Kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile ek sözleşme uyarınca dava konusu bağımsız bölümün davalının payına isabet ettiği ve davacı ile davalı arasında adi yazılı şekilde düzenlenen “Satış Protokolü”nde davacıya satılarak satış bedelinin alındığı ileri sürülen somut olayda, senede karşı tanıkla ispat yasağına ilişkin hüküm karşısında tanıkla ispatın mümkün olup olmadığı- Yargılama sırasında dinlenen davalı tanıkları, "davaya konu bağımsız bölümün davalı arsa sahibine ait olduğunu" ifade etmişlerse de davacı tarafından sunulan ve adi yazılı şekilde düzenlenen "Satış Protokolü" başlıklı belgeye karşı davalı tarafından davalı yüklenici ile akdedilen imzalı bir sözleşme dosyaya sunulmamış olup Bu itibarla, davalı, davalı yüklenici ile akdedilen  kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile ek sözleşmenin aksini gösterir aynı kuvvette bir yazılı bir delil sunmadığından davacının iddiasını ispat ettiği- "HUMK m. 299/2. fıkrasında adi senedin üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade edeceği tarihe ilişkin hükme yer verildiği, davacının dayandığı sözleşmenin dava tarihinden önce resmi işleme konu edilmediğinden dava tarihi itibarıyla hüküm ifade ettiği, davalının ise bu tarihten önce davalı ile aralarında takas sözleşmesi bulunduğunu ileri sürdüğü, buna göre davalının iddiasını tanıkla ispat edebileceği, somut olayda tanıkların takasın varlığını doğruladığı gibi iskan belgesinin alındığı tarihten yaklaşık 4 yıl sonra eldeki davanın açılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu" görüşnün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Uyuşmazlığın, taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasında davanın hukuki nitelendirmesinde yanılgıya düşülüp düşülmediği, buradan varılacak sonuca göre hukuki değerlendirmenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 514 üncü maddesi de gözetilerek “vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davası” şeklinde yapılmasının ve delillerin bu nitelendirme çerçevesinde değerlendirilerek davalının iyiniyet savunması üzerinde durulmasının gerekip gerekmediği noktasında toplandığı- Tapu iptal ve tescil istemine ilişkin eldeki davada açıklanan hükümler çerçevesinde dava değeri üzerinden peşin nispi harcın yatırılması gerektiği- Dava fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL üzerinden açılmış ve peşin harç da bu bedel üzerinden yatırılmışsa da dava konusu taşınmaz hissesinin dava tarihindeki değeri bilirkişi raporuyla 80.000,00 TL olarak belirlendiğinden, bu değer üzerinden davcı tarafça eksik harcın tamamlanması sağlanmaksızın yargılamaya devam edilemeyeceği- "Bölge Adliye Mahkemesinin de peşin nispi harcın tamamlanmamış olması üzerinde durarak kabul kararıyla birlikte alınması gereken harcı davalı taraf üzerine yüklediği, bu durumun temyiz incelemesinde de ileri sürüldüğü ancak Özel Dairece bozma nedeni olarak kabul edilmediği, bu nedenle kararı harç eksikliği yönünden usulden bozulmasının yerinde olmayacağı, işin esasının incelenmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Dört kardeşin annelerinden kendilerine miras kalan bağımsız bölümü kardeşleri davalıya temlik etme konusunda anlaştıkları, davacının da bu anlaşmaya istinaden payını devretme konusunda davalıya vekâlet verdiği, bu vekâletin satış amaçlı verilmediğinin dosya kapsamından anlaşıldığı- Vekâlete istinaden satışın yapıldığı resmî senetle diğer kardeşler de kendi paylarını devretmiş olup "vekâletin satış amacıyla verilmediği davacıya ait payın davalıya temliki amacıyla verildiği ve hiç bir kardeşin bedel almadığının" doğrulandığı ve bu durumda vekilin vekâlet veren davacının talimatı dışına çıkarak iradesi dışında işlem yaptığının söylenemeyeceği-  "Davacı tarafından satış yapma yönünde verilen vekâletnameye uygun olarak tapu müdürlüğünde de satışa ilişkin resmî senet düzenlendiği, bedelsiz devir yönünde davacının bir iradesinin bulunmadığı" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
2004de  kesinleşen yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmesine rağmen birlikte yaşamaya devam edip çocuk sahibi olan taraflardan kadının 2017 yılında Türkiye'de boşanma davası açması üzerine, erkek eşin 2018'de  "yabancı mahkemece verilen boşanma kararının Türk Mahkemelerince tanınması ve tenfizine ilişkin" karşı dava açması dürüst davranma kuralına aykırı mıdır? Yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararlarının tanıması ve tenfizi için belirlenmiş bir zamanaşımı süresinin bulunmadığı- Tanıma ve tenfiz davasına konu boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme ilâmının yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade ettiği- Yabancı mahkeme kararının verildiği ülkede boşanmış sayılan eşin, Türkiye'de bu kararın tanınmasını istemesinde hukuki yararı bulunduğu- Yabancı mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş boşanma kararı karşısında, sadece bu kararın Türk mahkemelerince tanınmadığı ve eşlerin birlikte yaşamaya devam ederek çocuk sahibi oldukları gerekçe gösterilmek suretiyle; uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken yazılı hukuk kuralları bir yana bırakılarak, ancak zorunlu hâllerde düzeltici ve tamamlayıcı bir biçimde uygulanması gereken dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Davalı idare tarafından davalı şirkete verilen işin asıl işin bir bölümü olduğuna yönelik varılan sonucun doğru olduğu- Bir taraftan işin teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirmediğinin belirtilip, diğer taraftan araç ve gereçlerin bir kısmını davalı idareden kiralayan davalı şirketin gerekli ve yeterli uzmanlığa ve teknolojik alt yapıya sahip olmadığının ifade edilmesinin çelişki oluşturduğu- Araç ve gereçlerin bir kısmının davalı idareden kiralanmış olmasının davalı şirketin yeterli uzmanlığa ve teknolojik alt yapıya sahip olmadığı anlamında değerlendirilemeyeceği- Önemli olanın işin teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirip gerektirmediği olduğu- Mahkemece bu yönde yapılan araştırmaların yetersiz olduğu- Yapılacak işin gerekirse uzman bilirkişi aracılığıyla mahallinde keşif icra edilmek suretiyle işin teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirip gerektirmediği ve böylece davalılar arasındaki asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulup kurulmadığı belirlenerek sonucuna göre bir karar vermekten ibaret olduğu- Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olmasının hatalı olup bozmayı gerektirdiği-
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı eksik ve ayıplı iş bedeli, gecikme tazminatı ve alacak istemlerine ilişkindir...
Markanın hükümsüzlük şartlarının oluşup oluşmadığı-
Davacıların murisi tarafından vekil kılınanın, dava konusu taşınmazlarda davacılara ait payları eşi olan diğer davalıya satış yoluyla temlik ettiği somut olayda; davacı tarafça vekâletnamelerin hile ile alındığı ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığının ispat edilemediği- Vekâletnamelerin farklı amaç ve söylemlerle alınarak kötüye kullanıldığının davacılar tarafından ispat edilmesi gerektiği- Devrin kardeşler arasında yapıldığı ve mahkemece tespit edilen bedel gözetildiğinde, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını gösterecek bir farkın da bulunmadığı- Tanık beyanlarının vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı olgusunun kabulü için yeterli olmadığı-
Hata, hile ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin davada, ispat yükünün davacı üzerinde olduğu- Davacının taşınmazdaki 1/2 payının yarısının (=1/4'ü) satılması için davalıya vekaletname verdiği, diğer yandan vekil kıldığı kişi ile dava konusu taşınmazda inşaat yapımı hususunda anlaştıkları, vekaletnamedeki yetkiye uygun olarak davacının 1/2 payını üzerinde bırakarak 1/4 payı temlik ettiği gözetildiğinde vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının ispatlandığının söylenebilmesine imkanı olmadığı-
Eser sözleşmesi niteliğindeki kamu ihale sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında; hükmedilen bedel bakımından davalı ODTÜ’nün de sorumlu olduğu belirtilerek, asıl davanın kısmen kabulü ile hükmedilen bedelin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş ise de davalı ODTÜ’nün TBK 66/2 kapsamında öğretim görevlisinin düzenlediği rapor üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğü ve yetkisinin bulunmadığı, davalı ODTÜ’nün raporu düzenleyecek olan kişiyle talepte bulunan PTT A.Ş. arasında sadece aracılık yaptığı, ilgilinin düzenleyeceği raporu ve rapor düzenleyecek kişinin denetimi ve gözetim yetkisi bulunmadığı, raporun düzenlenme biçimi ve içeriği hakkında talimat verme yetkisinin de bulunmadığı mahkeme tarafından görevlendirilen nitelikte bir bilirkişi olmadığı, dikkate alındığında davalı ODTÜ bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-