Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davacı-karşı davalı kadın yararına hükmolunan maddi tazminatın az olduğu-
Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, paranın alım gücüne, kişilik haklarına, özellikle aile bütünlüğüne yapılan saldırının ağırlığına, manevi tazminat isteyenin boşanmaya yol açan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmadığı anlaşılmasına nazaran davacı-karşı davalı kadın yararına hükmolunan manevi tazminatın az olduğu-
İlk derece mahkemesince, çocuk yararına her ne kadar iştirak nafakasına hükmedilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen istinaf kararı tarihinde ortak çocuğun ergin olduğu, çocuğun ergin olduğu gözetilmeksizin, hakkında ergin olduğu tarihten sonraki dönemi de kapsayacak şekilde iştirak nafakasına yönelik istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesinin doğru olmadığı- Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davalı-karşı davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminatın az olduğu-
Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın yararına takdir edilen maddi tazminatın çok olduğu, Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükümleri dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi tazminat takdiri gerekeceği-
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesinin amaçlanması ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli, tarafların kusur durumları ve davacıdaki meydana gelen yaralanmanın niteliği de gözönünde tutularak, TBK'nın 56. maddesindeki özel haller dikkate alınarak, hak ve nasafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılması gerektiği-
Tarafların sosyal ve ekonomik durumu dikkate alındığında, davacı lehine takdir olunan manevi tazminat miktarlarının bir miktar düşük olduğu- Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu yalnıca tedavi giderleri yönünden davalı gösterilmiş, davacı vekilli ıslah dilekçesinde, tedavi giderlerine ilişkin talebini toplam 1.335,43 TL olarak açıklamış olup davalı Sosyal Güvenlik Kurumu lehine hükmedilecek vekalet ücretinin tedavi giderleri toplam değeri olan 1.335,43 TL'yi geçemeyecek olduğu-
Manevi tazminata ilişkin hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlandığı,tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutulması gerektiği, hak ve nasafet kuralları çerçevesinde bir sonuca ulaşıması gerektiği, davacı lehine takdir olunan manevi tazminatın az olduğu görüldüğü, hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği-
Mahkemece HMK'nın 31. maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevi doğrultusunda davacı vekiline, manevi tazminat taleplerinin her bir davacının, anne ve babaları için ayrı ayrı ne miktarda istendiğinin açıklattırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği- Takdir olunan manevi tazminat miktarının az olduğunun görüldüğü ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerektiği-
Davacı tanık beyanlarına göre ve mahkemenin de kabul ettiği üzere erkeğin aile birliğini ekonomik açıdan sıkıntıya sokan harcamalar yaptığı, bu suretle birlik görevlerini yerine getirmediğinin, ancak erkeğin bu kusurlu davranışının dışında boşanma davasının açılmasının gündeme gelmesiyle birlikte eşine ve eşinin ailesine yönelik olarak "sizi süründüreceğim" şeklinde sözler sarf ettiğinin, bu haliyle boşanmaya neden olan olaylarda davalının ağır kusurlu olduğunun anlaşıldığı, davalı erkeğin bu şekildeki sözleri ile davacı kadının kişilik haklarının zedelendiğinin belirgin olduğu-
Davacının, amiri tarafından alaya maruz kalması ve küçük düşürülmesi, hakaretvari sözler duyması; amirin, yanında çalışan bazı personeli davacı ile alay etmeleri için davacının yanına göndermesi,psikolojik şiddet uygulaması halinde dahi hükmedilen manevi tazminatın davalı amir bakımından bir ceza aracına dönüştürülemeyeceği-