Davacının davalı yükleniciden, Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesine konu bağımsız bölümü sözleşme ile temliken satın aldığı uyuşmazlıkta, dava dışı arsa sahiplerinin dava yoluyla sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle tapunun davacıya devrinin mümkün olmadığı ve bu durumda davacının terditli talebi olan "dairenin rayiç bedelinin ödenen satış bedeli oranında davacıya iadesi" talebinin incelenmesi gerektiği- Mahkemece dava konusu taşınmazın karar tarihine en yakın rayiç bedeli esas alınarak hesaplama yapılması gerektiği; aksine uygulamanın yüksek enflasyon da dikkate alındığında davalıdan gerçek satış bedelinin tahsiline engel olacağı-
"İlamda ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iade mümkün olmazsa ..... TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine" dair terditli hüküm kurulmuş olması durumunda, ziynet alacağının değerinin ilamda belirtildiğinin kabulü gerektiği- İcra mahkemesince "Örnek 2 icra emrinde ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmaması halinde 'İİK m. 24/3 gereğince hesaplanacak para alacağı üzerinden' ibaresi çıkarılarak yerine 'İİK. m. 24/4 gereğince ilamda yazılı değerin' borçludan istenmesine" şeklinde şikayetin "kısmen kabulüne" karar verilmesi gerektiği-
Alacaklı yana istihkak davası açmak için süre verilmesi yani haczin yapılış şekline ilişkin şikayet, terditli olarak da üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi istemi- Şikayetin kısmen kabulüne karar verilmesine rağmen terditli talep olan istihkak iddiasının reddi davası ile ilgili inceleme yapılıp olumlu-olumsuz bir karar verilmeksizin sonuca gidilmesinin hatalı olduğu-
İcra takibinin muvazaalı olması sebebi ile iptali istemine ilişkin davada ıslah- Dava dilekçesinde davalı borçlu aleyhine yaptıkları sadece bir icra takibine dayanan davacı alacaklının daha sonra diğer bir icra dosyasındaki alacaklarını da temin edecek şekilde davasını ıslah etmiş olduğu- Islah ile davaya dahil edilen icra takip dosyasının davanın taraflarında herhangi bir değişikliğe sebep olmadığı, talep edilen hususun iddianın genişletilmesi yasağının istinası olduğu ve usul ekonomisine göre işlem yapılması gerektiğinden, ıslah harcının da dosyaya yatırılmış olduğu gözetilerek ıslah ile talep edilen icra dosyası yönünden de dosyanın incelenmesi gerektiği- İnfazda tereddüt edilecek şekilde "alacak ve ferileri sınırlı olmak üzere" hem iptale hem de tazminata hükmedilmesinin de hatalı olduğu- 
İİK’nın 24. maddesinin Millet Meclisi Adalet Komisyonu gerekçesinde belirtilen “Hüküm fıkrasında sarahaten belirtilmiş olan değer”den kasıt, hüküm fıkrasında "borçlunun elinde bulunan falan taşınır malın teslimine, bulunamazsa bedeli olan şu kadar liranın ödenmesine" şeklinde terditli bir hüküm kurularak bedele de hükmedilmiş olması demek olduğu, İİK’nın 24 . maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde “Taşınır malın değeri, ilamda yazılı olmadığı veya ihtilaflı bulunduğu takdirde, icra memuru tarafından haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir olunur.” hükmünün olduğu, bu durumda icra dairesince ziynet eşyalarının değerinin haczin yapıldığı tarihteki rayice göre tespit edilmesi gerekeceği, bunun yanında takip dayanağı ilamın temyiz incelemesinde Yargıtay'ın ilgili dairesince uyuşmazlığın konusunun ziynet eşyalarının aynen iadesine ilişkin olduğunu belirtildiğinin görüldüğü, bu sebeple ziynet eşyalarının değerlerinin hükümde belirtilmesinin İİK’nun 24. maddesine göre menkul malın değerinin ilamda yazılı olduğu şeklinde değerlendirilemeyeceğinin anlaşıldığı, o halde, Bölge Adliye Mahkemesince, ziynet eşyalarının aynen iadesine mümkün olmaması halinde İİK’nun 24/4-2. cümlesinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması veya bu ilişkiye muhakkak gözüyle bakılmasını gerektiren bir durum içinde bulunması, bunun da ispatlanmış olması gerekeceği, her ne kadar mahkemece, erkeğin sadakat yükümlülüğünü bir çok kez ihlal ettiği, ancak kadının son olay dışında kalan aldatma vakıalarını affettiği, ancak kadın memleketteyken eve başka bir kadın getirdiğini erkeğin bizzat anlattığı, eşinden başka bir kadını eve getirmesinin zinaya karine olduğu gerekçesiyle davanın zina hukuki sebebine göre kabulüne karar verilmiş ise de yapılan yargılama ve toplanan delillerden erkeğin önceki eylemlerinin kadın tarafından affedildiği en azından hoşgörü ile karşılandığı, tarafların bu olaylardan sonra birlikte yaşamaya devam ettikleri, davacı kadın memleketindeyken erkeğin eve başka bir kadın getirdiği iddia edilen son olayda ise; erkeğin zinasına dair eyleminin işlendiğine yönelik muhakkak gözü ile bakılacak nitelikte ve yeterlilikte tanık beyanı bulunmadığı gibi zinanın dosyada soyut tanık beyanları dışında başkaca delillerle de ispatlanamadığı anlaşılmakla kadının zina hukuksal sebebine dayalı boşanma talebinin reddine karar verilmesi gerekeceği, davanın kabulünün doğru olmadığı- Davacı kadının dava dilekçesinde zina hukuki sebebi yanında terditli olarak 4721 sayılı Kanun'un 162 nci maddesi uyarınca ve kabul görmemesi halinde 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanma talep ettiği, mahkemece dosyada mevcut deliller uyarınca davacı kadının terditli olan bu yöndeki taleplerinin de değerlendirilerek bu talepler hakkında hüküm verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm verilmesinin doğru olmadığı-
Terditli olarak açılan, İİK m. 277 vd.na göre tasarrufun iptali olmadığı takdirde TBK'nun 19. maddesine dayalı muvazaalı işlemlerin iptali isteğine ilişkin davada, mahkemece öncelikle İİK'nın 277 ve devamı maddelerine göre değerlendirme yapılması, bu dava koşullarının olmadığının tespiti halinde TBK'nın 19. maddesine göre değerlendirme yapılması gerekirken, bu yönde açılmış bir dava yokmuş gibi karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Davacı 3. kişinin dava dilekçesi içeriği, netice ve talep kısmından anlaşılacağı üzere talebi doğrudan istihkak davası olup, terditli olarak açılmış bir dava bulunmadığından şikayet ve terditli olarak açılan istihkak davası olarak nitelendirilmesinin doğru görülmediği-
Davacının kredi sözleşmesinden kaynaklanan kefaletin geçersizliği sebebiyle borçlu olmadığının tespiti ve buna bağlı olarak taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekki istemlerini birlikte ileri sürdüğü davada, yargılama aşamasında ipoteğin kaldırılmış olmasının davanın tümüyle konusuz kaldığı şeklinde değerlendirilemeyeceği; mahkemenin HMK’nın 31. maddesi kapsamındaki davayı aydınlatma ödevi uyarınca davacıya her iki talebinin akıbeti hakkında açıklama yaptırması, uyuşmazlığı belirginleştirerek kefalet ve ipotek istemlerini ayrı ayrı hukuki nitelemeye tabi tutması ve eksik incelemeyle karar vermemesi gerektiği-
Tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde temliken tescil, olmazsa tazminat istemine ilişkin davda; kadastro sonucu 509 ada 6 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tespit ve 28.01.1997 tarihinde tescil edildiği, Hazinenin anılan taşınmazı 23.12.2003 tarihinde ...Genel Müdürlüğüne, ... Genel Müdürlüğünün ise 27.01.2004 tarihinde ...Belediye Başkanlığına satış suretiyle devrettiği, bilahare 15.06.2010 tarihli ifraz işlemi sonucu çekişme konusu 509 ada 16 parsel sayılı taşınmazın meydana geldiği ve ihale ile yapılan satış nedeniyle ....'a temlik edildiği, onun da dava konusu 16 parseli 29.11.20212 tarihinde satış suretiyle davalıya devrettiği- Tapu iptali ve tescil talebi ile temliken tescil isteminin reddine karar verilmiş olmasının doğru olduğu, öte yandan tazminat hakkının yapının yapıldığı tarihteki malikine karşı ileri sürülebileceği veya daha sonraki maliklerin bu malikle davacının hakkını kullanmasından mahrum bırakmak için birlikte hareket ettiğinin kanıtlanması halinde sorumlu olacağı, taşınmazdaki yapının taşınmaz mera iken yapıldığı, tazminat hakkı olmadığı gibi sonraki maliklerin davacının bu hakkının kullanmasını bertaraf etmek için birlikte hareket ettikleri hususunun da ispatlanamadığı, tazminat isteminin de reddi gerektiği-
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • ...
  • kayıt gösteriliyor