Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesine dayalı evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle açılan boşanma davasında yargılama aşamasında davacı eşin vefat etmesi üzerine TMK'nın 181/2. maddesi uyarınca mirasçıların kusur tespiti amacıyla davayı sürdürmeleri hâlinde; TMK'nın 164. maddesinde düzenlenen ihtar ve yasal süre şartları yerine getirilmek suretiyle terk hukuksal sebebine dayalı olarak açılmış bağımsız bir boşanma davası bulunmadıkça, evi terk edip gitmek suretiyle müşterek konuttan ayrılma vakıasının sağ kalan eşe kusur olarak yüklenemeyeceği- Sağ kalan eşe yüklenebilecek başkaca kusurlu bir davranışın varlığı da ispatlanamadığı takdirde sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kusursuz olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiği-
Nüfus kaydına göre, davacı-karşı davalı erkeğin boşanma kararı verilmesinden sonra, hüküm henüz kesinleşmeden 02.08.2025 tarihinde öldüğü anlaşıldığından, evlilik ölümle sona ermiş, boşanma davası konusuz kalmış olup, bu nedenle konusuz kalan boşanma davaları hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekeceği- 4721 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, ölen eşin mirasçılarının kusur tespiti yönünden davaya devam etme haklarının bulunduğu, bu husus gözetilerek, davacı-karşı davalı erkek mirasçılarının davaya devam edip etmeyecekleri hususu araştırılarak devam etmeleri halinde sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti yönünde bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekeceği-
Evlilik birliği ölümle sona erdiğinden boşanma davasının konusuz kaldığı, bu itibarla, Mahkemece boşanma davasının esası hakkında "konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına" ve mirasçılardan ....'a davaya kusur belirlemesi yönünden devam etmek istediğinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 181 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca sağ kalan eşin kusuru bakımından karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekeceği-
Kadına yüklenen ''bahaneler bulup Serik Gediz köyündeki evlerinden Antalya'ya sık sık geldiği , hastaneye gideceğini söylediği halde hastaneye gitmeyip davacıyı yanılttığı'' vakıası tanık-mirasçı ............'in beyanı ile kusur olarak kadına yüklenmiş olup tanığın hukuka aykırı olarak elde edilen bilgiler çerçevesinde beyanda bulunduğu anlaşıldığından bu beyanlara dayanarak kadına kusur yüklenmesinin hatalı olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 181 inci maddesi uyarınca mirasçının takip ettiği dava hakkında kadına yüklenebilecek başka bir kusurun varlığının da ispatlanamadığı nazara alındığında sağ kalan eşin kusurlu olmadığının tespiti gerekeceği-
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı kadının, davacı erkeğin hastalığıyla ilgilenmediği tanıklar ....... ve ..........'in beyanlarıyla sabit olduğu halde bu hususta kadına kusur verilmemesinin hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kusur tespitine yönelik hükmünün kaldırılarak boşanmaya sebep olan olaylarda kadının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiş ise de, yapılan yargılama toplanan delillere göre tanık beyanlarının bir kısmının soyut, bir kısmının duyuma dayalı beyanlardan ibaret olduğu, bir kısım beyanlarda anlatılan vakıalardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği bu haliyle yaşananların hoş görü ile karşılandığının kabulü gerektiği, bir kısmının ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibaret olduğu, dava tarihinden sonra meydana gelen olayların da bu davada davalıya kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşıldığından, davalı kadının boşanmaya sebebiyet verecek kusurunun ispat edilemediği, hal böyle iken Bölge Adliye Mahkemesince 4721 sayılı Kanun'un 181/2. maddesi uyarınca, davalı kadının boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun olmadığının tespitine karar verilmesi gerekeceği-
Eşlerin ortak çocuğu olduğu anlaşılan davacı tarafından "babasının sürekli ve düzenli çalışması sonucu elde ettiği gelirle satın alınan taşınmazın annesi adına tescil edildiğini, eşler arasındaki evlilik birliğinin babasının ölümü ile sona erdiğini, böyle olunca mirasçı sıfatıyla katkı payı alacağı hakkının tahsili" istemi ile davalıdan alacak talep edildiği, dosyada tanık olarak dinlenen kişi tarafından müteveffanın çalıştığı ancak eve bakmadığının beyan edildiği, diğer yandan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının müteveffanın vefat etmeden önce en son aldığı maaşının belirtildiği ve ölümünden sonra hak sahibi eşine ölüm aylığı bağlandığı, olağan olanın; evlilik birliği içinde edinilen taşınmaza aynı dönemde çalışan ve geliri bulunan erkeğin de katkı yapması olduğu, davalı kadın tarafından aksine bir delil ileri sürülüp erkek eşin çalışmadığı ispatlanmadığına göre, çalışan erkeğin evlilik birliği içinde edinilen ve tapuda kadın eş adına tescil edilen taşınmaza katkısının bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği- Eşin çalışma ve katkısının varlığı sabit iken "elde ettiği gelirin belirlenememesi" nedeniyle katkı oranının tespitinde duraksama ve güçlük yaşandığı takdirde hâkimin; TMK’nın 4. ve TBK’nın 50. maddelerinde yer alan düzenlemeleri gözeterek, denkleştirici adalet ilkesi gereği, somut olayın koşullarını kendi içinde değerlendirmek suretiyle hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranı takdir etmesi gerektiği- "İkrarın kişinin kendi aleyhine beyanda bulunması olup yargılamanın her aşamasında gerçekleştirilebileceği gibi mahkemece kesin delil olarak dikkate alınması gerektiği, böyle olunca davalının cevap dilekçesinde belirttiği "dava konusu binanın yapımında başkaları ile birlikte müteveffanın da katkısının" olduğuna ilişkin beyanının ikrar niteliğinde olduğu, 6100 sayılı Kanun'nda ikrarın iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kabul edilmesini gerektirir bir hüküm bulunmadığı hâlde iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilerek önceki hükümde direnilmesinin doğru olmadığı, böyle olunca direnme kararının belirtilen bu genişletilmiş gerekçe ile bozulması gerektiği" ileri sürülmüş ise de, bu görüşün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
2. HD. 25.12.2024 T. E: 4814, K: 10452
Boşanma davaları, kişiye sıkı sıkıya bağlı hakkın kullanılması niteliğinde olduğundan bu hususta vekile özel yetki verilmiş olmasının zorunlu olduğu- Vekile, açıkça yetki verilmemişse boşanma davasını açamayacağı, açılmış olan davayı takip edemeyeceği- Somut olayda: davacı erkeğin avukata verdiği vekaletnamede özel yetki bulunmadığı, davanın açılmasından sonra da vefat ettiği, bu nedenle vekaletname eksikliğini giderme imkanı bulunmadığı-
7. HD. 21.11.2024 T. E: 193, K: 5159
7. HD. 21.11.2024 T. E: 2023/5886, K: 5158
