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun ispatlanamadığının anlaşılmasına göre mahkemece verilen "davanın reddine" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-