İcra müdürlüğünce yapılan maaş hacizlerinin ve yapılması gereken kesintilerin İİK. mad. 355 uyarınca bildirilmesi üzerine, borçlunun görev yaptığı kurumca düzenlendiği anlaşılan ve maaş hacizleri ile ilgili yapılan sıralamanın "sıra cetveli" niteliğinde olmadığı- Mahkemece sadece muvazaanın tespit ile işlemin iptaline karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken, kurum tarafından yapılan sıralamanın sıra cetveli niteliğinde olduğu kabul edilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğu-
Herhangi bir borç alacak ilişkisi olmamasına, takip dayanağı herhangi bir resmi ya da adi borç belgesi bulunmamasına rağmen davalıların muvazaalı icra takip dosyasına konu borçlandırıcı işlem ve devamında davalı borçlunun maaşına haciz işleminin bir bütün halinde iptali talebiyle açılan davada, "maaş haciz işlemini iptaline, davalılar arasındaki icra dosyasındaki borçlandırıcı tasarrufun iptali ile İİK. mad. 283 uyarınca tahsilde tekerrür olmamak ve davacının icra takip dosyasına konu alacağı geçmemek üzere ... TL.'nin davalı üçüncü kişiden alınarak davacıya verilmesine..." şeklinde karar verilmesinin isabetli olduğu-
İİK 280/1 maddesi gereğince tasarrufun iptaline karar verilebilmesi için "borçlunun alacaklılara zarar vermek (mal kaçırmak) kastıyla işlemi yapmış olması gerektiği- İspat yükünün davacı alacaklının üzerinde olduğu- Davacı alacaklının, borçlunun alacaklıya zarar verme kastıyla işlemde bulunduğunu ve üçüncü kişinin de bunu bildiğini her türlü delil fiili karineler (yaşam deneyimleri, hayatın olağan akışı) ile ispat etmesi gerekeceği- İİK 280/1 maddesinde 'bilinmeyi gerektiren açık emarelerin bulunduğu' ibarelerine yer verilmekle tasarrufun iptali davalarında ispat kolaylığı getirildiği ve bu davaların bir anca önce sonuçlandırılmasının amaçlandığı-
Davalı borçlunun yargılama sırasında iflasına karar verilmesi halinde, dava takip yetkisinin davacı alacaklıya devredilip devredilmediğinin araştırılması, dava takip yetkisi alacaklı davacıya devredilmemiş ise iflas idaresinin usulüne uygun biçimde davaya dahil edilmesi, ondan sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği-
Borçlu hakkında başlatılan icra takibinde, İİK. mad. 71 uyarınca, icranın geri bırakılması kararı verildiği ve kesinleştiği anlaşıldığından, tasarrufun iptali davasına bakan mahkemece davacı alacaklı tarafından İİK. mad. 33a/2 uyarınca açılmış bir dava bulunup bulunmadığı araştırılarak dava açılmış ise sonucunun beklenmesi, açılmamış olması halinde bu takip dosyası ile ilgili tasarrufun iptali davasının ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacı ile borçlu arasındaki kira ilişkisi 2005 yılından beri devam ediyor ise de dava dayanağı takiplere ilişkin borcun 2008'de düzenlenen kira sözleşmesine ilişkin olup ödenmeyen kira borçlarının 2008 yılına ait olduğu, tasarrufun ise bu tarihten önce  yapıldığı anlaşıldığından, tasarrufun iptali davasının ön koşul yokluğundan reddine ve davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği-
Borçlunun aciz halinin ispatlanmamış olması halinde, tasarrufun iptali davasının ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği- Borçludan satın aldığı taşınmazı, dava-dışı dördüncü kişiye satıp tekrar ondan satın almış olan davalı üçüncü kişi hakkında tasarrufun iptaline karar verilmesi için dördüncü kişinin de davaya dahil edilmesi gerektiği-
Verilen kesin süre içerisinde aciz belgesi sunulamadığından, dava şartı eksikliği giderilmediği gerekçesi ile tasarrufun iptaline ilişkin davanın usulden reddine dair karar verilmesinin hatalı olduğu- Hükmün bozulmasından sonra dahi aciz vesikasının ibrazı mümkün olduğu-
Somut olayda; davacının, davalı aleyhine açtığı davada manevi tazminata hükmedildiği, kararın kesinleştiği davalı aleyhine açılan kamu davasında suç tarihinin 22/12/2008 olduğu, taşınmazların aynı gün aynı akit tablosu ile davalı tarafından kardeşi olan diğer davalıya satış suretiyle temlik edildiği, aracın ise 16/11/2012 tarihinde kardeşi olan davalıya satış suretiyle temlik edildiği, taşınmazların satış değerleri ile gerçek değerleri arasında misli fark olduğu, davalının tapudaki satış bedeli dışında ödeme yaptığını ispatlayamadığı, yapılan işlemlerin muvazaalı olduğu-
Dava 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 24 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin olup, bu davaların amacının amme borçlusunun bu Kanunun 27, 28, 29 ve 30.maddelerinde yazılı tasarruf ve muamelelerinin iptali ile alacaklının alacağının tahsilini sağlamak olduğunu- Yönetici ortağın şirketin vergi borcunun ödenmemesi halinde bu borcun tamamından sorumlu olduğu- Davalı şirketin ortağı olan davalı ortak ve dava dışı diğer ortağa haciz varakaları gönderildiği, Ağustos 2010 dönemden 2011 yılına ait borç için düzenlenen ödeme emirlerini de kendisine tebliğ edildiği hakkındaki takibin kesinleştiği, ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu şirket hakkındaki takibin semeresiz kaldığı, amme alacağının şirketten tahsil imkanı bulunmadığının anlaşıldığı, dava konusu gayrımnekulün takip konusu borçtan sonra borçlu tarafından davalı üçüncü kişiye satıldığı ve davanın süresinde açıldığı alacağın gerçek olduğu dolayısıyla dava ön koşullarının somut olayda gerçekleştiği anlaşıldığından, dava konusu tasarrufun yapılış tarihine kadar doğmuş vergi alacağının bilirkişi marifetiyle belirlenerek 6183 s. AATUHK. mad. 27, 28, 29, 30 ve 31 gereğince tasarrufun iptale tabi olup olmadığının irdelenmesi gerektiği-