Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi Başhekimliği' nin ve İl Sağlık Müdürlüğü'nün tüzel kişiliğinin bulunmadığı, temsilde hata sebebiyle davanın bu davalılara yöneltildiği dikkate alınarak husumet yokluğundan red kararı verilmesi gerektiği- Fazla mesai konusunda taraf tanık anlatımlarına göre davacının haftada 49 saat çalışarak yasal çalışma süresini aşan 4 saatlik fazla mesai yaptığı anlaşıldığından belirtilen sürelerde çalışıldığının kabulü ile hafta hafta çalışma saatlerinin tespit edilerek fazla mesai alacağının hüküm altına alınması gerektiği- Davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilirken davanın red sebebi aynı olduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gibi, tüzel kişiliği bulunmayan Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi ve İl Sağlık Müdürlüğü yönünden, davalılar lehine avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği-
Mahkemenin aylık ücret miktarını, tanık beyanlarına göre ve dosyaya sunulan ancak nitelikleri farklı olup davacı ile aynı uzmanlığı bulunmayan doktorlara ait sözleşmeleri esas alarak belirlemesinin doğru olmadığı, mahkemece, davacının unvanı ve kıdemi de esas alınarak fesih tarihi itibarıyla ilgili meslek odalarından ve diğer kuruluşlardan yapılacak emsal ücret araştırması ve Türkiye İstatistik Kurumu'nun resmi internet sitesindeki “Kazanç B.si Sorgulama” kısmındaki bilgiler de dikkate alınarak belirlendikten sonra, sonucuna göre kabul edilen alacak hakkında karar verilmesi gerekeceği-
Özel eğitim kurumları T.C. Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetimine tabi olup, davacının hizmet süresine ilişkin olarak, bağlı bulunan Milli Eğitim Müdürlüğünden ve ayrıca davalı şirketten eğitim dönemlerine ait çalışma ve ders programlarına ilişkin çizelgelerin celbi ile davacının haftalık kaç saat derse girdiğinin somut olarak tespit edilmesi ve davacı adına hak etmiş olabileceği alacağın var ise buna göre belirlenip hüküm altına alınması gerekeceği-
Davacının sendikaya üye olduğu ve Toplu İş Sözleşmesi'nden yaralanabileceği tarihi, çalışma süresini, en son ödenen ücreti, Toplu İş Sözleşmesi gereği alması gerektiğini iddia ettiği aylık ücret miktarını, ödenmesi gereken ilave tediye ve ikramiye tutarını işyerinde uygulanan Toplu İş Sözleşmesi hükümleri gereğince belirleyebilecek durumda olduğu, şu halde, Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklı ilave tediye alacağının belirsiz alacak olmadığı- Kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacakları bakımından davacının, çalışma süresini, kendisine en son ödenen aylık ücret miktarını, tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri ve ödenmemiş aylık ücret alacağı miktarını belirleyebilecek durumda olduğu, taraflar arasında, alacağın varlığı veya miktarı noktasında varolan uyuşmazlıkların, söz konusu alacakları belirsiz alacak haline getirmeyeceği, anılan sebeple, talebe konu kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacaklarının belirsiz alacak olmadığı-
Dava 1086 sayılı HUMK'un yürürlükte olduğu 08.08.2008 tarihinde açılmış olup söz konusu usul kanununda belirsiz alacak davası türünün tanımlanmadığı, davanın açıldığı tarihte belirsiz alacak davası şeklinde bir dava türü bulunmadığına ve davacı vekili dava dilekçesinde, talep miktarını açıkça 20.000 TL olarak gösterdiğine göre, mahkemece bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağına ilişkin İçtihadı Birleştirme Kararları göz önüne alınmadan, bozma sonrası yapılan ıslahla arttırılan miktarı da kapsar şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı-
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, kıdem ve ihbar tazminatı hesabının çıplak bordrodaki ücret üzerinden yapıldığının görüldüğü, bu husus da dikkate alındığında; kıdem ve ihbar tazminatları bakımından davacının, çalışma süresini, kendisine en son ödenen aylık ücret miktarını, ve kendisine tanınması gereken ihbar öneli süresini belirleyebilecek durumda olduğu, bu halde, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatlarının gerçekte belirlenebilir alacaklar olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği nazara alınarak, davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekeceği-
Öncelikle davacıdan ücret alacağı taleplerinin hangi aylara ilişkin olduğu ile ödenmeyen ücret alacağı miktarlarının açıklattırılması ve işverenden davacıya yapılan ödemeye ilişkin bilgi ve belgeler de istenerek davacının talepleri ve işverence ibraz edilecek bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuç dairesinde hüküm kurulması gerekeceği- Davacı işçi istifa dilekçesini iradesi fesada uğratılarak verdiği iddiasında bulunduysa da, dosya kapsamı, ilgili soruşturma dosyaları söz konusu istifa dilekçesinin baskı altında imzalandığını ispatlar yönde olmadığı, feshe ilişkin olarak tanıkların davacının kendi isteği ile işten ayrıldığına dair beyanları da gözetilerek istifa dilekçesinin davacının iradesi fesada uğratılarak düzenlendiğine dair hiçbir somut bilgi ve delilin bulunmadığı, hal böyle iken, iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı bir sebep olmadan feshedildiği anlaşılmakla, kıdem tazminatı isteminin reddi gerekeceği-
Davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan HMK. mad. 107 uyarınca, belirsiz alacak davasının açılabileceğinin kabul edilmiş olduğu- Davacı vekili, dava dilekçesinde mal rejiminin tasfiyesi ile 10.000 TL katılma alacağının tahsiline, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmesini istemiş ve sonra davacı vekili harcını yatırmak suretiyle sunduğu dilekçede, 65.565 TL katılma alacağının tahsilini istemiş olup mahkemece bu dilekçenin "ıslah dilekçesi" olduğu kabul edilmişse de, dava tarihi itibariyle dava belirsiz alacak davası olduğundan, bu dilekçenin "ıslah" dilekçesi değil, "talep belirleme" dilekçesi olduğunun kabul edilmesi gerektiği- Mahkemece "bozmadan sonra ıslah yasağının bulunduğu gerekçesiyle davacının katılma alacağının dava dilekçesindeki talebi ile bağlı kalınarak kısmen kabulü ile katılma alacağının tahsiline" karar verilmesinin dosya kapsamına uygun düşmediği-
Davacının, çalışma süresi ve ücretini bildiği, bu halde, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının gerçekte belirlenebilir alacaklar olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri nazara alınarak, hukuki yarar yokluğundan anılan alacaklara yönelik taleplerin usulden reddi gerekeceği-
