Mirasbırakanın dava konusu taşınmazları davalılara tapuda intikal ettirdiği, dava dışı 856 ve 857 parsel sayılı taşınmazları ise davacıların kullanımına verdiği, davacı ve dava dışı mirasçıların tasarrufunda bulunan taşınmazlar olduğu, dava dışı bu taşınmazlardaki iştirak hâlinde davalılar adına kayıtlı payların davacılara devredileceğini ihtarname ile bildirildiği hususları birlikte gözetildiğinde, mirasbırakanın iradesinin davacı mirasçılardan mal kaçırmak olmadığı; bu durumda tüm dosya kapsamına göre ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapıldığı iddiasını ispatlayamadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği- Hukuk Genel Kurulunca yapılan görüşmeler sırasında; 'mirasbırakanın sağlığında hak dengesini gözeten, kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmadığı, davalıların davacılar tarafından muris muvazaasına dayalı bu davayı açtıktan yaklaşık bir yıl sonra davacılara noterden ihtar çekerek davacıların kullandıkları yerleri devre hazır olduklarının bildirilmesinin murisin paylaştırma iradesini ortaya koymayacağı, taşınmazların mirasçı davacılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı şekilde yapıldığının anlaşılması nedeniyle hükmün onanması gerektiği' görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüşün benimsenmediği-
On yıl süreli 600 adet otobüs durağı kent mobilyası niteliğindeki kira sözleşmesi hususunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı,davacı alacaklı belediye vekilinin, davalının brüt reklam gelirleri üzerinden değil net reklam geliri üzerinden ödeme yaptığını iddia ettiğini ve aylık reklam gelirlerine ait brüt fatura bedeli ile net fatura bedelleri arasındaki farkın tahsili istemi ile takip yaptığı, bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporunda; brüt gelirin işletmenin esas faaliyetleri çerçevesinde satılan mal ya da hizmetler karşılığında alınan ya da tahakkuk ettirilen toplam değerleri kapsadığı, satılan mal ve hizmetlerle ilgili sübvansiyonlar, satış tarihindeki vade farkları, ihracatla ilgili dönem içinde ortaya çıkan kur farkları, vergi iadelerinin brüt satışlar içinde gösterileceği- Hesaplanan katma değer vergisinin matraha dahil edilmeyeceğinin hüküm altına alındığı, dava konusu borca esas alınan faturalarda yer alan gelirlerin brüt gelir ve KDV'den oluştuğunun görüldüğü ancak brüt satışlara KDV'nin dahil edilemeyeceği, sözleşmede yer alan brüt gelir ifadesi ile KDV'siz fatura bedelinin (gelir) kastedildiğinin kabul edilmesi gerektiği, dava dosyasına sunulan tablolara göre, davalının sözleşme süresince elde etmiş olduğu brüt gelirler (KDV'siz tutar) üzerinden sözleşmede düzenlenen oran üzerinden hesaplama yaparak kira ödemelerini gerçekleştirdiği, davalının davacıya karşı sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirdiği ve herhangi bir kira borcunun bulunmadığının belirtildiğine ilişkin başvurunun esastan reddedilmesi gerektiği-
Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince dava İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali davası olarak tanımlanmış ise de, dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre davanın niteliği itibarıyla TBK'nın 19 uncu maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olarak nitelendirilmesi gerektiği, ancak davalılar arasında yapılan devrin muvazaalı olarak yapıldığı ispatlanamadığından kararın sonucu itibarıyla doğru olduğunun anlaşılmasına göre "davanın reddine" ilişkin verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Dava konusu taşınmazların davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile 1/3'er hisse şeklinde davacı Meliha ve davalı A. adına tesciline karar verildiği, kalan 1/3 payın ise kimin adına tescil edildiğinin belirtilmediği, ayrıca dava konusu 1320 parsel sayılı taşınmazda muristen davalıya intikal eden payın 1/2 oranında olmasına rağmen taşınmazın tamamının davalı adına kayıtlıymış gibi tapu iptal kararı verildiği, verilen kararın infaza elverişli bir karar olmadığı-
Davalı borçlunun davacıya olan borcundan dolayı muvazaalı bir şekilde başka taşınmazları da üçüncü kişilere devrettiğinin dosya içerisindeki diğer dava dosyalarına ait bilgi ve belgelerden anlaşıldığı ve söz konusu davalarda tasarrufların iptaline karar verildiği- Diğer bir tasarrufun iptali davasının açılmasından hemen sonra gerçekleşen devre ilişkin satış bedelinin üçüncü kişinin hesabına göndermiş olmasının da taraflar arasındaki muvazaayı gösterdiği, borçlu ile beraber yaşayan ve onuna beraber sahtecilik nedeniyle hapse giren tanığın beyanlarına tek başına itibar edilemeyeceği, dosyaya yansıyan tüm olaylar bir bütün olarak dikkate alındığında TBK m. 19 uyarınca açılan muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin davanın kabulünün gerektiği-
Taşınmazın dava tarihindeki değeri olan üzerinden harç alınması gerekirken dava dilekçesinde gösterilen bedel üzerinden harç alınması doğru olmadığı- Davalıların akraba oldukları, tapudaki satış bedeli ile tasarruf tarihindeki saptanan gerçek değerleri karşılaştırıldığında; bedeller arasında fahiş fark bulunduğu, davalıların satışın gerçek olduğunu ispatlayamadıkları- TBK 19 maddesi gereğince işlemin muvazaalı olduğu ve dava konusu taşınmazın devrine ilişkin satışın iptali ile İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak davacı alacaklının icra dosyasındaki asıl alacak miktarı ile sınırlı olmak üzere dava konusu yapılan taşınmaz üzerinde cebri icra yetkisi verilmesi gerektiği-
Davalılar devir işleminin, borçlu ile üçüncü kişinin dava dışı babası dava bulunan inançlı işlem gereği olarak tasarrufa konu taşınmazın mülkiyetinin eski maliki olan babasının taşınmazlarını çocukları arasında paylaştırması, davaya konu taşınmazın da üçüncü kişiye düşen bağımsız bölüm olması nedeniyle geri döndürülmesi için yapıldığını savunmuştur. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. İlk Derece Mahkemesince dosyada ki mevcut delillere göre BK 19. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasında isabetsizlik yoktur.
Davacı bankanın ipoteği fek etmeden taşınmazın satışını her zaman talep edebilme imkanı varken bu imkanını kullanmayıp ipoteği fek etmiş olması karşısında akabinde tasarrufun iptali davası açmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde sayılacağı-
Tasarrufun iptali davası veya TBK'nun 19. maddesi gereğince açılan muvazaa davası TTK’nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispi ticari dava niteliğine haiz olmadığından 6100 sayılı HMK’nun 2. maddesi gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanında kaldığı-
Kapatılan özel eğitim kurumlarından mülkiyeti kendine ait olan taşınmazların 01.01.2014 tarihi ile kapatılma tarihi arasındaki süreçte 3.kişilere devredilmiş olması ve kapatma tarihine kadar faaliyete devam edilmiş olması koşuluyla devir işleminin muvazaalı kabul edileceği- Davalı vekilinin işyerinde daimi çalışanına usulünce tebliğ edildiği, istinaf başvurusunun ise 11.04.2019 tarihinde yasal 2 haftalık istinaf süresi geçtikten sonra yapıldığı, davalı tarafça katılma yoluyla istinaf isteminde de bulunulmadığı anlaşılmakla süresinden sonra yapılan istinaf başvurusunun usulden reddi gerektiği-
