TBK m. 19'a dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin davada, davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK m. 283/1,2 kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekeceği, ancak bunun üçüncü kişinin tazminatla sorumlu olacağı anlamına da gelmediği- Muvazaa nedeniyle açılan davada taşınmazlarla ilgili devirlerin iptaline karar verilebilmesi için taşınmazları devir silsilesi içindeki tüm satışların muvazaalı olduğunun ispatlanması gerektiği- Taşınmazları devir alan dava dışı kişilerin, yine bu kişiler tarafından da devredilmişse son devre kadar tüm kişilerin de davaya dahil edilerek, taraf delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi, davaya dahillerinin talep edilmemesi halinde ise bu taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği- Bu davada dava değerini; davacının icra takibine konu kesinleşen alacak miktarı ile iptali istenilen tasarrufların değerinden hangisi az ise o değer oluşturduğundan, daha düşük olan davacının icra takibindeki kesinleşen alacağı üzerinden yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiği, icra takibinin dava tarihindeki güncel kapak hesabı üzerinden değerlendirme yapılamayacağı-
TBK'nun 19. maddesi uyarınca muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal istemi istemine ilişkin davada; davacı talebinin taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik olduğu, ilk derece mahkemesinin 18/10/2022 tarih 2022/... Esas sayılı ara kararı ile davaya konu taşınmaz üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verildiğinin anlaşıldığı- Toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve dava değeri tam olarak tespit edildiğinde ilk derece mahkemesince her zaman teminat artırılıp veya azaltılabileceğine göre; ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu-
Dava dilekçesindeki ileri sürülüşe göre TBK 19 uncu maddesine göre açılan davada, zamanaşımının söz konusu olmayacağı, davalı borçlunun iflasına sebep olan borçların en eskisinin tasarruf tarihinden önce doğup doğmadığının araştırılması, tasarrufun borcun doğumundan sonra doğduğunun anlaşılması halinde davalının muvazaalı işlem yapıp yapmadığının TBK m. 19 hükmü gereğince değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi, ödeme yapılmış ise iflas dosya akıbetinin de araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Kızından ve eşinden mal kaçırmak isteyen bir kişinin hiç mal bırakmama ya da malvarlığına oranla daha az miktarda bir mal bırakma eğilimi ile hareket edeceğinin hayatın olağan akışının gereği olduğu- Mirasbırakanın geriye azımsanmayacak miktarda taşınmaz bıraktığı hususları bir arada değerlendirildiğinde, davacı tarafın, mirasbırakanın mal kaçırma kastı ile hareket ettiğini kanıtladığını söyleyebilme olanağı bulunmadığından davanın reddedilmesi gerektiği-
Terditli (kademeli) olarak açılan, TBK m. 19 uyarınca muvazaa nedeniyle davalıların borçlu, diğer davalının alacaklı olduğu bono ve bonoya dayalı takibin iptali, olmadığı takdirde dava konusu muvazaalı takip dosyasından davalı borçluların maaşları üzerine birinci sırada konulan haciz işlemine ilişkin işlemin iptali ile cebri icra yetkisi tanınması talebi- Davacı alacağının 2010 yılında doğmuş olması, dava konusu icra takibinin davacı lehine tazminata hükmedilmesine dair verilen karardan çok kısa süre sonra yapılması, davalıların arkadaş olduklarının dosya kapsamıyla sabit olması, davaya konu takip dosyasında alacağın tahsiline yönelik borçlular hakkında maaş haczi ve minibüs üzerine kaydî haciz konulması dışında başkaca bir işlem yapılmaması, bononun her zaman düzenlenmesinin mümkün olması karşısında davalılar arasındaki tasarrufun iptali gerektiği-
TBK'nun 19. maddesi uyarınca muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal istemi istemine ilişkin davada; davacı talebinin taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik olduğu, "çoğun içinde az da vardır" kuralı gereği ihtiyati tedbir talebi içinde ihtiyati haciz talebi de olduğu ve İİK'nun 257 vd. maddeleri ile İİK'nun 281. maddesindeki şartların oluştuğu anlaşıldığından; davacının ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Dosya içeriğine göre; davacı talebinin taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik olduğu, ilk derece mahkemesinin 08/07/2022 tarihli ara kararı ile davaya konu taşınmazlar üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verildiği anlaşıldığı, davanın niteliğine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre; ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olduğu-
Dosya kapsamında bulunan delil ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, davanın TBK 19. maddesinden kaynaklı tasarrufun iptali davası olduğu gözetildiğinde, ihtiyati haciz şartları oluştuğundan, dava konusu davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerine, ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesi gerekirken ihtiyati tedbir kararı verilmesinin doğru olmadığı-
Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277. md) bulunması gerektiği- Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği- Tarafların tapuda 16/08/2018 tarihinde rızai taksim yaparak, taşınmazları paylaştıkları, dava edilen tasarruftaki taşınmazda ise 1/8 hisse davalı borçlu İ. C.'a 1/8 hissenin ise davalı üçüncü kişi borçlunun kardeşi M. C. adına tescil edildiği, bundan bir gün sonra ise borçlu tarafından 1/8 hissenin M. C.'a değil dava dışı E. C.'a satıldığı, borçlu tarafından M. C.'a dava edilen 108 ada 68 parselde hisse satışı yapılmadığı, 16/08/2018 tarihinde yapılan devirlerin ise rızai taksime dayalı yapıldığı, bunun aksine dosyada delil olmadığı anlaşılmakla, İİK 277. ve devamı maddelerine dayalı açılan davası ispatlanamadığı gibi TBK 19. maddesine dayalı muvazaa iddiası da ispatlanamadığı-
Tarafların da imzaladığı tarihli sözleşme ile, davalının banka hesabı hareketleri ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde tarafların gerçekte hisse devri amacıyla hareket etmediğinin, işlemlerin fiktif olduğu- Mahkemece, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesi uyarınca borçlunun, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamayacaksa da bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı, inançlı işlemin, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğu, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesinin istenebileceği-
