Uyuşmazlık; somut olayda, Mahkemece davalılar TTK Genel Müdürlüğü ile Star İnşaat ve Ticaret A.Ş. arasındaki ilişkinin muvazaaya dayandığının kabul edildiği eldeki davada, davalılar arasında geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kurulup kurulmadığının tespiti için davalı TTK Genel Müdürlüğüne özgü mevzuat hükümleri de değerlendirilmek suretiyle araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır..
Davalıların inanç sözleşmesine dair kendi aralarında yaptıkları anlaşma ile kredi taksitlerinin bir kısmının 3. kişi veya temsilcisi tarafından yatırılmış olmasının anlaşmanın tarafı olmayan 3. kişileri (somut olayda davacı alacaklıyı) bağlamayacağı - Konut kredisi kullandırabilmek için tarafların kendi aralarında yaptıkları satışa konu işlemin muvaazalı olduğu, kimse kendi muvazasına dayanamayacağı- Davalılar arasındaki akrabalık ilişkisi nedeniyle İİK'nın 280/1 maddesinde vücut bulan emarenin gerçekleştiği - Tasarrufa konu işlemin değeri ile alacak miktarı (icra takip çıkışı veya borç miktarı itibariyle) karşılaştırılarak hangisi düşük ise, onun bu davanın değeri (müddabihi) olarak kabul edileceği-
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, TBK'nin 19. maddesinde tanımını bulan "muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali" istemine ilişkin olduğu-
Davacıların mirasbırakan tarafından yapılan bu temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını kanıtladıklarını söyleme imkanı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi, mirasbırakanın, uzun yıllar boyunca kendisine ve eşine sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu yanında ileride de kendisine bakacağı düşüncesi ve güveniyle hareket ettiği, bu nitelikte hizmetin semen olarak değerlendirilmesi gerektiği- "... Mirasbırakanın Datça'da 14.986.86 m2 büyüklüğündeki taşınmazını henüz eşi sağken, davacılardan mal kaçırmak amacıyla 29.11.1988 tarihinde aynı avluda birlikte yaşadığı oğlu ve davalı gelininin tesiri altında gerçekte bağışladığı hâlde satış gibi göstererek davalıya temlik ettiği, davalı tarafından işlemin bakım karşılığı yapıldığı savunulmuşsa da davalının murise bakıp gözetmesinin külfet teşkil ettiğini, normal bakım ötesinde (yemek yapmak ve çamaşırlarını yıkamak dışında) ihtimam gösterdiğini kanıtlayamadığı gibi paylaştırma savunmasında da bulunamayacağı, satışın gerçek bir satış olmadığı,murisi bu sözleşmeyi yapmaya iten nedenlerden birinin de davacıların annesi Dürdane’nin kocası öldükten sonra resmi nikahı olmaksızın başka bir erkek ile karı-koca hayatı yaşamaya başlaması olduğunu, davanın kabulüne dair verilen kararın onanması gerektiği..." görüşünün HGK. çoğunluğunca benimsenmediği-
Uyuşmazlık; dava konusu 281 ada, 10 parsel, 422 m2 yüzölçümlü 2 katlı 4 daireli kargir bina niteliğindeki taşınmazda miras bırakanın ½ hissesinin davalı kızına satış suretiyle yapılan temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça ispatlanıp ispatlanamadığı noktasında toplanmaktadır..
Davadaki uyuşmazlık, muvazaanın bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere, muvazaa, kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazan aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar (mutlak muvazaa). Veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki bir sözleşme ile gizlemektedirler ( nisbi muvazaa). Yanlar, ister salt bir görünüş yaratmak için, ister başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla, sözleşme yapsınlar görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından, tabandaki sözleşmede tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından geçersizdir. Her nekadar, muvazaayı düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 19.maddesinde ve öteki kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de; taraflar arasında alacak ve borç ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması veya ilgililerin olur (icazet) vermesi ile geçerli hale gelmiyeceği, uygulamada ve bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmektedir. Öte yandan, muvazaanın varlığını iddia eden taraf Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu iddiasını isbat etmek zorundadır. BK'nun 19.maddesine dayalı davalarda işlemin iptali için sadece üçüncü kişinin değil aynı zamanda dördüncü kişi var ise ona yapılan işleminde muvazaalı olduğunun ispatlanması gerekmektedir. Yine Tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nın 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekir.
Mirasbırakanın, uzun yıllar boyunca sağladığı bakım ve desteğin yanı sıra ileride de kendisine bakacağı düşüncesiyle gelinine taşınmazını devretmesinin muvazaa kapsamında değerlendirilemeyeceği- Davacıların mirasbırakan tarafından yapılan bu temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını kanıtladıklarını söyleme imkanı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği - Mirasbırakanın, uzun yıllar boyunca kendisine ve eşine sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu yanında ileride de kendisine bakacağı düşüncesi ve güveniyle hareket ettiği, bu durumda hizmetin semen olarak değerlendirilmesi gerektiği hususu-
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamın göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, TBK.'nin 19. maddesinde tanımı bulunan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin olduğu- Davacının davalılardan kesinleşmiş bir alacağının olmadığı anlaşılmakla mahkemece "davanın reddine" karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-
İİK.m.277 vd. ile TBK.m.19 dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin davada, yargılama süresince aciz vesikası sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu; davacı tarafa aciz vesikası (geçici ya da kati) sunması amacıyla usulüne uygun olarak süre verilmesi gerektiği- Aynı zamanda TBK.m.19 dayanarak da tasarrufun iptaline yönelik talebinin olması nedeniyle TBK.m.19 kapsamında delilleri toplayarak dosya kapsamına uygun bir karar vermesi gerektiği-
Miras bırakanın iki taşınmazını torununa satış suretiyle yaptığı temlik işleminin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça ispatlanıp ispatlanamadığı- Davacı tarafça yapılan işlemin gerçek bir satış olmadığı, davaya konu taşınmazların mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla bedelsiz olarak davalıya verildiği iddia edildiği, davalı taraf ise satış sırasında bir paranın verilmediğini kabul etmekle birlikte, murisin davacıdan mal kaçırmak amacı ile değil denkleştirme amacı ile dava konu taşınmazları devrettiğini savunulduğu- Miras bırakanın sağlığında hak dengesini gözeten paylaştırma savunmasının ancak mirasçılar arasında söz konusu olabileceği ve davalının da mirasçı olmadığı dikkate alındığında bu savunmaya değer verilemeyeceği- Miras bırakanın ekonomik durumunun yerinde olduğu, dava konusu taşınmazların satış tarihinde tapuda gösterilen bedelleri ile gerçek bedelleri arasında fahiş fark bulunduğu, murisin dava konusu taşınmazları satmasını gerektirir makul ve haklı bir nedenin varlığı ortaya konulamadığı gibi davalı tarafça da tapudaki devir işlemi sırasında murise herhangi bir bedel ödenmediğinin kabul edildiği, murisin sağlığında tüm mirasçılarını kapsar şekilde yapılan bir taksim işleminin olmadığı, miras bırakan tarafından yapılan temlikin ikinci eşi ve diğer mirasçılarından mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı-
