10.6.1930 tarihli Ankara Sözleşmesi uyarınca, davacı –Rum Orta-doks’ların «etabli» (yerleşik) olup olmadığı araştırılmadan elatmanın önlenmesi kararı verilemeyeceği–
MK. 683’e dayalı mülkiyet hakkından doğan davanın zamanaşımı ya da hak düşürücü süreye bağlı olmadığı–
Uyuşmazlıkların çözümünde, önceki tarihli tapu kaydındaki sınırların esas alınması, ortak sınırların tesbitinde tanık beyanlarının yeterli olmaması halinde tapulardaki miktara itibar edilmesi gerekeceği –
Davacı adına tapu sicilinde kayıtlı olan değirmenin uzun süre işle-tilmemiş olmasının, değirmene ait suyun davalı tarafından alınmasını haklı kılmayacağı-
Tapuların nizalı yere uygulanmasında bilirkişiden istifade edilmeden sadece tanık ifadeleri ile yetinilemeyeceği–
Dayanılan tapunun sınırının «tepe» olması halinde, bu tepenin «de- ğişmez ve genişletilmeye elverişsiz bir sınır» niteliğinde olup olmadığı kesin biçimde belirlenmeden uyuşmazlığın çözümlenemeyeceği–
2510 sayılı İskan Kanununa göre kendisine taşınmaz verilen kişile-rin, gerçekte Hazineye ait olan «miktar fazlası» hakkında da, buna elatan kişilere karşı «elatmanın önlenmesi davası» açabilecekleri–
İskanın verilen tapuların ayni kökten geldiğinin belirlenmesi ha-linde, önceki tarihli tahsisin üstün tutulması gerekeceği–
Tapulu bir yerin uzun süre boş bırakılıp davacı köy tarafından mer’a gibi kullanılmış olmasının, o yerin «köye tahsis edilmiş kadim mer’a» olduğunu belirtmeyeceği–
«Topoğrafya haritası», kadastro haritası niteliğinde olmadığından, topoğrafya haritasının araziye uygulanması yolu ile uyuşmazlığın çözümlenemeyeceği–