Akıl hastası olan kadının hareketleri iradi olmadığından "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" hukuki sebebine dayanarak açılan davada erkeğin vefatı sonrasında kadının kusurlu olduğunun tespitine yönelik karar verilmesinin doğru olmadığı-
Taraflarca sunulan delil listesinde yer alan tanıklarla taraflar arasındaki akrabalık başlı başına tanık ifadelerinin değerini hükümden düşürmeyeceği, davalı kadın tarafından davacı erkeğe hakaret edildiği sabit olmakla beraber bu vakıaya yönelik olarak esas alınan tanık ifadelerinin gerçeğe aykırı olduğu konusunda da ciddi ve inandırıcı delil, olay bulunmadığı-
Kadının, eşinin başka kadınla olan mesajlaşmalarını öğrendikten sonra eşiyle tartıştığı, tanıkların araya girmesiyle konunun konuşulduğu ortamda erkeğin pişmanlığını dile getirdiği, tarafların akşam yemeğe çıkmaya karar verdikten sonra kadının aynı günün akşamı ailesinin yanına gittiği ve sonrasında bir araya gelmedikleri durumda erkeğin güven sarsıcı eyleminden sonra evlilik birliği devam etmediği için kadının, erkeği affettiğini kabul etmenin namümkün olduğu- Kadının, eşinin annesini bulundukları ortamdan "defol git" diyerek kovduğu her ne kadar sabit ise de güven sarsıcı davranışlarda bulunmuş erkeğin yine de boşanmaya sebebiyet veren olaylarda daha kusurlu olduğu-
Kadının açtığı bağımsız tedbir nafakası davasında "pedagog, psikolog, sosyal hizmet uzmanı" tarafından düzenlenen raporda davalı-davacı kadın ile görüşüldüğü, kadının herhangi bir sağlık probleminin bulunmadığının belirtildiği görülmekle beraber, aynı dosyada kadının akıl hastası olduğuna dair bir iddia ve bu yönde yapılan bir araştırmanın da bulunmadığı, erkek tarafından evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasında ise; "davacı kocanın tam kusurlu olduğu” gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği, bu dosyada da davalı-karşı davacı kadının akıl hastası olduğuna dair bir iddianın ileri sürülmediği ve bu konuda bir araştırmanın da yapılmadığı, tarafların bu davadan sonra yeniden bir arada yaşamaya başladıkları anlaşılmakta olup, son açılan davada, davalı-karşı davacı kadının ruhsal rahatsızlığı bulunduğunu gösteren, bu hususa bağlı olarak vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve davalı-karşı davacı kadının vücut dokunulmazlığına müdahale edilmesini gerektiren, böyle bir inceleme ve araştırma yapmaya yetecek düzeyde ciddi ve inandırıcı bir delil de bulunmadığı görüldüğünden, yerel mahkemece davalı-karşı davacı kadının TMK. mad. 405. ve HMK. mad. 56/1 uyarınca vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği yönünde bir araştırma yapılmasına gerek olmadığına ilişkin olarak verilen direnme kararı yerinde olduğu-
İştirak nafakasının talep edilmesi halinde, mahkemece, bu istemin dışına çıkılarak iştirak nafakası ile birlikte bunun eklentisi olarak ortak çocuğun öğrenim gideri için de ayrıca belirli bir meblağa hükmedilemeyeceği- "İştirak nafakasının kamu düzenine ilişkin olduğu, çocuğun üstün yararının dikkate alınması gerektiği, hâkimin tarafların talebiyle bağlı olmadığı, iştirak nafakasının taleple bağlılık ilkesinin istisnası olduğu"şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Soyut ve sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak tanık beyanlarının dikkate alınmayacağı- Temyize gelmediğinden kusuru kesinleşmiş olan tarafın tam kusurlu olduğu- Davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde hakimin, davanın açıldığı tarihteki, tarafların haklılık durumuna göre vekalet ücreti ve yargılama giderlerini takdir ve tayin edeceği-
HGK. 04.07.2019 T. E: 2017/2-2417 , K: 871-
İstinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince, davalı erkeğin nafakalara yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile nafakalara yönelik hükmün kaldırılmasına, diğer istinaf taleplerinin ise reddine karar verilmiş olmasına rağmen, davacı kadının tedbir ve yoksulluk nafakası talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olmasının hatalı olduğu-
Davalı kadın boşanma davası öncesinde olduğu gibi çalışmaya devam etmekte olup, davacı erkeğin ekonomik durumunda ise olağanüstü bir değişiklik meydana gelmediğinden, davacı erkeğin ekonomik ve sosyal durumundaki kısmi değişikliğin, yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmeyeceği, ancak nafakanın hakkaniyet oranında indirilmesi sebebi olabileceği- Davalı kadın açısından sosyal ve ekonomik durumunda boşanma öncesine göre önemli değişiklik olmadığına göre, davacı erkeğin gelirindeki azalmanın, "yakıt giderleri ve eğitim giderlerinin davacı tarafından ödeneceğine" dair protokolün maddesinin kaldırılmasını gerektirmeyeceği, hakkaniyete uygun, belirli miktarda uyarlanması sebebi olabileceği-
Tanık beyanlarına göre davalı-karşı davacı kadının ev işlerine karşı sorumsuz ve kayıtsız olduğu, tartışmalar sırasında bir kısım eşyaları kırdığı, davacı-karşı davalı kocanın da eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve yakınlarını arayarak küfrettiği ve "...bacınızı alın götürün" dediği anlaşıldığından, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında koca, daha fazla kusurlu olduğundan, kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesinin hatalı olduğu-