Davacı ile davalı eş arasında boşanmaya konu çekişmenin başladığı tarihin borcun doğum tarihi olarak kabul edileceği ve bu durumda davacının alacağının devir tarihinden önce doğduğunun kabulü gerektiği- Davalı 3. kişinin borçlunun durumunu, evli olduğunu ve karısı ile arasındaki ayrılığı, taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını bilen ve bilebilecek kişilerden olduğu, tüm dosya, davalılar beyanları ve tanık anlatımları bir bütün olarak ele alındığında, taşınmazın davacıdan mal kaçırmak amacıyla devredildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davalılar arasındaki tasarruf işleminin muvazaalı olduğunun tespiti ile buna yönelik tasarrufun iptaline ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davacının alacağıyla sınırlı olmak üzere davacıya İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak haciz ve satışını isteyebilmesi yetkisi verilmesi gerektiği, bunun yerine taşınmazın tapusunun tekrar davalı borçlu adına tesciline karar verilmesinin hatalı olduğu-
Somut olayda takibe dayanak bononun ve 22.09.2019 tarihli kredi sözleşmesinin iptali istenen tasarruftan sonra düzenlendiği anlaşılmakta ise de, davacı vekili; davacı banka ile davalı borçlu arasında ilk olarak 2014 yılında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, diğer kredilerin ise bu genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığını belirtmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da; davacı ...Ş. ile davalı ... arasında ilk olarak 09.01.2014 tarihinde genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesinin akdedildiği, ikinci genel kredi sözleşmesinin 02.06.2014 tarihinde düzenlendiği, 22.02.2019 tarihinde ise 02.06.2014 tarihli sözleşmeye limit artırımı yapılarak 20.000.000,00 TL'sına yükseltildiği, Ocak 2014 döneminden itibaren davalı tarafından kullanılan kredilerin bu sözleşmeler kapsamında kullanıldığı belirtilmiş olup, düzenlenen ilk genel kredi sözleşmesinin 09.01.2014 tarihli olduğu, davalı borçlunun ilk borçlandığı tarihin bu olduğu dikkate alındığında, tasarruf tarihi olan 15.10.2018 tarihinden önce borcun doğduğu anlaşılmış olup, davacının alacağının tasarruf tarihinden önce doğduğunun kabulü gerekeceği- Öte yandan, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının davalı borçluya ait başka taşınmazlar üzerinde ipoteği olduğu, davalı borçlu ... tarafından yapılan ödemeler, davacı banka lehine verilen ipotekler ve davacı banka tarafından haciz konulan taşınmazlar göz önüne alındığında davacı bankanın eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı belirtilmişse de, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davalı tarafından kredi borcuna istinaden yatırıldığı beyan edilen 384.000,00 USD ve 16.000,00 USD tutarındaki ödemeler toplamı 400.000,00 USD ve satış yapılarak 3.006.000,00 TL karşılığının ve 30.06.2021 tarihinde ipotek fekki için ödenen 1.750.000,00 TL'sının, 16.03.20 21... .06.2021 tarihlerinde kredi borcuna mahsup edilerek kredi bakiyesinden düşürüldüğünün tespit edildiği, yapılan bu ödemelerden sonra borcun ve dava konusu icra takibinin devam ettiği anlaşılmış olup, Bölge Adliye Mahkemesinin bu gerekçesine de katılma imkanı bulunmadığından buna dair dava şartının da gerçekleştiğinin kabulü ile davanın esasına girilerek tarafların delillerinin toplanması, ondan sonra toplanan ve toplanacak olan tüm delillerin birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre esas hakkında bir karar verilmesi gerekeceği-
İİK'nın 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılacağı- Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabileceği- Buradaki üçüncü kişiden maksatın, borçlu ile doğrudan işlem yapan değil, borçlu ile işlemde bulunan kişiden mal veya hakkı satın alan kişi olup, uygulamada bu kişilere dördüncü kişi denildiği- Borçlu ile işlemde bulunmayan dördüncü veya ondan sonraki kişiler hakkında dava açılıp açılmaması davacının isteğine bağlı olduğu- Bu kişiler yönünden iptal kararı verilebilmesinin, bu kişilerin kötü niyetli olduklarının yani borçlunun alacaklılara zarar verme kastı ile hareket ettiğini bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduklarının kanıtlanmasına bağlı olduğu- İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahsın, nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekeceği- Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktarın, elden çıkarılan malın elden çıkardığı tarihteki gerçek değeri olduğu-
Tasarrufun iptali davalarında iptali istenen hukuki işlemin takip konusu borcun doğumundan sonra yapılmış olmasının davanın dinlenebilirliği için zorunlu bir ön koşul niteliği taşıdığı, bu bağlamda mahkemece resen tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak alacağın kesin doğum tarihinin saptanmamasının eksik inceleme teşkil ettiği- İvazlar arasında aşırı oransızlık bulunup bulunmadığı değerlendirilirken, tasarrufa konu malın üzerindeki ipotek veya haciz bedellerinin alıcı konumundaki üçüncü kişi tarafından ödenmesi hâlinde, bu meblağın tapudaki resmî satış bedeline eklenerek gerçek ödeme miktarının bulunması gerektiği, ipotek ödemesi dâhil edildiğinde bedeller arası fahiş farkın ortadan kalktığı gözetilmeden salt tapuda yazılı bedel üzerinden yanılgılı değerlendirme ile tasarrufun iptaline hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu- Öte yandan, tasarrufa konu taşınmazın devrinden sonra borçlu tarafın akdedilen bir kira sözleşmesine istinaden taşınmazı fiilen kullanmaya devam etmesi olgusunun, kanunun öngördüğü diğer iptal sebepleri bağlamında muvazaa ve mal kaçırma kastı yönünden titizlikle irdelenmesi, kira ödemelerine ilişkin kayıtların celbedilerek işlemin gerçek mahiyetinin aydınlatılması gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarının yasal dayanağını oluşturan mal kaçırma kastının değerlendirilmesinde, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve alacaklıları ızrar saikinin işlemin karşı tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin mevcudiyetinin davanın esasına doğrudan etki edeceği- Bu kapsamda, hukuki işlemi gerçekleştiren taraflar arasında akrabalık bağı bulunduğuna dair ileri sürülen iddialar ve zikredilen tanık beyanları muvacehesinde, ilgili nüfus kayıtları celpedilip tanık anlatımları etraflıca irdelenmeden sonuca gidilmesinin maddi gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılmasını engellediği- Mahkemece, kanunun aradığı kötüniyet ve bilinebilirlik olgularının sübuta erip ermediği tereddütsüz şekilde aydınlatılmadan, salt eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayalı olarak hüküm tesis edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ve bozmayı gerektirdiği-
Tasarrufun iptali davalarında, borçlu ile doğrudan işlem yapmayıp dava konusu malı sonradan iktisap eden dördüncü kişi konumundaki şahıslar yönünden işlemin iptaline karar verilebilmesinin, bu kişilerin borçlunun alacaklılardan mal kaçırma ve ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kötüniyetli kimselerden olduğunun ispatlanması şartına bağlandığı- Borçluya ait birden fazla taşınmazın aynı tarihlerde ve tamamen aynı silsile takip edilerek birbiri ardına devredilmesi ile devredilen malların fiilen borçlunun yakınları tarafından kullanılmaya devam edilmesi şeklindeki hayatın olağan akışına aykırı olguların, son devralan kişinin borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastını bildiğine dair yasanın aradığı açık emareleri tereddütsüz biçimde ortaya koyduğu-
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün temyiz yoluna başvurmayan taraflar bakımından ilk hâliyle kesinleşeceği ve bu hususun lehine karar verilen taraf için usuli kazanılmış hak teşkil edeceği- Bozma ilamına uyan mahkemenin kesinleşen bu kısımlar hakkında yepyeni bir inceleme yaparak farklı bir sonuca ulaşmasının usul hukuku ilkeleriyle bağdaşmayacağı- İlk yargılamada aleyhlerine kurulan hükmü temyiz etmeyerek kararın kesinleşmesine yol açan taraflar yönünden, bozma sonrası aşamada davanın reddi yönünde hüküm tesis edilmesinin usuli kazanılmış hak kuralının açık bir ihlalini oluşturduğu-
Tasarrufun iptali davalarının ayni hak tesisi amacını taşımayıp alacaklıya yalnızca alacağını tahsil kabiliyeti sunan şahsi bir hak bahşettiği gözetildiğinde, davanın kabulü hâlinde işleme konu malvarlığının iptal ve tescili yerine, alacaklıya münhasıran takibe konu alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere haciz ve satış yetkisi verilmesi gerektiği- Borçlu ile lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi arasındaki akrabalık ve ortaklık ilişkisi sebebiyle işlemin kanun gereği mutlak surette iptale tabi olmasında bir isabetsizlik bulunmasa da, ilk derece mahkemesince kurulan hükümde tanınan haciz ve satış yetkisinin salt dayanak takip dosyasındaki alacak miktarı ile sınırlandırılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu-
Davacının bu davadaki amacının, yaptığı icra takibi nedeniyle alacağını tahsil edebilmek için yapılan taşınmaz satışının kendisi yönünden geçersizliğini sağlamak olduğu, davacının bu hakkının ayni değil şahsi sonuç doğurduğu, davada tasarrufun iptali sebeplerinin olması halinde İİK'nın 283/1. maddesi uyarınca iptal ve tescil olmaksızın, dava konusu gayrimenkule ilişkin hisselerin haciz ve satışına karar verilmesi gerekeceği- Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi halinde İİK'nın 280. maddesi gereğince dava konusu gayrimenkullerdeki davalı (B)'nin miras payına düşen ve mirasın reddi hükümleri gereğince diğer davalı (C) adına intikal eden hisseler yönünden "tasarrufun iptali ile davacı alacaklıya .... 13. İcra Müdürlüğünün 2020/ Esas sayılı icra dosyası ile .... 13. İcra Müdürlüğünün 2020/ Esas sayılı icra dosyasındaki alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesi" gerekeceği- Kararda infazda tereddüt yaratacak şekilde, yalnızca "tasarrufun iptaline ve cebri icra yetkisi verilmesine" karar verilmesi doğru olmadığı-
İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davalarının, borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açıldığı, oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçladıkları- İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı açılmış tasarrufun iptali davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerektiği- BK 19 muvazaa hukuksal nitelemesine dayalı davalarda ise; 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerektiği- Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek bulunmadığı- İİK 277 ve devamına göre açılan tasarrufun iptali davalarında davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olmasının bir 'dava şartı' olduğu- Davanın dayanağı olan icra dosyasının, imha edilmek üzere ... Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiş olmasının mahkemece değerlendirilmesi gerekeceği-