Dava, öncelikle tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkin olup, yargılama sonunda iptal ve tescil isteminin reddi ile birlikte terditli istek olan tenkise hükmedildiği ve davacının davasının kabulle sonuçlandığı, bu durumda, davalı lehine avukatlık parasına hükmedilmemesi gerekeceği-
Davacı Hazine, dava konusu taşınmazların harman yeri olduğunu 1580 sayılı Belediyeler Kanununun 159. maddesi uyarınca davalı adına tescil edilmiş ise de anılan kanun maddesinin taşınmazların davalı adına tesciline imkan vermediği, sadece kullanım hakkını belediyeye verdiği iddiası ile tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuş ise de dava konusu taşınmazların imar planı yapılmadan önce de harman yeri niteliğinde olduğu ve halen de imar planı içerisinde kaldığı anlaşılmakta olup, bu itibarla mahkemece davacı Hazinenin tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmesi gerekeceği-
Paftasında tescil harici bırakılan taşınmaza yönelik kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açılacak davada, taşınmazın tapuya tesciline karar verilebilmesi için paftanın düzenlendiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edilmiş olması gerektiği-
Asıl davada davacının Hazine'ye karşı davası reddolduğuna ve Hazine, avukat marifetiyle yargılama oturumlarında temsil edildiğine göre, Hazine yararına, hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre Avukatlık ücreti takdiri ve ayrıca Hazine tarafından sarfedilen yargılama masraflarının da karşı taraftan tahsili yönünde karar verilmesi gerekeceği-
Esaslı sınır incelemesi yapılmadan taşınmaz hakkında karar verilmesinin doğru olmadığı-
İdare tarafından belirlenen kıyı kenar çizgisine ilişkin kroki uzman bilirkişisi kurulu aracılığıyla yapılacak keşifte uygulanması; kıyı kenar çizgisinin adli yargıca belirlenmesi mümkün bulunduğundan, gerek görüldüğü takdirde kıyı kenar çizgisinin bizzat mahkemece belirlenmesi gerekeceği-
4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3.maddesi hükmünün, belediye adına tescil edilerek belediyenin özel mülkü haline gelen taşınmazlara uygulanamayacağı-
Fiili hakimiyetin geçici nitelikli sebeplerle kullanılmaması veya kullanma olanağının ortadan kalkması halinin zilyetliği sona erdirmeyeceği,buna göre, davacı tarafın tespit tarihinden önce 1 – 6 yıllık süre ile taşınmazı kullanmamalarının iradi terk olarak benimsenemeyeceği, davaya konu taşınmazın tespit tarihinden önce davacıların murisinin 20 yılı aşkın malik sıfatıyla zilyetliğinde olduğu, davacılar ve murisleri yararına zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğunun kabulü gerekeceği-
Taşınmazın vakfı adına tesciline karar verilebilmesi için mukataalı ya da icareteynli olup olmadığı, kayıt maliklerinin mirasçılarının bulunup bulunmadığının saptanması gerekeceği-
Davacı, satış sözleşmesinin tarafı olmadığından bedelde muvazaa iddiasını tanık dahil her türlü delil ile kanıtlamasının mümkün olduğu-
