Satış sözleşmesi taraflara nispi hak sağlayan bir sözleşme olması hasebiyle sözleşmenin tarafı olmayan kişilere karşı talepte bulunma hakkı bahşetmediği, davalı müflis şirket de davacı ile akdi ilişki kurmadığından ve salt satılanın üreticisi olması veya üretici ile satıcı şirketlerin yöneticilerinin aynı olması nispiliğe halel getirmeyeceğinden müflise yönelik açılan maddi ve manevi tazminat davalarının husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği- Davacı alıcının, satılanın ayıplı olduğunu iddia ettiği ve iddiasını ispatla yükümlü olduğu, davacının bu yönde sunduğu laboratuvar sonuçları ile ilgili bakanlıkça yazılan cevap yazısının birbirini doğruladığı görülmekle, davacının gizli ayıptan ötürü imha masraflarını talep etmekte haklı olduğu anlaşıldığından her ne kadar zararın miktarını tam olarak tayin etmek mümkün değil ise de davacının talep ettiği maddi tazminat tutarının hakkaniyete uygun olduğu- Sözleşmeden kaynaklı borçlarda temerrüt için ihtar gerektiğinden ve dava açılmasından önce temerrütün gerçekleştiğine dair delil ibraz edilmediğinden faize birleşen dava tarihinden itibaren hükmedildiği, yine tarafların tacir olması nedeniyle avans faiz talebi mümkün ise de taleple bağlılık ilkesi gereğince avans faiz oranından daha düşük olan reeskont faize hükmedildiği-
Davacının 03.08.2019 tarihinde kiralananı tahliye ettiği, davacı tarafından imzalanan 07.08.2019 tarihli belgede kiralanandaki eksiklikler sıralanarak, eksikliklerin 30.09.2019 tarihine kadar giderileceğinin belirtildiği, tüm dosya kapsamı ve özellikle 07.08.2019 tarihli tutanak nazara alındığında davacının kiralanandan iradesi dışında zorla tahliye edildiği hususu ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacı şirket, davalıya ait hastanenin işletmesini almak üzere yapılan ihaleyi en yüksek teklifi vererek kazandıklarını ancak davalının sözleşme imzalamaktan imtina ettiği gibi yatırılan 250.000,00 TL teminat bedelini iade etmediğini ileri sürdüğü, davalı ise davacıya sözleşme imzalamak üzere başvurulması aksi halde teminatın irat kaydedileceğinin noter ihtarı ile bildirildiğini savunduğu- Davacı tarafça gönderilen cevabi ihtarla; ihale sürecinin mevzuata uygun olmadığı, ön protokol ve ihale hukuku anlamında sözleşmeden bahsedilemeyeceğini, sözleşme yapmaya zorlanamayacaklarını, teminat bedelinin hukuken irat kaydedilemeyeceğinin davalıya bildirildiği, davacı tarafça ihalenin kazanıldığı ve kira sözleşmesi imzalanmak üzere teminat yatırıldığı her iki tarafın kabulünde olmakla, davalı tarafça davacı şirkete ihtar gönderilerek sözleşme imzalanması için başvurulmasının ihtar edildiği, bu talebin davacı tarafça reddedildiği- Buna göre, teklif verdiği ihaleyi kazanan davacının sözleşme imzalamaması nedeniyle kiralananın üçüncü kişiye kiraya verildiği tarihe kadar boş kalmasına sebebiyet verdiği, diğer bir anlatımla kusuru ile verdiği bu zarardan sorumlu olduğu gözetilerek, kiralananın boş kaldığı sürede yoksun kalınan kira bedeli hesaplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu-
Eser sözleşmesi niteliğindeki kamu ihale sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında; hükmedilen bedel bakımından davalı ODTÜ’nün de sorumlu olduğu belirtilerek, asıl davanın kısmen kabulü ile hükmedilen bedelin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş ise de davalı ODTÜ’nün TBK 66/2 kapsamında öğretim görevlisinin düzenlediği rapor üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğü ve yetkisinin bulunmadığı, davalı ODTÜ’nün raporu düzenleyecek olan kişiyle talepte bulunan PTT A.Ş. arasında sadece aracılık yaptığı, ilgilinin düzenleyeceği raporu ve rapor düzenleyecek kişinin denetimi ve gözetim yetkisi bulunmadığı, raporun düzenlenme biçimi ve içeriği hakkında talimat verme yetkisinin de bulunmadığı mahkeme tarafından görevlendirilen nitelikte bir bilirkişi olmadığı, dikkate alındığında davalı ODTÜ bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacı "kendisine ait parsele yapılması gereken konutun, komşusuna ait parsele yapıldığını, edimin hatalı ifasından sözleşmenin tarafı olan yüklenici asıl dava davalısının, denetleme ve kontrol yükümlülüğünü yerine getirmeyen, binaya yapı kullanma izin belgesi düzenleyen belediyenin, hatalı bir şekilde yapı aplikasyon belgesini düzenleyen harita mühendisinin sorumlu olduğunu" belirtmiş ve "yapılan evlerin inşai değerini ve yıkımı ihtimal dahilinde olduğundan yıkım masraflarını" istemişse de, tazminata hükmedilebilmesi için gerçek bir maddi zararın doğması, bu kapsamda sorumlunun kusurlu ve hukuka aykırı fiili ile bu zarara neden olması gerektiği- Dava dışı parsel maliki ile davacı arasında devam etmekte olan bir dava bulunmadığı- Davacının devam eden süreçte maddi olarak gerçek bir zararı olup olmayacağı net olmadığından, olması halinde ise zararın miktarı çeşitli durumlara göre değişebileceğinden ötürü varsayıma dayalı olarak gerçek zararın tespiti ve bu kapsamda muhtemel bir maddi tazminata hükmedilmesinin mümkün olmadığı- Davacının asıl ve birleşen davada maddi tazminat istemekte dava tarihi ve karar tarihi itibariyle hukuki yararı bulunmadığı- "Davacının TMK 724 hükmünce tescil isteme hakkı bulunsa bile, bu tamamen davacıya tanınan şahsi hak niteliğinde olup bunun yerine kişinin doğrudan zararları için gerek giderim yükümlülüğü gerekse haksız fiil hükümlerine göre bu davayı açmasını engelleyen bir hüküm bulunmadığı" şeklindeki karşı oyun ise kabul edilmediği-
Davalı belediyenin, kentsel dönüşüm projesine ilişkin imar planının iptali nedeniyle edimini ifa edememesinden doğan zarar, davacıya teslim edilmesi gereken konutun rayiç bedeli kadar olduğundan, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve analiz raporu çerçevesinde değerlendirilmesi (davalının sorumluluğunun analiz raporundaki değerlerle sınırlı tutulması) durumunda, davacının gerçek zararının tazmin edilemeyeceği, davalı belediyenin sözleşmeyle teslimini vaat ettiği taşınmazın dava tarihindeki rayiç bedelinden sorumlu tutulması gerektiği- "İfa edilmeyen geçerli sözleşmede davalının taşınmazın rayicinden sorumlu tutulması gerektiği, ancak somut olayda ifa imkânsızlığının bulunduğu ve hükmolunacak tazminatın dava tarihindeki değil, ifanın imkânsız hâle geldiği tarihteki rayiç değer olması gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Kira sözleşmesindeki “Kiracı kiralananı boşaltmak istediği takdirde en az bir ay evvelinden mal sahibine ulaşacak şekilde bildirmeyi taahhüt eder.” şeklindeki hükmün geçerli ve bağlayıcı olduğu- Dava konusu taşınmaz kira süresi dolmadan erken tahliye edildiğine göre, kural olarak davalı kiracı, tahliye tarihi ile kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği makul süre için kira bedellerinden sorumluysa da, taraflar, "makul süreyi" bir ay olarak kararlaştırdığından, bir aylık feshi ihbar süresi kadar kira bedelinin tahsiline karar verilmesi gerektiği- Noter tarafından düzenlenen ve anahtarın teslim alındığına dair emanet tutanağının davacıya tebliğ edildiği tarihin, taşınmazın anahtarının teslim tarihi, yani taşınmazın tahliye edildiği tarih olarak kabul edileceği-
Davacının hamili olduğu çekin davalı banka nezdinde kaybolduğu ve davacının keşideciden alacağını tahsil edemediği bir durumda, davalı bankanın zarardan sorumlu olabilmesi için ayrıca bankanın çeki kaybettiği tarih ile davacının keşideci aleyhine hukukî yollara başvurması gereken makul süre içerisinde var ise çek hesabında bulunan paranın tahsilinin imkânsız hâle gelmesi veya bu zaman aralığında keşidecinin malvarlıklarını elinden çıkarması olgusunun kanıtlanması gerektiği- Bu hususlarda hiçbir araştırma ve değerlendirme yapılmadan davanın kabulüne karar verilemeyeceği- "Dava konusu çek kaybedilmemiş olsaydı dahi davacının alacağına kavuşamayacağı yönündeki savunmanın illiyet bağını kesen bir husus olduğu ve dolayısıyla illiyet bağının kesildiğinin davalı banka tarafından ispatlanması gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Davacı banka, kendi bünyesinde yönetmen yardımcısı olarak çalışan davalının, şube müşterisine ödemesi gereken meblağı yetkisiz kişilere ödediğinin belirlendiğini ve kendisine aleyhine başlatılan icra takibi nedeni ile müşteriye ödeme yapıldığı ileri sürerek, müvekkilinin uğradığı zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği davada; davacı Bankanın müşterisi tarafından başlatılan icra takibine itiraz etmeyip ödeme yapmış olması davalı işçinin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı- Tasarruf ilkesi gereğince özel hukuk ilişkilerinde hak sahibinin iradesi esas olduğundan, davacı Bankanın icra takibine itiraz etmemesinin davalı lehine sonuç doğurmayacağı- Bankacılık işlemlerinde müşterilerin tanınması için gerekli tedbirlerin alınması zorunluluğu bulunmakta olup, müşterilerin veya müşterilerin nam ve hesabına işlem yapanların kimliklerinin tespiti ve işlemlerin bu tespite göre yapılması geretiği- Hesabından para çekmek isteyen müşterinin kimliğinin tespiti ile müşteriye imzası karşılığında ödeme yapılmasının ise en başta gelen tedbirlerden olduğu- Bu nedenle somut olayda, davacı Bankada yönetmen yardımcısı olarak çalışan davalı işçinin, kimlik tespiti ile imza karşılığı ödeme yapma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek, müşterinin hesabından müşteri dışında kişiye ödeme yapmakla özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve bu suretle zarara sebebiyet verdiği; bu nedenle davalı işçinin oluşan zarardan %50 sorumlu tutulması- Davacı Bankanın tediye fişlerindeki imzanın kime ait olduğu konusunda bir araştırma yapmadığı, şube müdürü ile birlikte davalının altı ayrı şikâyet konusu ile ilgili sorumluluklarının tespit edildiği, bu anlamda gerekli denetim ve gözetim yükümlüğünün yerine getirilmediği- Gerekçe bölümünün ilk paragrafında “..meydana gelen zarardan sorumluluğuna davalının kusuru oranında hükmedilmesi gerekirken..” ifadesine yer verildiği hâlde, ikinci paragrafında “…davanın kabulü yerine, reddine karar verilmesi isabetsizdir” ifadesine yer verilmiş ise de, ikinci paragrafta yer alan “davanın kabulü” ifadesinin maddi hataya dayalı olarak yazıldığı-
Kural olarak tam ehliyetsiz kişilerin hukuki işlemlerinin hükümsüz olsa da bu kuralın istisnalarının bulunduğu; bunlardan birinin TMK m. 2.'de öngörülen dürüstlük kuralı olduğu ve buna göre, “herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı"- TMK m. 15'de hükme bağlanan kuralın istisnalarından birinin de, TBK m 65 hükmü olduğu ve buna göre hakkaniyet elverdiği takdirde tam ehliyetsiz olan kişinin diğer tarafın batıl hukuki işlemin hüküm ifade ettiğine güveni nedeniyle oluşan zararından sorumlu olduğu- Kredi çekerken tam ehliyetli biri gibi hareket edebilen müteveffanın mirasçılarından borcun ifası istendiğinde mirasçılarının murislerinin ehliyetsizliğini ileri sürerek ifadan kaçınması hakkın kötüye kullanılmasının tipik bir örneği olduğu-