Tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyiniyetli üçüncü kişinin TMK’nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerektiği, ancak arsa sahibinin üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesh koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlaması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil veya ipoteğin kaldırılması talebinin kabul edilebilir olduğunun gözetilmesi gerekeceği-
Dava, markaya tecavüzün tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir...
Dava; yüklenicinin temliki sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmaz ise rayiç bedel tahsili istemine ilişkindir...
Markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni, refi ile davalının markasının SMK'nın 6/1, 6/5 ve 6/9 maddeleri gereğince hükümsüzlüğü istemi-
Vekâletin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davalarda kural olarak hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresinin olmadığı- Her iki dava bakımından da ispat yükünün davacı tarafta olduğu- Tanık beyanlarından davaya konu taşınmazın davalının parasıyla alındığı ancak tapu kaydının miras bırakan adına oluşturulduğu, davalı ve annesinin söz konusu taşınmazda oturdukları, vekâletlerin taşınmazı kullanan davalıya intikal amacıyla iradi olarak verildiği, davacıların kandırılmak suretiyle vekâletlerinin alınıp zararlandırıldıkları yönünde somut bir neden ileri süremedikleri, aksine tüm dosya kapsamına ve tanık beyanlarına göre dava konusu payların temlikinin iradî olduğu, talimata aykırı hareket edildiği ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddialarının kanıtlanamadığı, annenin payı ile birlikte bu hissenin de ardışık işlemle yine aynı tarihte davalıya intikal ettiği, bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı göz önüne alındığında murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma kastının bulunduğundan da söz edilemeyeceği, zira annenin ve diğer mirasçıların amacının davalıya oturduğu taşınmazdaki paylarını rızalarıyla temlik etmek olduğu sonucuna ulaşıldığından her iki hukuki nedene dayalı ispatlanamayan davanın reddi gerektiği-
Uyuşmazlık, adi yazılı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Sözleşme gereği devredilen arsalara ilişkin tapu iptal ve tescili talebi sözleşmenin feshini de içerdiği kabul edilerek davanın niteliği gereğince arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olan yüklenici E.A.'nın da davada yer alması zorunlu olup; sözleşmenin feshine karar verilmeden tapu iptal ve tescile karar verilemeyeceğinden davacıya, yüklenici hakkında eldeki dava ile birleştirilmek üzere dava açması için uygun ve kesin süre verilerek açılacak davanın birleştirilmesi suretiyle taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası incelenerek oluşacak uygun sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince inşaatın ifasının tamamlaması için yetki verilmesi ve tapu iptali tescil istemine ilişkindir.
Bankanın davacının şahsi hesabından rızası olmaksızın işlem yapması doğru değil ise de borçlunun oğlu olan davacının eldeki davayı açmakla hakkını kullanırken iyiniyetinden bahsedilemeyeceği- Annesi ve davacının ortak hesapları varken haciz ihbarnamesinden sonra davalı Bankanın hatalı bildirimde bulunmasından yararlanmak suretiyle ortak hesaptaki tüm paranın davacının hesabına aktarılmasının iyiniyetli olmadığı- Haciz ihbarnamesi ile davadışı kişinin anılan hesaptaki para üzerinde tasarruf yetkisi ortadan kalktığından paranın davacının şahsi hesabına aktarılması anne ve oğlunun açık kötüniyetini göstereceği ve kötüniyetin korunamayacağı- Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, bankaların en ufak kusurlarından dahi sorumlu olmaları nedeniyle davalı bankanın hatalı işlemi neticesinde meydana gelen durum nedeniyle sorumluluğun kendisine ait olduğu ve üçüncü kişi konumunda bulunan davacının şahsi hesabından rızası dışında dava dışı annesinin icra dosyasına para gönderilmesinin hukuka aykırı olduğu, Bankaca yapılması gerekenin ancak sebepsiz zenginleşme davası açmak olduğu, İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Asıl davanın, dava tarihi itibarıyla davalılardan anonim şirketinin %95 hissesinin, bu hisseler karşılığında düzenlenen muvakkat ilmühaberlerin mülkiyetinin davacı şirkete ait olduğunun, davalı üçüncü kişinin pay defterine İcra Müdürlüğünce yapılan kaydın geçerli ve bağlayıcı olduğunun tespiti istemine ilişkin olduğu, davaya konu hisse senetleri davacının borcundan dolayı kesinleşen icra takibi sonucunda -ilk ihale tebligat usulsüzlükleri nedeniyle iptal edilmiş olmasına rağmen- iptaline karar verilen bu ihale ile hisseleri satın alan ve davacı tarafça kötüniyetli oldukları ispatlanamayan, ihale alıcısı emin sıfatı ile zilyetten edinen iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olan davalıların bu kazanımlarını etkilemeyecek olmasına göre mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu- Ceza mahkemesi kararında, davacı tarafından davalı tarafa karşı ileri sürülen maddi vakıaların hukuka aykırılığına yönelik olarak tereddüde mahal vermeyecek düzeyde açık bir tespite yer verilmediği, sadece davalı şirketlerin yöneticilerinin fiilleri hakkında isnat edilen suçlar yönünden yapılan değerlendirme ile delil yetersizliği sonucu atılı suçların davalı şirketlerin yöneticileri tarafından işlendiğinin sabit olmaması ve suçların unsurları itibarı ile oluşmadığı nedenine dayalı olarak beraat kararı verildiği, ceza mahkemesi kararının eldeki davaya bir etkisinin bulunmadığı- “İhalenin feshi kararlarının kesinleşmesiyle birlikte davalının iyiniyetli zilyet ve malik sayılmasının mümkün olmadığı, davalının sonradan iptal olunan ihale ile elde ettiği davalı şirket hisselerinin %56’sını üçüncü kişiye, %33,5’ini dördüncü kişiye çok kısa sürede devrettiği, anılan şirketlerin geçmişte hiçbir liman işletme tecrübesi, yeterli personeli bulunmayan ve oldukça düşük sermayeli şirketler olduğu, devir öncesinde ticari teamüllere aykırı şekilde hiçbir hukuki ve iktisadi inceleme (due diligence) raporu alınmadığı, hisse alım satımına ilişkin para trafiğine rastlanmadığı, davalıların hayatın olağan akışına aykırı, kötüniyetli ve muvazaalı olarak birlikte hareket ettiklerine dair ciddi ve haklı itiraz ve iddiaları dikkate alınmadığı, üçüncü kişiler arasındaki muvazaanın her türlü delille ispat edilebileceği, delil yetersizliği sebebiyle verilen beraat kararlarının hukuk mahkemelerini bağlamayacağı, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından olayın hukuki ihtilaf olduğu ve değerlendirmenin hukuk mahkemeleri tarafından yapılması gerektiğinin ifade edildiği gözden kaçırılarak, iyiniyetin sonuca etkisi tartışılmaksızın, genel mahkemeler açısından bağlayıcılığı olmayan icra hukuk mahkemesi kararına dayanarak davalı şirketlerin hisse senetlerini iktisapta iyiniyetli sonraki müktesip oldukları kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği” görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-