Muteriz borçlu tarafından ileri sürülen silahla kaçırılmak suretiyle senedin zorla imzalatıldığına ilişkin vakıanın, ağır ceza mahkemesinin yargılama sürecinde ortaya konulduğu ve Yargıtay ....... Ceza Dairesinin bozma ilamı ile de söz konusu maddi vakıanın kesinleştiği, bu tespitin Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesine göre hukuk hakimi açısından bağlayıcı olduğu anlaşılmakla, takibe konu bonodaki muteriz borçlu adına atılı imzanın borçlu yönünden bağlayıcı olmadığının kabulü gerekeceği, o halde; muteriz borçlunun borca itirazının kabulü gerekeceği-
"Kanatçı Muhtarın Yeri" markasına tecavüz iddiasıyla açılan davada; ceza mahkemesinin "iltibas oluşmadığı" gerekçesine dayalı beraat kararının hukuk hakimini bağlamayacağı ve markaya eklenen "Halis" ibaresinin karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmayacağı-
Davalının, davacı şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu süre içerisinde şirket aktifinde kayıtlı olan ve bedeli davacı şirket tarafından ödenen taşınmazları, dava dışı Ö. Kuzu'ya davacı şirketi temsilen devretmiş olması ve temlik sonrası elde edilen bedeli davacı şirkete aktarmamış olmasından dolayı şirkete karşı sorumlu olduğu-
Ceza dosyası ile eldeki davada yer alan deliller kapsamında kusur oran ve aidiyetleri yeniden belirlenerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
Uyuşmazlık; davalıya yapılan fazla ve yersiz ödemenin tahsili istemine ilişkindir...
Davalının cins köpeği bahçede serbestçe dolaşmasına izin vermesi, özen ve gözetim yükümlülüğün ihmali niteliğinde olup olay tarihinde 11 yaşında olan davacının duvarla çevrili bulunan bahçeye kilitli olmayan kapıyı açarak girmiş olması, davalının sorumluluğunun illiyet bağını kesecek boyutta bir hareket olarak kabul edilemeyeceği-
Asıl davanın, dava tarihi itibarıyla davalılardan anonim şirketinin %95 hissesinin, bu hisseler karşılığında düzenlenen muvakkat ilmühaberlerin mülkiyetinin davacı şirkete ait olduğunun, davalı üçüncü kişinin pay defterine İcra Müdürlüğünce yapılan kaydın geçerli ve bağlayıcı olduğunun tespiti istemine ilişkin olduğu, davaya konu hisse senetleri davacının borcundan dolayı kesinleşen icra takibi sonucunda -ilk ihale tebligat usulsüzlükleri nedeniyle iptal edilmiş olmasına rağmen- iptaline karar verilen bu ihale ile hisseleri satın alan ve davacı tarafça kötüniyetli oldukları ispatlanamayan, ihale alıcısı emin sıfatı ile zilyetten edinen iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olan davalıların bu kazanımlarını etkilemeyecek olmasına göre mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu- Ceza mahkemesi kararında, davacı tarafından davalı tarafa karşı ileri sürülen maddi vakıaların hukuka aykırılığına yönelik olarak tereddüde mahal vermeyecek düzeyde açık bir tespite yer verilmediği, sadece davalı şirketlerin yöneticilerinin fiilleri hakkında isnat edilen suçlar yönünden yapılan değerlendirme ile delil yetersizliği sonucu atılı suçların davalı şirketlerin yöneticileri tarafından işlendiğinin sabit olmaması ve suçların unsurları itibarı ile oluşmadığı nedenine dayalı olarak beraat kararı verildiği, ceza mahkemesi kararının eldeki davaya bir etkisinin bulunmadığı- “İhalenin feshi kararlarının kesinleşmesiyle birlikte davalının iyiniyetli zilyet ve malik sayılmasının mümkün olmadığı, davalının sonradan iptal olunan ihale ile elde ettiği davalı şirket hisselerinin %56’sını üçüncü kişiye, %33,5’ini dördüncü kişiye çok kısa sürede devrettiği, anılan şirketlerin geçmişte hiçbir liman işletme tecrübesi, yeterli personeli bulunmayan ve oldukça düşük sermayeli şirketler olduğu, devir öncesinde ticari teamüllere aykırı şekilde hiçbir hukuki ve iktisadi inceleme (due diligence) raporu alınmadığı, hisse alım satımına ilişkin para trafiğine rastlanmadığı, davalıların hayatın olağan akışına aykırı, kötüniyetli ve muvazaalı olarak birlikte hareket ettiklerine dair ciddi ve haklı itiraz ve iddiaları dikkate alınmadığı, üçüncü kişiler arasındaki muvazaanın her türlü delille ispat edilebileceği, delil yetersizliği sebebiyle verilen beraat kararlarının hukuk mahkemelerini bağlamayacağı, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından olayın hukuki ihtilaf olduğu ve değerlendirmenin hukuk mahkemeleri tarafından yapılması gerektiğinin ifade edildiği gözden kaçırılarak, iyiniyetin sonuca etkisi tartışılmaksızın, genel mahkemeler açısından bağlayıcılığı olmayan icra hukuk mahkemesi kararına dayanarak davalı şirketlerin hisse senetlerini iktisapta iyiniyetli sonraki müktesip oldukları kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği” görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Uyuşmazlık, davalının haksız eylemleri nedeniyle davacının maliki olduğu taşınmazı kiraya verememesi nedeniyle uğradığını iddia ettiği kira kaybına dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir...
İtiraz Hakem Heyetince dava konusu trafik kazasına ilişkin varsa ceza soruşturma dosyası ve mobese kayıtları da dosya arasına alınarak tüm deliller değerlendirilmek suretiyle tarafların olaydaki kusur oranlarının tespiti için üniversite öğretim üyelerinden veya Karayolları Genel Müdürlüğünde görevli fen heyetinden seçilecek uzman bilirkişilerden denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Mahkemece hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporunda ceza davasında asli kusurlu kabul edilen kişininn kusurunun %5, davalı şirketin kusurunun ise %75 olarak değerlendirilmesi karşısında raporlar arasında kusur değerlendirmesine yönelik çelişki oluştuğu ve bilirkişi kusur raporunda, kusurla ilgili değerlendirmeler yönünden oluşan çelişki açık ve net olarak değerlendirilerek giderilmediği anlaşıldığından işçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının meydana geldiği iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden kusur oranı ve aidiyet konusunda yeniden rapor alınarak ortaya çıkan çelişki de giderilmek suretiyle davalıların kusur oranına göre sorumluluğu belirlenerek davalılar yönünden kusura ilişkin davacı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği- "Ceza davasında kabul edilen kusur oranının hukuk hakimini bağlamayacağı ancak delil niteliğinde olduğu, ceza davasında tüzel kişinin kusurunun gerçek kişiye atfedildiği, Özel Dairece aynı gerekçeyle iki kez bozma yapıldığı, sözü edilen bilirkişi raporları arasında çelişki bulunmadığı" görüşünün benimsenmediği-