Adi ortaklığın tespiti ve kâr payı istemine istemi- Bilirkişi raporunda, davacının kızına ait banka hesabından dava konusu iş yerine ait ödemelere ilişkin bir çok banka dekontunun bulunduğu, bu dekontlarda gazete parası, SGK, vergi ödemeleri, muhasebe, elektrik ücretine ilişkin açıklama yapıldığı ve buna ilişkin olarak davalı ile e mail yazışmalarının olduğunun belirtildiği- Davacı tarafça sunulan ve mahkeme kasasına alındığı anlaşılan defterlerde davalıya ait el ürünü rakamların bulunduğu iddia edildiği halde bu hususta herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadığı- Davacı tarafça, iş yeri adına tahakkuk edilen KDV, stopaj, gelir vergisi, SSK ödemeleri ve elektrik faturalarının davacının mail adresine geldiği, iş yerine ait ödemelerin davacı aracılığıyla anlaşmalı bankalara yapıldığı ve online siparişlerin detaylarının mesajların davacının telefonuna geldiği iddia edildiği halde, bu hususlara ilişkin de herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadığı- Hakimin, davayı aydınlatma yükümlülüğü kapsamında taraflar arasında ortaklık ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti yönünden, öncelikle davacının kızına usulüne uygun şekilde davetiye tebliğ edilmesi, duruşmada kızının hesabından yapılan ödemeler konusunda beyanının alınması ve üçüncü kişinin davaya konu işletmenin ticari borçlarını ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu gözetilmesi; davalı tarafça bankaya sunulduğu iddia edilen dilekçenin, örneğinin Bankada kalıp kalmadığının müzekkere ile sorulması, Mahkeme kasasında bulunan defterlerin bilirkişi incelemesinin yapılarak tarafların el ürünü olup olmadığı hususunda rapor alınması, davacının mail adresine ve telefonuna gelen adi ortaklığa ilişkin ödemelerin ve sipariş kayıtlarının araştırılması ve gerekli görülmesi halinde ilgili şirkete müzekkere yazılarak verilen sipariş detayları hakkında bilgi ve belgelerin gönderilmesi istenilerek tüm deliller toplandıktan ve yeniden değerlendirildikten sonra hasıl olacak sonuca uygun hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerektiği-
Hazineye ait iki taşınmazın taş ocağı olarak kullanılmak üzere davalı şirkete kiraya verildiği, kira ilişkisi devam ederken 3213 sayılı Maden Kanunu'nda yapılan değişiklik sonrası taş ocaklarının maden kapsamına alınması nedeniyle kira ilişkisinin sona erdiği, bu süreç sonrasında Milli Emlak denetmenin yaptığı incelemelerde davalıya ait satış faturaları ve ticari defter kayıtlarının tetkik edildiği ve şirket yetkilisinin de imzası olan 22.09.2006 tarihli tutanak imzalanarak davalının sözleşmede öngörülenden fazla malzeme kullandığı sonucuna varıldığının kayıt altına alındığı, söz konusu tutanakta üretilen beton için dava konusu ocak dışında dışarıdan hammadde alınmadığı açıklamasının bulunduğu, bu tutanak kapsamında düzenlenen 29.09.2006 tarihli denetmen raporunda fazla kullanıma tekabül eden bedeli tespit yönünde hesaplama yapıldığı ve kamu alacağının tahsili gerektiğinin bildirildiği, davalının bu tespiti kabul etmediği ve hesaplama yöntemine de itiraz ettiği- Davacı Hazine tarafından söz konusu alacağın tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali davasında davalının denetim raporunda fazla kullanım bulunduğu yönündeki tespitin kendilerinin başka yerlerden de malzeme temin etmiş olmaları nedeniyle gerçeği yansıtmadığı savunmasında bulunduğu, Mahkemece verilen ilk kararla davacının alacak iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin sözleşmeye konu araziden hangi miktar malzeme çıkarıldığının tespiti için davalı tarafın savunmasında geçen ocak dışında başka ocaklardan malzeme getirilip dava konusu sahaya depolandığı savunmasını doğrulayacak kayıtlara ihtiyaç duyulduğu hususunun altı çizildiği, söz konusu bozma kararına uyan Mahkemece bozma doğrultusunda değerlendirme yapılması zorunlu olup taraflardan bu yöne ilişkin delillerin sorulduğu, bir sonraki celse davalı tarafa delillerini sunması için kesin süre verildiği, dosyaya aşamalarda sunulmuş deliller dışında delil sunulmadığı anlaşılmakla, dosyada mevcut delillere göre bir değerlendirme yapılarak fazla üretim miktarının belirlenmesi ve buna göre hüküm kurulması gerektiği-
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "ispat yükü" başlıklı 6 ıncı maddesine göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu- Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "ispat yükü" başlıklı 190 ıncı maddesinin birinci fikrasına göre de ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu- Davacı kadın, dava ve cevaba cevap dilekçesinde ziynet eşyalarının davalı erkek tarafından "çalınacağı" iddiasıyla kadından zorla alındığını ve kayınvalidesinin kovması sonucu apar topar ortak konuttan ayrıldığını, bu sırada zaten ziynet eşyalarını almaya fırsat bulamayacağını iddia ettiği- Yukarıda yazılı maddelere göre, ispat yükü davacı kadın üzerinde olduğu- Ne var ki, davacı kadın gerek ziynet eşyalarının zorla kendisinden alındığını, gerekse evden apar topar ayrılmak zorunda kaldığına ilişkin vakıayı dosya kapsamına göre tanık beyanları ve diğer delillerle ispatlayamadığı- Bu halde, davanın ispatlanamadığından reddine karar verilmesi gerekirken, yazıl şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği-
Gabin ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil davasında, gabinin objektif unsuru olan edimler arasındaki aşırı oransızlığın belirlenmesinde hükme esas alınan bilirkişi raporlarının satış tarihi yerine dava tarihini esas alması veya endeksleme yoluyla hesaplama yapması nedeniyle hatalı olması karşısında, taşınmazın satış tarihindeki gerçek sürüm değerinin emsal araştırması yapılarak tereddüde yer vermeyecek şekilde saptanması suretiyle karar verilmesi gerektiğinden direnme kararının değişik gerekçeyle bozulması gerektiği-
Tarafların 01.09.2010 tarihinde evlendiği, 01.07.2015 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 29.06.2018 tarihinde kesinleşmesiyle boşandıkları, sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu- Mahkemece, tasfiye konusu arsanın edinilmiş mal olmadığı gerekçesiyle işbu taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, kararın hatalı olduğu, şöyle ki, öncelikle tasfiye konusu arsa evlilik birliği içinde edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde erkek adına satın alındığından edinilmiş mal niteliğinde olup davalı erkeğin taşınmazın üçüncü kişiye ait olduğuna yönelik iddiası yönünden de tanık delili dışında delili bulunmadığından mevcut delil itibariyle davalı tarafından taşınmazın üçüncü kişiye ait olduğunun ispatlanamadığının kabulünün hatalı olduğu- Her ne kadar tasfiye konusu arsa tasfiyenin sona erdiği tarihte mevcut değil ise de, boşanma dava tarihinden kısa süre önce taraflar arasında anlaşmazlık başladıktan sonra arsa satıldığından arsanın eklenecek değer olduğu kabul edilerek tasfiyede dikkate alınması gerekeceği-
Kadın dava konusu ziynet eşyalarının davalı tarafından elinden alındığını ve bunların iade edilmediğini sunduğu delillerle ispat edememişse de, davacı kadın delil listesinde açıkça "yemin" deliline de dayandığından, mahkemece ziynet alacağı istemiyle ilgili olarak davacı kadına yemin teklif etme hakkı bulunduğunun hatırlatılması gerektiği-
Asıl davada iptali istenen resmi şekilde düzenlenen vasiyetnamede mirasbırakanın okur yazar olduğunun noter tarafından da tespiti yapılmış olup, asıl davada iptali istenen vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte vasiyetçinin okur yazar olmadığına dair ispat yükü vasiyetnamenin şekil eksikliği nedeniyle iptalini talep eden davacıda olduğu, dinlenen tanıkların görgüye dayalı beyanlarından anlaşıldığı üzere mirasbırakanın esnaflık yaptığı, veresiye defteri tuttuğu, gazete okuyarak gazetedeki haberleri çevresindekilere göstererek anlattığı- Tanık beyanı esas alınarak mirasbırakanın okuma yazma bilmediği kanaatine varılsa da tanığın mirasbırakanı tanıyan bir kişi olmadığı, noterin bulunduğu binada çaycılık yaptığı, mirasbırakanın okur yazar olup olmadığını bilebilecek durumda olmadığı kendi beyanlarından anlaşılmış olup bu haliyle de davacının mirasbırakanın okur yazar olmadığına dair yeterli ve hukuki bir delil sunmadığı, bunun yanında tanıkların ise mirasbırakanı tanıyan kişiler olduğu, mirasbırakanın okur yazar olduğuna dair görgüye dayalı beyanlarının bulunduğu dikkate alınarak mirasbırakanın okur yazar olduğunun anlaşılması nedeniyle asıl davada ..09.2008 tarih ve ... yevmiye numaralı vasiyetnamenin iptaline karar verilmesinin doğru görülmediği-
Vekâletin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davalarda kural olarak hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresinin olmadığı- Her iki dava bakımından da ispat yükünün davacı tarafta olduğu- Tanık beyanlarından davaya konu taşınmazın davalının parasıyla alındığı ancak tapu kaydının miras bırakan adına oluşturulduğu, davalı ve annesinin söz konusu taşınmazda oturdukları, vekâletlerin taşınmazı kullanan davalıya intikal amacıyla iradi olarak verildiği, davacıların kandırılmak suretiyle vekâletlerinin alınıp zararlandırıldıkları yönünde somut bir neden ileri süremedikleri, aksine tüm dosya kapsamına ve tanık beyanlarına göre dava konusu payların temlikinin iradî olduğu, talimata aykırı hareket edildiği ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddialarının kanıtlanamadığı, annenin payı ile birlikte bu hissenin de ardışık işlemle yine aynı tarihte davalıya intikal ettiği, bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı göz önüne alındığında murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma kastının bulunduğundan da söz edilemeyeceği, zira annenin ve diğer mirasçıların amacının davalıya oturduğu taşınmazdaki paylarını rızalarıyla temlik etmek olduğu sonucuna ulaşıldığından her iki hukuki nedene dayalı ispatlanamayan davanın reddi gerektiği-
Asıl davanın, dava tarihi itibarıyla davalılardan anonim şirketinin %95 hissesinin, bu hisseler karşılığında düzenlenen muvakkat ilmühaberlerin mülkiyetinin davacı şirkete ait olduğunun, davalı üçüncü kişinin pay defterine İcra Müdürlüğünce yapılan kaydın geçerli ve bağlayıcı olduğunun tespiti istemine ilişkin olduğu, davaya konu hisse senetleri davacının borcundan dolayı kesinleşen icra takibi sonucunda -ilk ihale tebligat usulsüzlükleri nedeniyle iptal edilmiş olmasına rağmen- iptaline karar verilen bu ihale ile hisseleri satın alan ve davacı tarafça kötüniyetli oldukları ispatlanamayan, ihale alıcısı emin sıfatı ile zilyetten edinen iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olan davalıların bu kazanımlarını etkilemeyecek olmasına göre mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu- Ceza mahkemesi kararında, davacı tarafından davalı tarafa karşı ileri sürülen maddi vakıaların hukuka aykırılığına yönelik olarak tereddüde mahal vermeyecek düzeyde açık bir tespite yer verilmediği, sadece davalı şirketlerin yöneticilerinin fiilleri hakkında isnat edilen suçlar yönünden yapılan değerlendirme ile delil yetersizliği sonucu atılı suçların davalı şirketlerin yöneticileri tarafından işlendiğinin sabit olmaması ve suçların unsurları itibarı ile oluşmadığı nedenine dayalı olarak beraat kararı verildiği, ceza mahkemesi kararının eldeki davaya bir etkisinin bulunmadığı- “İhalenin feshi kararlarının kesinleşmesiyle birlikte davalının iyiniyetli zilyet ve malik sayılmasının mümkün olmadığı, davalının sonradan iptal olunan ihale ile elde ettiği davalı şirket hisselerinin %56’sını üçüncü kişiye, %33,5’ini dördüncü kişiye çok kısa sürede devrettiği, anılan şirketlerin geçmişte hiçbir liman işletme tecrübesi, yeterli personeli bulunmayan ve oldukça düşük sermayeli şirketler olduğu, devir öncesinde ticari teamüllere aykırı şekilde hiçbir hukuki ve iktisadi inceleme (due diligence) raporu alınmadığı, hisse alım satımına ilişkin para trafiğine rastlanmadığı, davalıların hayatın olağan akışına aykırı, kötüniyetli ve muvazaalı olarak birlikte hareket ettiklerine dair ciddi ve haklı itiraz ve iddiaları dikkate alınmadığı, üçüncü kişiler arasındaki muvazaanın her türlü delille ispat edilebileceği, delil yetersizliği sebebiyle verilen beraat kararlarının hukuk mahkemelerini bağlamayacağı, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından olayın hukuki ihtilaf olduğu ve değerlendirmenin hukuk mahkemeleri tarafından yapılması gerektiğinin ifade edildiği gözden kaçırılarak, iyiniyetin sonuca etkisi tartışılmaksızın, genel mahkemeler açısından bağlayıcılığı olmayan icra hukuk mahkemesi kararına dayanarak davalı şirketlerin hisse senetlerini iktisapta iyiniyetli sonraki müktesip oldukları kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği” görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Dava konusu senetlerde “nakden” kaydı bulunmakta olup, her iki tarafın "bonoların nakden karşılığı olmadığı, mal alımından dolayı düzenlendiğine" dair beyanları karşısında, senedin her iki tarafça da talil edildiğinin kabulü gerektiği ve bu durumda ispat yükünün yer değiştirmeyeceği- Davacıların "senedin bedelsiz olduğunu, teminat olarak düzenlendiğini ve bedelinin ödendiğini" ispatlaması gerektiği- Mahkemece ispat yükü kendisinde olan davacılara (senet borçlusuna) bu iddiasını kanıtlayabilmesi için olanak verilip, tüm delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği-