Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya, alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. Malvarlığı borçlarına yetmeyen davalı (borçlu) (Ö) ile davalı üçüncü kişilerin kardeş/anne oldukları da göz önüne alındığında, davalı üçüncü kişilerin davalı borçlunun alacaklısından mal kaçırma kastını bildiği/bilmesi gerektiği İİK'nin 280/2. maddesi gereğince karine olarak kabul edilmiştir. Ancak bu karinenin aksinin ispatı mümkündür. Somut olayda davalıların karinenin aksinin ispatına ilişkin 12/11/2018 tarihli delil dilekçesinde bildirdikleri iki adet tanığının dinlenmediği, bu haliyle eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece davalıların bildirdikleri tanıklar dinlenerek ve sunulan deliller değerlendirilerek, davalı üçüncü kişilerin, davalı borçlunun mali durumunu, alacaklılara zarar verme kastını bildiklerine dair yasal karinenin aksinin ispat edilip edilemediği değerlendirilmeli, oluşacak sonuca göre nihai karar verilmelidir. 
Anayasa Mahkemesi'nin 19.03.2015 tarihli iptal kararıyla birlikte oluşan yeni durumda hukukun genel kuralları gereği, her yönetim kurulu üyesinin yalnızca kendi dönemindeki ödenmemiş borçlardan sorumlu olacağı, davalının yalnızca kendi dönemindeki ödenmemiş borçlardan sorumlu tutulabileceği, dosya mevcudundan, davalının yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı dönem gözetildiğinde, 6183 sayılı Kanun'un 24. maddesi kapsamında iptal isteminde bulunulabilmesi için en temel şart olan alacağın varlığı şartının davalı yönünden sağlanamadığı, davalının görev yaptığı dönemde doğup da tasarruf tarihi itibariyle ödenmemiş olan herhangi bir alacağın tespit edilemediği, bu durumda 6183 sayılı Yasa’nın 24 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Borçlu şirketin iflasına karar verildiği, şirketin tasfiyesinin kapatıldığı, iflas sürecinde alacaklı tarafın İİK m. 245 uyarınca yetki belgesi aldığı yönünde bir iddia olmadığı, alacaklının ancak bu takdirde dava açabileceği veya açılmış bir davayı takip edebileceği, dolayısıyla alacaklının dava hakkının iflas idaresi tarafından kendisine devredildiğini belgelemesi gerektiği, tasfiye sonucu alacağını alamamış olan davacıya aciz vesikası verilse de, müflis hakkında yeniden takip yapılmasının yeni mal edinmesi şartına bağlı olması dikkate alındığında, davacının borçludan istenebilir bir alacağı olmaksızın TBK m. 19 uyarınca  muvazaalı işlemin iptali davası açılamayacağı-
Davacının icra takibine konu alacağının kambiyo senedine dayandığı, "Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def'ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun" şeklindeki TTK m. 687 hükmü uyarınca, eldeki davada önem arz eden hususun alacaklı davacının senedi kendisinden ciro yoluyla devraldığı kişiden alacaklı olması olduğundan, davacı cirantanın kötüniyetli olduğu yani senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olduğu da ispatlanamadığından davacının icra takibine konu alacağının gerçek olduğu anlaşılmış olup, alacağın gerçek olduğunun kabulü ile esasa girilmesi ve İİK. 277 vd. maddelerinin tartışılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Dosyada bir tefrik kararı bulunmadığı tasarrufun iptali davasının her üç davalı bakımından aynı dava dosyası üzerinden yürütüldüğü somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince bir kısım davalılar yönünden istinaf taleplerinin esastan reddine karar verildiği, bir kısım davalılar yönünden ise davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, dava dosyasının esasen bütünlüğünü korumasına rağmen hükmün (akabinde de dava dosyasının) usule aykırı şekilde bölündüğü, bir bölümünün de usule aykırı şekilde yargılamasına devam edildiği anlaşıldığından, yeniden incelenmek üzere mahkemesine iadesine dair karar kesin nitelikte ve esastan ret yönünde verilen karar temyize tâbi dava dosyasının bir bütün olduğu ve hükmün bu suretle bölünemeyeceği gözetilerek bu dosyanın öncelikle yerel mahkemesine gönderilerek Bölge Adliye Mahkemesince belirtilen eksiklikler tamamlanarak yeniden yargılama yapılması, verilecek kararın Bölge Adliye Mahkemesi denetimine tâbi tutulduktan sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesi gerektiğinden önceki kararda direnilmesi yerinde bulunmadığı- Dosya HGK’da temyiz incelemesinde bulunduğu aşamada davalı borçlu hakkında iflasın açıldığı anlaşıldığından, İİK m. 194 uyarınca davanın durmasının kendiliğinden gerçekleşeceği, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince bu konudaki usulî eksikliklerin giderilmesi ve İİK'nın 194. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere direnme kararının bozulması gerektiği-.
Tasarufun iptali davasında, davalı üçüncü kişinin alacağın gerçek olmadığı iddiasının gerisinde alacaklı ve borçlunun anlaşma ile böyle bir borcu yaratabileceği yönünde ciddi şüphe uyandıran verilerin sunulması gerektiği- Davalı üçüncü kişinin böyle bir somut delil sunmadığı, borç kaynağı bononun,  borçlunun ticari defterlerine kaydedildiği ve bu tarihte henüz iptali istenilen tasarrufun gerçekleşmediği, alacaklı ile davalı borçlunun bu tasarrufun iptalini sağlamak amacı ile sonradan bir muvazaalı alacak ilişkisini yarattığından söz edilemeyeceği- Senet borçluları dava dayanağı takip dosyası ile ilgili olarak borca itiraz ederek muaraza çıkarmış, yapılan yargılama sonunda itirazın reddine dair kararın kesinleştiği, bu durumda senet borçlusu ve alacaklısının anlaşma içinde olduğu düşünülemeyeceği- Tasarrufun iptali davasını açan kişinin borç kaynağı senedin lehtarının cirosu ile senet alacaklısı haline geldiği, bunedenlerle, davanın alacağın gerçek olmadığı gerekçesiyle davanın reddinin hatalı olduğu-
Tasarrufun borcun doğumundan önce gerçekleşmiş olması gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Takibe dayanak senetlere ilişkin defterler ibraz edilmediğinden mali müşavir tarafından bilirkişi incelemesi yapılamadığı uyuşmazlıkta davacı davaya konu senetlerin davalıya satılan dava konu iki adet taşınmazın bedeli olarak alındığını iddia etmiş ise de taşınmaz bedelini nakden ve tamamen alındığı resmi devir kayıtlarından anlaşıldığından, davaya konu senetlerin davalı borçluya satılan dava konu iki adet taşınmazın bedeli olarak alındığını iddiasına itibar edilmediği-  Hiç kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağı- Davacının borçludaki alacağının gerçek olması dava ön koşulu şartının mevcut olmadığından tasarrufun iptali davasının reddi gerektiği-
Davalı hakkında 6183 sayılı Yasa gereğince başlatılmış ve kesinleşmiş takip olmadığı gerekçesi ile davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-
Terditli olarak açılan, İİK m. 277 vd.na göre tasarrufun iptali olmadığı takdirde TBK'nun 19. maddesine dayalı muvazaalı işlemlerin iptali isteğine ilişkin davada, mahkemece öncelikle İİK'nın 277 ve devamı maddelerine göre değerlendirme yapılması, bu dava koşullarının olmadığının tespiti halinde TBK'nın 19. maddesine göre değerlendirme yapılması gerekirken, bu yönde açılmış bir dava yokmuş gibi karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-