Bir davanın hem usulden hem de esastan reddine karar verilemeyeceği; mahkemece "aciz vesikası niteliğinde belge sunulmadığı" belirtilmiş ise de , dosya içerisinde yer alan ve davalı borçlunun bilinen adreslerinde tutulan 21.05.2012 ve 26.06.2012 tarihli haciz tutanaklarının İİK'nın 105. maddesi kapsamında geçici aciz vesikası hükmünde olduğu görüldüğünden bu gerekçenin yerinde olmadığı, öte yandan "davalı 3. kişi tarafından" alacağın gerçek bir alacak olmadığı, borçlu ile alacaklı arasında danışıklı işlemler bulunduğu iddia edilmiş olduğundan bu durumda alacağın gerçek bir alacak olup olmadığı, takibin kesinleşme şekli, tarafların ekonomik durumları göz önüne alınarak yaptıkları işe göre takibe konan senetler ile ilgili olarak delilleri sorularak gerektiğinde ticari defter incelemesi de yapılarak alacağın gerçek olup olmadığı irdelenerek sonuca gidilmesi gerekeceği-
Davacının borcun 'tasarruf tarihinden önce doğduğunu' ispatlayamaması halinde, "davanın reddine" karar verilmesi gerekeceği-
Davalıların 5.300.346,15 TL gibi yüksek meblağa ulaşan temlik alacağı için aralarındaki hukuki ilişkiyi açıklayamadığı, davalılardan temlik alacaklısı olan ............'in 5.300.346,15 TL'lik alacağının nereden kaynaklandığına ilişkin belgeleri sunmadığı, 5.300.346,15 TL'nin nakden ödendiğine ilişkin varsa banka dekontu vb. belgenin sunulması gerektiği, davalı ............'un ........ Ltd. Şti. nin ortağı olduğunun, diğer davalı temlik alacaklısının büyük otellerin hakim hissedarı olduğunun davalı ............. vekilince belirtildiği nazara alındığında, temliğe dayalı alacağın şirket veya davalıların defter belge ve kayıtlarında yer alması gerektiği, davalıların bu hususları ortaya koyamadığı, davalıların para transferine ilişkin her hangi bir delil sunmadıkları, davalıların temliknameye esas hukuki ilişkiyi açıklayıp ispat etmedikleri gibi söz konusu tutarda bir paranın elden transferinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yine ekonomik olarak sıkıntıda bulunan davalı ...........'un 5.300.346,15 TL gibi bir tutarı temlik etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu kapsamda davalıların davacının alacağına ulaşmasını engellemek için birlikte hareket ettikleri ve dava konusu temliknamenin muvazaalı olduğu, davalılar arasında gerçek bir alacak borç ilişkisi bulunmadığı, gerçek bir alacak-borç ilişkisini davalıların ispatlayamadığı gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
"Borçlunun muvazaalı olarak eşinden boşanarak boşanma sırasında imzalanan protokol ile davalı eşine ait taşınmazlardaki 1/2 oranındaki katkı payı alacağı ve değer artışı payı alacaklarından feragat ettiği, amacın alacaklılarından mal kaçırmaya yönelik olduğu" belirtilerek tasarrufun iptali davası açılabileceği- Somut olayda, davalılar "dava konusu taşınmazın davalının kişisel malı olduğunu, zira bedelinin dava dışı eniştesi tarafından kendisine karşılıksız olarak gönderilen parayla satın aldığını", davacı ise "bu bedelin ivazlı olarak verildiğini" iddia etmekte olup söz konusu paranın davalı üçüncü kişiye karşılıksız olarak verilmesi halinde taşınmaz üçüncü kişinin kişisel malı sayılacağından  borçlunun bir hak talebi söz konusu olmayacağı; aksi halde edinilmiş mal olarak kabul edilip, borçlunun talep hakkı varlığının ortaya konulacağı-
Ara karar ile tasarrufun iptali davasının davalısının malvarlığı üzerine dava değeri kadar ihtiyati haciz konulduğu ve bu kararın icra takip dosyasından infaz edildiği uyuşmazlıkta, şikayetçinin "ihtiyati haczin taşkın şekilde uygulandığını" da ileri sürerek "teminatsız veya uygun görülecek teminat karşılığında mal varlığı üzerindeki ihtiyati hacizlerin kaldırılmasına" ilişkin isteminin tasarrufun iptali davasının yargılamasında görevli olan ve tedbir kararını veren asliye hukuk mahkemesince incelenmesi gerektiği, bu konuda icra mahkemesinin görevli olmadığı-
Davacının alacağının dayandığı bonoyu imzalayanın vefat etmesi sebebi ile davalı borçlular aleyhine .başlatıla icra takibine davanın dayanağı olan senetteki imzanın murise ait olmadığı iddiası ile imzaya itiraz davası açıldığından bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiği-
Takip talebinde borç kaynağı olarak dava dışı alacaklının kızkardeşi adına banka hesap özeti sunulduğu, bu belgeye göre anılan şahıs hesabından ...tarihinde 160.000,00 TL çektiği, davacının bu çekilen paranın davalı borçluya verildiğini belirttiği ve ... tarihli .. tarafından borçlunun hesabına fındık bedeli açıklaması ile yatırıldığına ilişkin banka dekontu sunulduğu- Borçlu takip talebindeki borca veya borç kaynağına ilişkin olarak herhangi bir itiraz ileri sürmediğinden, bu halde davacının alacağının tasarruflardan önce doğduğunun kabulü gerektiği-
Raporda belirlenen bedeller ile satış bedelleri arasında misli fark olmadığı, belirlenen bedellerin satış fiyatına yakın olduğu ve davalı tarafından taşınmaz satışına ilişkin ödeme dekontlarının ibraz edildiği dava konusu edilen satışların gerçek satış olduğu, davacının muvazaa iddiasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu-
Somut olayda, dava dilekçesinde davanın hem TBK'nin 19. maddesine göre tasarrufun iptali davası hem de İİK'nin 277 ve devamı maddelere göre açılan tasarrufun iptali davası olarak talepte bulunulduğu, aşamalarda dava dilekçesinin açıklattırılmadığı, Mahkemece davanın İİK'nin 277 ve devamı maddelere göre açılan tasarrufun iptali davası olarak kabul edilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Bilindiği üzere, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Dairemizce benimsenen uygulamasına göre İİK'nin 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davaları ile TBK'nin 19. maddesine göre açılan tasarrufun iptali davaları birlikte görülemez. Dolayısıyla mahkemece davacıya HMK'nin 31. madde kapsamında talebinin açıklattırılarak davasının İİK'nin 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali mi yoksa TBK'nin 19. maddesine göre mi talepte bulunduğunun belirlenmesi ve belirtilen hukuki nitelemeye uygun olarak yargılama yapılarak hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu şekilde hukuki nitelemenin doğru yapılmaması kaldırma nedeni olarak kabul edilmiştir.
Tasarrufun iptali istemine ilişkin olarak açılan eldeki davada takip konusu toplam alacak miktarının 6.497,64 TL olduğu ve bu miktarın tasarrufa konu taşınmaz paylarının tasarruf tarihindeki değerleri toplamından düşük olduğu, dava değeri olarak dikkate alınması gereken bu alacak miktarının ise kesinlik sınırı (17.830,00 TL) altında kaldığı anlaşılmakta olduğundan, 6100 sayılı HMK'nin 6763 sayılı Kanun ile değişik 341/2. maddesi uyarınca istinaf kesinlik sınırı altında kalması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı anlaşıldığından, "istinaf dilekçesinin reddine" karar verildiği-