Dava konusu taşınmazların resmi senette belirtilen toplam satış değerinin 265.000,00 TL, satış tarihindeki gerçek değerinin ise 680.072,00 TL olduğu belirlenmiş olup, davalılar tarafından satışın gerçekte 670.000,00 TL üzerinden yapıldığının beyan edildiği, satış tarihinde davalının hesabından bu miktar para çekildiği ve 670.000,00 TL'nin ödendiğinin kanıtlandığı, ödendiği kanıtlanan miktar ile gerçek değer arasında misli fark bulunmadığından 278 III- 2 maddesi uyarınca iptal talebinin yerinde olmadığı- Dava konusu taşınmazın ipotekli olması nedeniyle ............. İcra Müdürlüğü nün ............... sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takip sonucu icrai satış ile 123.500,00 TL bedelle 4. kişiye satıldığı, ihalenin kesinleştiği dolayısıyla icrai satış sonucu davalı 3. kişiye kalan para olmadığı anlaşıldığından bu taşınmaz yönünden davanın konusunun kalmadığı- Dava konusu bağımsız bölümlerin 30.12.2011 tarihinde borçlu tarafından ...............'na bağışlandığı görülmüş olup İİK nun 278 inci maddesi hükmüne göre batıl olup, davalı ................'nun elinden çıkardığı tarihteki bedel ile sorumlu olduğu gerekçesiyle ........... nolu bağımsız bölüm yönünden davanın konusuz kaldığı-
Davalılar devir işleminin, borçlu ile üçüncü kişinin dava dışı babası dava bulunan inançlı işlem gereği olarak tasarrufa konu taşınmazın mülkiyetinin eski maliki olan babasının taşınmazlarını çocukları arasında paylaştırması, davaya konu taşınmazın da üçüncü kişiye düşen bağımsız bölüm olması nedeniyle geri döndürülmesi için yapıldığını savunmuştur. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. İlk Derece Mahkemesince dosyada ki mevcut delillere göre BK 19. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasında isabetsizlik yoktur.
Tasarrufun borçtan önce olduğunun anlaşılmış olduğu gerekçesi ile davanın esasına girilmeksizin usulden reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davacı şirket tarafından davalı S aleyhine başlatılan icra takibinin kesinleşmesinden sonra davalı S adına kayıtlı taşınmazların diğer davalılar ve S'ye devrine yönelik tasarrufun iptalinin talep edildiği - Müteveffa borçlu S ile davacı alacaklı şirket arasında ticari bir ilişkinin olduğu, aralarında ticari ilişkiye dayalı olarak cari hesap bilançosunun mevcut olduğu, faturalara göre 2014 yılından 2015 yılı sonlarına kadar ticari ilişki ve bu ilişkiye bağlı cari hesap ve alacak-borç ilişkisinin mevcut olduğu, böylelikle borcun çeklerin keşide tarihlerinden çok önce doğduğu, ayrıca ticari hayatta çeklerin ileri tarihli olarak da düzenlendiği, devirlerin kayınbiraderlere ivazsız yapıldığı, satış değeri ile gerçek değerler arasında nispetsizlik olduğu, böylelikle yapılan tasarrufların muvazaalı olup alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik olduğu anlaşıldığından davanın kabul edilmesi gerektiği-
Davacı bankanın ipoteği fek etmeden taşınmazın satışını her zaman talep edebilme imkanı varken bu imkanını kullanmayıp ipoteği fek etmiş olması karşısında akabinde tasarrufun iptali davası açmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde sayılacağı-
Aciz vesikası, dava şartı olup, hâkim görevi gereği doğrudan gözetmek zorunda olduğu-  Somut olayda, davalı borçlunun acz hali kabul edilmişse de, davalı borçlu adına kayıtlı gayrimenkullerin ve araçların mevcut olduğu, gayrimenkullerin kaydında 2 adet takyidat bulunduğu, aciz belgesi sunulmadığı, davalı borçlunun bilinen adreslerine menkul haczine gidildiğine dair tutanak da bulunmadığı, davalı borçlunun bilinen adreslerinde "hacze kabil malının bulunmadığına" dair tutulmuş haciz tutanağının da olmadığı anlaşılmış olduğundan, bu durumda, davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacı tarafından davalı borçlu hakkında düzenlenmiş kesin aciz belgesinin ve/veya davalı borçlunun bilinen adreslerinde tutulmuş, İİK 105 kapsamında geçici aciz belgesi nitelinde haciz tutanağının dosyaya ibraz edilmediğinin anlaşıldığından tasarrufun iptali davasının reddi gerektiği-
Dava konusu taşınmazın 08.12.2014 tarihinde borçlu tarafından değil, A.K. tarafından davalı V.G.' ye devredildiği, bu durumda borçlunun yaptığı bir tasarruf bulunmadığından davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yargılamaya devamla esastan karar verilmesinin hatalı olduğu-
Haciz tutanaklarının İİK'nın 105 inci maddesi anlamında aciz belgesi niteliğinde olduğu- Yargılama sırasında takip konusu borcun ödenmiş olmasından ötürü davanın konusuz kaldığı, dolayısıyla karar verilmesine yer olmadığı-
Takibe konu senetlerin tanzim tarihinin 15.01.2017 olduğu, davaya konu taşınmazın devir tarihinin ise borcun doğumundan sonra, 07.02.2018 tarihinde gerçekleştiği, davalı borçlunun diğer davalı ile arkadaş olup taraflar arasındaki borç ilişkisini bilebilecek kişilerden olduğu, yapılan keşif sonucu taşınmazın devir tarihindeki gerçek değeri ile satış değeri arasında fahiş fark bulunduğu, dolayısıyla davaya konu satışın gerçek bir satış olmadığının anlaşıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-