Davanın BK.’nin 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı takibin iptali davası olması nedeni ile aciz belgesinin sunulmasına gerek bulunmadığı-
Taraflar arasındaki 6183 sayılı Yasa'ya dayalı tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda satış tarihinde henüz borç doğmadığından, davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerekeceği- Borçlu şirket, üçüncü kişilerle birlikte zorunlu hasım olduğundan, davanın kabulü hakkında yargılama giderinden diğer davalılar ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olması gerekeceği, ayrıca taraflar yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekeceği-
Haciz yoluyla takiplerde sıra cetvelinin alacağın İİK 138 uyarınca satış tarihindeki ulaştığı miktar dikkate alınarak düzenleneceği- Satış tarihi itibari ile bedeli paylaşıma konu ipotekli taşınmazın ihale tarihindeki ana para, ferileri ve takip masraflarından oluşan toplam alacak miktarının belirlenmesi gerektiği- Kesinleşen önceki kararın sadece sıra cetvelinde yer alan alacaklı taraflar arasındaki sıraya ilişkin şikayete yönelik olduğu anlaşılmakla, bu kararın, taraflara ayrılan pay yönünden de sıra cetvelini kesinleştirdiği şeklinde yorumlanamayacağı-
Haciz tutanağının İİK.’nin 105. maddesi anlamında geçici aciz belgesi niteliğinde olmasına, davanın 5 yıllık süre içerisine açılmış olmasına, ivazlar arasında önemli oransızlık bulunmasına, alacağa mahsuben yapılan satışın mutad ödeme olarak kabulünün mümkün olmamasına göre, mahkemece tasarrufun iptaline karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı-
Borçlu hakkında aciz vesikası alınamamakla birlikte, borçlu kayıp ve adresi saptanamıyorsa, saptanan ve bilinen adreslerinde de icraca, borçlunun haczi kabil malının bulunmadığı tespit edilmiş ise, bu takdirde aciz hali gerçekleşmiş sayılacağı- Birleşen dava yönünden usulüne uygun ibraz edilmiş aciz belgesi ve/veya İİK. 105 kapsamında düzenlenmiş haciz tutanağının dosyada bulunmamış olması sebebi ile mahkemece 'davanın reddine, davacı yararına da maktu vekalet ücretine karar verilmesi' gerekeceği-
Davalı üçüncü kişinin, avukatlığını yaptığı davalı borçludan gerçekten alacaklı olduğu anlaşıldığından, davalılar arasındaki takibin iptaline ilişkin tasarrufun iptali davasının reddi gerektiği-
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 143/5. maddesi, varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemleri ve bununla ilgili olarak düzenlenen kağıtları, kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen beş yıl süresince, 492 sayılı Harçlar Kanunu'na göre ödenecek harçlardan, maddede sayılan diğer vergilerden ve kesintilerden istisna tutmuştur. Somut olayda yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler uyarınca yargı harçlarından muaf olmadığı anlaşılan davacıdan, dava açılırken peşin alınması gereken başvurma harcı ile nispi karar ve ilam harcı alınmaksızın yargılamaya devam edilmesi usul ve kanuna uygun değildir.
Borçlunun parasını kendi verdiği ancak muvazaalı olarak başkası adına tescil edilen mallar için de dava açılmasının mümkün olduğu (nam-ı müstear), bu durumda, hangi şartlar dahilinde taşınmaza sahip olunabileceği ve davalılar arasında organik bağlantı olup olmadığı üzerinde durulması gerektiği- Dava konusu taşınmazın davalı şirket kurulmadan önce davalı üçüncü kişiye tahsis edilmiş olması ve 160.000 TL peşinatın davalı şirket kurulmadan önce davalı üçüncü kişi tarafından ödenmesi, davalı üçüncü kişinin uzun süredir ticaret sicil kaydının olması, bilirkişi raporunda ödemelerin davalı üçüncü kişi tarafından yapıldığının belirlenmesi ve bu ödemelerin davalı borçlu şirketin gelirleri ile yapıldığına ya da ödemelerin şirketin hesaplarından yapıldığına dair dosyada belge olmaması ve bu hususta muvazaa iddiasının ispatlanamamış olması nedeni ile davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
Davacı vekili tarafından icra müdürlüğünden aciz belgesi istenildiği, müdürlükçe istemin reddi üzerine bu red işlemine karşı şikayet yoluna gidildiği, şikayetin reddedildiği ancak bölge adliye mahkemesi ilamı ile davacının istinaf talebinin kabulü ile icra müdürlüğünün kararının kaldırılmasına karar verildiği, temyiz aşaması ise henüz tamamlanmadığı anlaşıldığından, bu dosyanın sonucunun bekletici mesele yapılarak, bölge adliye mahkemesi kararının onanması halinde, borçlunun aciz hali sabit olacağından, tasarrufun iptali davanın esası ile ilgili değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında; alacaklı davacının alacağının gerçek olması, kesinleşmiş bir icra takibi bulunması, alacaklının İİK.'nın 105. veya 143. maddesi uyarınca kat’i veya geçici aciz belgesi sunması, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması dava ön şartlarındandır.Bu şartların mevcudiyeti halinde davacının hukuki sebebiyle bağlı olmaksızın İİK'nun 278. maddesi uyarınca tasarrufun ivazsız ya da bu nitelikte bulunması, İİK'nun 279. maddesindeki acizden dolayı butlan ve aynı yasanın 280. maddesindeki zarar verme kastından dolayı gerekli şartların olması halinde tasarrufların iptaline karar verebilecektir.