Davacının bu davadaki amacının, yaptığı icra takibi nedeniyle alacağını tahsil edebilmek için yapılan taşınmaz satışının kendisi yönünden geçersizliğini sağlamak olduğu, davacının bu hakkının ayni değil şahsi sonuç doğurduğu, davada tasarrufun iptali sebeplerinin olması halinde İİK'nın 283/1. maddesi uyarınca iptal ve tescil olmaksızın, dava konusu gayrimenkule ilişkin hisselerin haciz ve satışına karar verilmesi gerekeceği- Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi halinde İİK'nın 280. maddesi gereğince dava konusu gayrimenkullerdeki davalı (B)'nin miras payına düşen ve mirasın reddi hükümleri gereğince diğer davalı (C) adına intikal eden hisseler yönünden "tasarrufun iptali ile davacı alacaklıya .... 13. İcra Müdürlüğünün 2020/ Esas sayılı icra dosyası ile .... 13. İcra Müdürlüğünün 2020/ Esas sayılı icra dosyasındaki alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesi" gerekeceği- Kararda infazda tereddüt yaratacak şekilde, yalnızca "tasarrufun iptaline ve cebri icra yetkisi verilmesine" karar verilmesi doğru olmadığı-
Tavzih talebine karşı verilen kararlara karşı istinaf kanun yoluna gelinmesine engel bir düzenleme bulunmadığı, burada irdelenmesi gereken konunun, talebin tavzihe konu olup olamayacağı ve mahkemece verilen ek kararın yerinde olup olmadığı-
İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davalarının, borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açıldığı, oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçladıkları- İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı açılmış tasarrufun iptali davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerektiği- BK 19 muvazaa hukuksal nitelemesine dayalı davalarda ise; 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerektiği- Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek bulunmadığı- İİK 277 ve devamına göre açılan tasarrufun iptali davalarında davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olmasının bir 'dava şartı' olduğu- Davanın dayanağı olan icra dosyasının, imha edilmek üzere ... Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiş olmasının mahkemece değerlendirilmesi gerekeceği-
İlk derece mahkemesince ihtiyati haciz talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş olması, davanın esası bakımından "yaklaşık ispat" koşulunun gerçekleştiğinin mahkemece de kabul edildiğini göstermektedir. Ne var ki; tasarrufun iptali davalarının temel amacı olan alacağın tahsilini güvence altına alma fonksiyonu gözetildiğinde, ihtiyati haczin sadece taşınır ve taşınmaz mallarla sınırlandırılması, özellikle davanın bedele dönüştüğü hallerde davacı tarafın hak arama hürriyetini ve tahsilat kabiliyetini kısıtlayıcı mahiyet taşımaktadır. Hal böyle olunca, davalılar arasındaki akrabalık bağı ve yaklaşık ispatın varlığı dikkate alınarak, davacı tarafın sunduğu teminatın borcun tamamı dikkate alarak takdir edildiği gözetildiğinde, ihtiyati haciz kapsamının davalı üçüncü kişinin banka hesapları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davacı tarafından "davalılar arasında tanışıklık ilişkisi olduğu ve tasarrufun İİK m. 280/1 gereğince iptale tabi bulunduğuna" dair beyanları araştırılmaksızın, İİK. m. 277 vd. maddelerinin nasıl değerlendirildiği, ne gerekçe ile davanın kabulüne karar verildiği belirtilmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğu-
Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiş olduğu- Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış olmadığı- Kanunun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmış olduğu- Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebileceği- Öte yandan, tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nın 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerektiği- Aynı şekilde davalı 3.kişinin borcundan dolayı dava konusu taşınmazın cebri icra yolu ile satılması halinde de davalı 3. kişinin bu bedel ile sorumlu tutulduğu-
Dava konusu mirastan feragat sözleşmelerin ivazsız yapıldığı, davalı borçlunun alt soyunun bulunduğu, davalı borçlunun alacaklılarından tereke mallarını kaçırmak üzere yapılan muvazaalı işlemler olduğu ve davalılar arasında mirastan feragat edecek geçerli bir sebebin de ileri sürülmediği, borçlu davalının mal varlığına girmesi gereken miras payından feragat edilerek bu miras payından alacaklıların alacağını tahsil etmesinin engellendiği uyuşmazlıkta, mahkemece, İİK 277 vd.na göre dosyanın incelenerek karar verilmesi gerekirken 'davacının bu davayı açmakta hukuki yararı olmadığı' gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Tasarrufun iptali davalarında amacın, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu- Davacının, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde ettiği ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebileceği- Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili olmadığı- Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması, bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekeceği- Devir tarihine yakın tarihli banka ödemesinin dava konusu taşınmazın devri için ödenen para olduğu- İİK.nun 280. maddesine göre, kötü niyeti kanıtlama yükümlülüğünün davacı tarafta olduğuu- Dava konusu taşınmazın değerinin bir kısmının bankadan ödenmesinden sonra davalı borçlu tarafından davalı üçüncü kişinin avukatına taşınmaz devri için verdiği vekaletname ile devredilmesinin de tek başına davalılar arasında kötü niyeti göstermeyeceği- Davalılar arasında akrabalık bağı, iş ortaklığı, arkadaşlık gibi kötü niyeti gösterir bir durum da davacı tarafından ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacının alacağının 13.08.2014, 20.10.2014, 20.01.2015, 01.04.2015 düzenleme tarihli ve farklı vade tarihli çok sayıdaki bonoya dayandığı, tasarruf un(ipotek tesisinin) ise sözü edilen bonoların düzenleme tarihlerinden sonra 15.04.2015 tarihinde yapıldığı; taraflar arasındaki ticari ilişkinin daha önceye dayalı olduğu da dosya kapsamından anlaşılmakla davacının alacağının tasarruf tarihinden önce doğduğu ispatlandığından buna ilişkin dava koşulunun gerçekleştiği kabul edilerek işin esasına girilip TBK'nın 19. maddesi gereğince muvazaalı işlemin var olup olmadığı konusunda toplanan delillere göre karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davasının kabulü halinde 'sadece' borçlu tarafından yapılan tasarrufun takip konusu alacak ve ferileri ile sınırlı olarak iptali gerekeceği- Mahkemece 'sadece' davalı borçlunun kanuni hissesinin devrine ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekirken, davalı borçluya ait olmayan dolayısı ile dava konusu olmayan hisselerin de iptaline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-