Uyuşmazlığa konu davanın 1086 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde açıldığı, tahkikat aşamasına geçildiği gözetilerek bu aşamada 6100 sayılı Kanun'un 324. maddesi uyarınca sadece "delil avansı" istenebileceği, delil avansının, o delille iddiasını ispatlayacak tarafça yatırılması gerektiği, ancak ilgilisinin bu gerekliliği yerine getirmemesi hâlinde, diğer tarafın da delil avansını yatırabileceği, delil avansı yargılamada gerek davacı gerekse davalı tarafından tamamlanabilecek bir masraf kalemi olduğundan, yalnızca davacılardan eksikliğin tamamlanmasının istenilmesinin davalı tarafın davayı takip hakkını engellemekte olduğu, kaldı ki paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davalarının "çift taraflı dava teorisi" uyarınca iki taraflı, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardan olduğu, anılan hususların tamamı gözden kaçırılarak Mahkemece verilen kesin süre içerisinde gider avansının yatırılmadığı gerekçesiyle yazılı olduğu şekilde davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmediği-
Görevli yargı yerinin adli yargı mı yoksa idari yargı mı olduğu- Kamu düzeni-
Taşeron sözleşmesinden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkin davada her iki taraf tacir olduğundan dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmasının dava şartı olduğu ve dava dilekçesine de arabuluculuk sonucunda anlaşılamadığına dair son tutanağın eklenmesi gerektiği- Dava açılmadan 17 dakika önce arabuluculuğa başvurulduğu ve son tutanağın da davanın açıldığı tarihten sonra düzenlendiği anlaşıldığından, davanın usulden reddi gerektiği-"Davacının davanın açıldığı aynı gün arabuluculuğa başvurduğu, mahkemece belgenin sunulması için verilen süre içinde belgenin sunulduğu anlaşıldığından, dava şartı eksikliğinin ortadan kalktığı, işin esasına girilmesi gerektiği" şeklindeki karşı oyun kabul görmediği-
Tespit davasını açmakta davacının hukuki yararı- Davalı ... Genel Müdürlüğü ile ..Şirketi arasındaki ilişkinin muvazaalı olup olmadığı-
Borçlunun murisi ile üçüncü kişi arasında düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesi gereğince verilen dava konusu tapuların iptali ile muris adına tescili için icra mahkemesinden İİK m. 94/2 gereğince alınan yetkiye istinaden açılan davada, tapuların iptali yerine borçlunun mirası oranında tazminat talep edildiği- Genel olarak muvazaa nedeni ile tapu iptal ve tescil davalarında, davacının iptal yerine tazminat istemine engel bir durum söz konusu olmadığı- İİK m. 94/2 hükmü, borçlunun mal kaçırma amacı ile dava açmaktan imtina ederek alacaklıları zarara uğratmasını önlemek amacı getirilmiş bir düzenleme olduğundan, asılın sahip olduğu bu yetkinin vekili olarak alacaklıya ait olduğunun da düşünülebileceği- Davacılar vekili istinaf aşamasında İİK m. 120/2'ye dayalı olarak aldığı yetkiyi sunduğundan, davacının yetkisinin tamamlanabilir bir dava şartı olarak değerlendirilmek sureti ile davanın esasına girilmesi gerektiği-
İİK'da iflasta üçüncü şahsın elinde iken deftere kaydedilen mallarla ilgili icra mahkemesinde görülecek bir istihkak davası hakkında düzenleme bulunmadığı, bu durumda söz konusu malların mülkiyetinin ancak genel mahkemelerde açılacak bir dava ile belirlenebileceği- Hangi yargı yolunun görevli olduğu da yazılmadan davanın yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Davacıya ait akaryakıta kaçak olduğu iddiasıyla haksız olarak el konulması ve ceza yargılaması sonucunda iade kararı verilmesine rağmen iade edilmemesi nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmini talebine ilişkin davada, davalılar İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı hakkında davanın pasif dava ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi, davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı yönünden ise uyuşmazlığın esası incelenerek hüküm kurulması gerektiği-
Davacı, olağanüstü hâl kapsamında kapatılan dava dışı şirketten olan alacağı yönünden bir hak iddiasında bulunmadan, kiracısı olan şirketin kapatılıp kiralananın mühürlenerek kullanımının kısıtlanmasından sonraki döneme ilişkin olarak taşınmazın kendisine teslim edildiği tarihe kadar geçen süre için kira alacağı ve tazminat istemiş olduğundan, dava konusu iddia yönünden 670 s. KHK'nın 5. maddesi çerçevesinde başvuru prosedürünün işlerlik kazanmasının mümkün olmadığı ve somut olayda uygulanma yeri olmayan 675 sayılı KHK'nın 16/3. maddesi çerçevesinde dava şartı yokluğundan davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu-
İlk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı bulunması ve bu kapsamda yargı yerinin belirlenmesinin HMK'da düzenlenmediği (yasa koyucunun ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemeleri arasında olumsuz görev uyuşmazlığının çıkmasının mümkün görmediği)- Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar ile, HMK m. 353/(1)-a.4 uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmesinden sonra İlk Derece Mahkemesince yargılamaya kaldığı yerden devam edilerek karar verilmesi gerekirken görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı- Bu durumda, "İlk Derece Mahkemesinin görevsizlik kararının, Bölge Adliye Mahkemesinin görevsizlik kararının, Özel Dairenin bozma kararının ve Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının kaldırılmasına", "dosyanın incelenmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi" gerektiği-
Davacının tespit davasını açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı-
