Nüfus kaydına göre, davacı-karşı davalı erkeğin boşanma kararı verilmesinden sonra, hüküm henüz kesinleşmeden 02.08.2025 tarihinde öldüğü anlaşıldığından, evlilik ölümle sona ermiş, boşanma davası konusuz kalmış olup, bu nedenle konusuz kalan boşanma davaları hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekeceği- 4721 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, ölen eşin mirasçılarının kusur tespiti yönünden davaya devam etme haklarının bulunduğu, bu husus gözetilerek, davacı-karşı davalı erkek mirasçılarının davaya devam edip etmeyecekleri hususu araştırılarak devam etmeleri halinde sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti yönünde bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekeceği-
Evlilik birliği ölümle sona erdiğinden boşanma davası konusuz kaldığ- Mahkemece boşanma davasının esası hakkında "konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına" ve mirasçılardan S.a davaya kusur belirlemesi yönünden devam etmek istediğinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 181 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca sağ kalan eşin kusuru bakımından karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği-
Kadına yüklenen ''bahaneler bulup Serik Gediz köyündeki evlerinden Antalya'ya sık sık geldiği , hastaneye gideceğini söylediği halde hastaneye gitmeyip davacıyı yanılttığı'' vakıası tanık-mirasçı ............'in beyanı ile kusur olarak kadına yüklenmiş olup tanığın hukuka aykırı olarak elde edilen bilgiler çerçevesinde beyanda bulunduğu anlaşıldığından bu beyanlara dayanarak kadına kusur yüklenmesinin hatalı olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 181 inci maddesi uyarınca mirasçının takip ettiği dava hakkında kadına yüklenebilecek başka bir kusurun varlığının da ispatlanamadığı nazara alındığında sağ kalan eşin kusurlu olmadığının tespiti gerekeceği-
Eşlerin ortak çocuğu olduğu anlaşılan davacı tarafından "babasının sürekli ve düzenli çalışması sonucu elde ettiği gelirle satın alınan taşınmazın annesi adına tescil edildiğini, eşler arasındaki evlilik birliğinin babasının ölümü ile sona erdiğini, böyle olunca mirasçı sıfatıyla katkı payı alacağı hakkının tahsili" istemi ile davalıdan alacak talep edildiği, dosyada tanık olarak dinlenen kişi tarafından müteveffanın çalıştığı ancak eve bakmadığının beyan edildiği, diğer yandan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının müteveffanın vefat etmeden önce en son aldığı maaşının belirtildiği ve ölümünden sonra hak sahibi eşine ölüm aylığı bağlandığı, olağan olanın; evlilik birliği içinde edinilen taşınmaza aynı dönemde çalışan ve geliri bulunan erkeğin de katkı yapması olduğu, davalı kadın tarafından aksine bir delil ileri sürülüp erkek eşin çalışmadığı ispatlanmadığına göre, çalışan erkeğin evlilik birliği içinde edinilen ve tapuda kadın eş adına tescil edilen taşınmaza katkısının bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği- Eşin çalışma ve katkısının varlığı sabit iken "elde ettiği gelirin belirlenememesi" nedeniyle katkı oranının tespitinde duraksama ve güçlük yaşandığı takdirde hâkimin; TMK’nın 4. ve TBK’nın 50. maddelerinde yer alan düzenlemeleri gözeterek, denkleştirici adalet ilkesi gereği, somut olayın koşullarını kendi içinde değerlendirmek suretiyle hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranı takdir etmesi gerektiği- "İkrarın kişinin kendi aleyhine beyanda bulunması olup yargılamanın her aşamasında gerçekleştirilebileceği gibi mahkemece kesin delil olarak dikkate alınması gerektiği, böyle olunca davalının cevap dilekçesinde belirttiği "dava konusu binanın yapımında başkaları ile birlikte müteveffanın da katkısının" olduğuna ilişkin beyanının ikrar niteliğinde olduğu, 6100 sayılı Kanun'nda ikrarın iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kabul edilmesini gerektirir bir hüküm bulunmadığı hâlde iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilerek önceki hükümde direnilmesinin doğru olmadığı, böyle olunca direnme kararının belirtilen bu genişletilmiş gerekçe ile bozulması gerektiği" ileri sürülmüş ise de, bu görüşün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
2. HD. 25.12.2024 T. E: 4814, K: 10452
Boşanma davaları, kişiye sıkı sıkıya bağlı hakkın kullanılması niteliğinde olduğundan bu hususta vekile özel yetki verilmiş olmasının zorunlu olduğu- Vekile, açıkça yetki verilmemişse boşanma davasını açamayacağı, açılmış olan davayı takip edemeyeceği- Somut olayda: davacı erkeğin avukata verdiği vekaletnamede özel yetki bulunmadığı, davanın açılmasından sonra da vefat ettiği, bu nedenle vekaletname eksikliğini giderme imkanı bulunmadığı-
7. HD. 21.11.2024 T. E: 193, K: 5159
7. HD. 21.11.2024 T. E: 2023/5886, K: 5158
Boşanma kararı kesinleşmeden taraflardan birinin ölümü halinde boşanma davasının konusuz kaldığı- Konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerektiği- Sağ kalan tarafın dava açıldıktan sonra barışıp bir arada yaşadıkları iddiası, sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti yönünden değerlendirilmesi gerektiği-
Kadının, eşinin rahatsızlığı döneminde onunla ilgilenmediğinin anlaşıldığı, kadının iddialarının çelişkili olduğu ve dinlenen tanık beyanlarının ise samimi bulunmadığı, bu nedenle kadının savunmasına itibar edilmediği gerekçesi ile evlilik birliği erkeğin ölümü nedeniyle son bulduğundan tarafların karşılıklı boşanma talepleri yönünden karar verilmesine yer olmadığına, sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğunun tespitine, davacı mirasçıları yararına yargılama giderleri ve vekalet ücretine karar verilmesi gerektiği-
