Mirasbırakanın dava konusu taşınmazdaki paylarını diğer davalılara temliki işleminin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı-
Mirasbırakanın, dava konusu parseldeki payları davalılara satış suretiyle temlik ettiği, davalının bir parseldeki 1/2 payını diğer davalıya sattığı, satış sırasında gösterilen bedellerle taşınmazların gerçek değerleri arasında açık fark bulunup, mirasbırakanın satma ihtiyacını gösteren makul bir neden bulunmadığı halde malvarlığını elden çıkardığı, dava konusu taşınmazların terekede önemli bir yer tuttuğu, mirasbırakanla davalıların ilişkilerinin daha yakın olduğu saptanmak suretiyle mahkemece muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında iptal ve tescil istemli davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı-
Miras bırakanın çekişme konusu taşınmazları kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla davalı oğullarına temlik ettiği saptanarak işlemlerin muvazaalı ve mal kaçırma amacıyla yapıldığının belirlendiği, taşınmazın tapusunun iptali ile el değiştiren diğer parsel bakımından bedele hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı- Kayıt maliki olmayan kişi adına iptal ve tescil davası açılamayacağı-
BK 18.maddesi gereğince muvazaa hukuksal sebebine dayalı olarak açılan davanın İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin dava yönünden derdestlik oluşturmayacağı-
Vasiyetten dönmenin gerçekleşmesi için sağlararası kazandırmanın geçerli bir satışa dayanması gerektiği- Muris muvazaasının, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmayı hedefleyen mirasbırakanın gerçek amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazını tapuda yaptığı sözleşmede iradesini satış doğrultusunda açıklamak suretiyle devrini gerçekleştirmesi olduğu, muvazaa ispat edildiği takdirde sonradan yapılan sözleşme mutlak butlan ile batıl olacak olup, hiç bir hüküm ve sonuç doğurmayacağından, bu durumda, lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan davacıların vasiyetnameden kaynaklanan kişisel hakka dayanarak vasiyetcinin sonradan yaptığı satışın muvazaa nedeniyle iptalini istemekte hukuki yararları olduğunun kabulü gerekeceği-
Malların hepsi mal ayrılığı rejimin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önce edinildiklerinden bunlara ilişkin katkı payı alacağı istekleri hakkında da 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı- Davacı vekilinin katkı payı alacağına ve katılma alacağına konu yapılan mallara ilişkin temyiz itirazları yerinde bulunduğundan tarafların iddia ve savunması doğrultusunda deliller toplanarak katkı ve katılma alacağı konusunda bir hüküm kurulması genel muvazaaya dayalı olarak açılan dava bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerektiği-
Davacının davasını İİK.nun 277 vd. maddelerine değil TBK.nun 19. maddesine dayalı muvazaalı işlemin iptaline ilişkin açtığından, mahkemece davanın TBK.nun 19. maddesindeki genel muvazaaya dayalı iptal istemi doğrultusunda değerlendirilmesinin gerekeceği-
İİK. mad. 277 vd. uyarınca tasarrufun iptali davalarının tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık süre içinde açılması gerekeceği- Alacaklının, TBK. mad. 19 uyarınca, her zaman dava açabileceği-
Davacının davasını özellikle BK.nun 18.maddesine dayalı olarak açtığı ve dava açma hakkını muvazaa yönünde tercih etmiş olması karşısında, mahkemece davanın BK.nun 18. maddesindeki genel muvazaaya dayalı tapu iptal ve tescil istemi doğrultusunda değerlendirilmesi, tarafların iddia, savunma ve delillerinin bu yönde incelenip sonuçlandırılması gerekirken 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Davalı tarafından bedeli kısmen ödenen taşınmazların oğlu adına tescil edilmesinin borçlunun oğlu yararına yaptığı bağış niteliğinde olduğu ve İİK. mad. 278/3-1 gereğince iptale tabi olduğu- Borçlunun çeşitli nedenlerle (alacaklılarından mal kaçırma amacı gibi) kendi ismini gizleyerek, hukuki işlemi bir başkasına, kendi hesabına yaptırması halinde (nam-ı müstear)yapılan tasarruf işleminin iptal davasına konu olacağı yerleşmiş Yargıtay içtihatları ile kabul edildiği- Muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasında (TBK. mad. 19), kural olarak üçüncü kişilerin, danışıklı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebileceği, danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesinin, bir haksız eylem olduğu, zarar gören üçüncü kişinin, satıcı ile birlikte hangi durumda olursa olsun malı elinde bulundurana karşı eldeki gibi bir dava açabileceği, ancak, üçüncü kişilerin danışıklı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için istekte bulunanın, danışıklı işlemde bulunanlardan alacağının bulunması ve danışıklı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olmasının gerektiği- Davacı ve eşinin muvazaa nedeni ile iptalini istediği tasarruf işleminin tarafları olduğu, her iki taşınmazın da aynı tarihte ve aynı yevmiye numarası ile davacı ve eşi tarafından davalıya temlik edildiği, iddianın ileri sürülüş biçimine göre davada, davacının kendi muvazaasına dayandığının açık olduğu,ve böyle bir iddianın belge ile ispatı zorunlu olduğu, ayrıca bu belgenin, en geç akit tarihinde düzenlenmiş olmasının da gerekli olduğu-
