Muvazaa nedenine dayalı tasarrufun iptali istemiyle açılan davada, davalılar arasında gerçekleştiği ileri sürülen muvazaalı işlemin davacı yönünden haksız eylem niteliğinde olduğu, davacının katkı payı alacağının tahsilini sağlamak bakımından eldeki davayı açmakta hukuksal yararı bulunduğu- Taraflar arasında ilyet bağını sağlayan akti bir ilişki bulunmadığı, istekte bulunan şahsın mülkiyet isteme hakkı olmadığından, açılan mal rejimi davalarının genel muvazaa hukuksal sebebine dayanılarak açılan derdest davalarının sonucunun beklenmesine ve mal rejimi davalarının bekletici mesele yapılmasına gerek görülmediği- Muvazaa nedeniyle açılan davalar ister olumlu veya isterse olumsuz sonuçlanmış bulunsun mal rejimi davasının sonucunu kesinlikle etkilemeyeceği- Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde dava değerine göre genel mahkemelerin görevli olduğu-
Dosya içeriğine göre murisin tüm mirasçılarına kazandırmalarda bulunup, gerçek amacının mirasçılarından mal kaçırmak olmayıp mal varlığını mirasçıları arasında paylaştırmak olduğu görüldüğünden, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve pay oranında tescil isteğine ilişkin davanın reddi gerektiği; bir kısım mirasçıların kabul beyanlarının da, miras bırakanın temlik tarihindeki asıl amacını ve bu yönde gerçekleşen iradesini ortadan kaldırmayacağı-
Taraflar arasında yapılan sözleşmede, zemin kattaki işyerleri ile 9 adet dairenin yükleniciye, 7 adet dairenin ise arsa sahibine ait olacağı kararlaştırılmış iken daha sonra yüklenicinin ve komşu arsa maliklerinin başvurusu üzerine , imar durumunda değişiklik meydana gelmiş ve zemin kat tümüyle işyeri olduğu gibi bodrum kat ve asma kat tesis edilerek buralara da işyeri yapılmış olup, davacı, sadece asma kata yapılan bölüm açısından sözleşmede % 35 olarak öngörülen paylaşım oranına istinaden tazminat talebinde bulunduğu- Her ne kadar mahkemece, sözleşmenin 21. maddesine göre, ilave bölümlerle ilgili olarak sadece daire sayısının arttırılması halinde arsa sahibinin istemde bulunabileceği kabul edilerek dava reddedilmiş ise de yukarıda değinildiği gibi tarafların hakiki maksatlarının, özellikle genişletilen alanların hacmi karşısında maddedeki “daire” ifadesinin “bağımsız bölüm” olarak anlaşılmasında zorunluluk olduğu, bu durumda, sözleşmenin 21. maddesi uyarınca taleple bağlı kalınarak asma kattan kazanılan alandan dolayı davacının talep edebileceği tazminat tutarının dava tarihindeki serbest piyasa rayiçleri üzerinden ve sözleşmedeki paylaşım oranına göre hesaplatılmak suretiyle hüküm altına alınması gerektiği-
Akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitlerin bağışlama hükmünde olup iptale tabi olması gerektiği- Dava konusu taşınmazın borçlu vekili tarafından gezdirilmesi, borçlu vekilinin, keşif ve bilirkişi raporu sunulduktan sonra, diğer davalının vekili olarak da vekalet sunarak savunma yapması ve "borçlunun varlıklı bir insan olarak tanındığını ve taşınmazın yatırım amaçlı alındığını" belirtmesi, satışı yapılan taşınmazın ise keşif tarihinde yani on aydır boş olması gözetildiğinde, borçlu ile bu davalı arasındaki tasarrufun da İİK. mad. 280/1 gereğince iptale tabi olup olmadığının tartışılması gerektiği-
Tapusuz taşınmazlardaki zilyetliğin devrinden ibaret olan sözleşmelerin hiçbir şekil şartına bağlı olmadığından geçerli olacağı ve bu tür sözleşmeler hakkında 01/04/1974 tarih, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama olanağının olmadığı-
Tapusuz taşınmazlardaki zilyetliğin devrinden ibaret olan sözleşmeler hiçbir şekil şartına bağlı olmadığından geçerli olduğu ve miras bırakan tapuda kayıtlı olmayan zilyet ettiği taşınmazını "enkaz satış sözleşmesi" ile temlik ettiğine göre 01/04/1974 tarih ve 1/2 s. İBK'nın uygulama yeri olmadığından davanın reddinin gerektiği-
Tasarrufun iptali davasının açılması için takip tarihinde kesinleşmiş bir alacağın bulunması gerekeceği- Borçlunun adresinde ihtiyati haciz tatbik edilmesinden sonra, borçlu adına çıkarılan ödeme emirlerinden hiçbiri tebliğ edilmediğinden, icra takibinin kesinleştiğinden söz edilemeyeceği ve bu durumda, mahkemece dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerekeceği-
İ.lı temlik iddiasının yazılı delille ispatının gerekeceği, tapu iptal ve tescil isteği bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Şahsi hakka dayalı muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil isteğiyle açılan davada, kanuni dayanak TBK. mad. 19 olduğundan uyuşmazlığın çözüm yerinin genel mahkemeler olduğu- Görev kamu düzeni ile ilgili olduğundan iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulabileceği- Çekişme konusu taşınmazın dosya kapsamıyla belirlenen değeri itibariyle temyize konu tapu iptali ve tescile ilişkin davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olması nedeniyle davanın Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla görülmesi gerektiği-
