Satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davalarda, uzun yıllar süren yüksek enflasyon ve tarafların satış bedelini sözleşmede bilerek düşük göstermeleri ihtimali nazara alındığında taşınmazın değerinin dava tarihine göre belirlenmesinin gerekeceği, hakimin yapacağı keşifte dinleyeceği bilirkişilere taşınmazın değerini tespit ettireceği, tespit edilen bu değere göre hem mahkemenin görevinin tayin edileceği, hem de noksan harcın ikmal ettirileceği, bu durumda sözleşmeye müdahaleden de söz edilemeyeceği, kamu düzeninden olan bu hususun tarafların insiyatifine bırakılmadan, hakim tarafından resen yerine getirilmiş olacağı, Harçlar Kanununun 16.maddesinin de, müdahalenin meni, tescil ve tapu iptali gibi taşınmazın aynını ilgilendiren davalarda, taşınmazın değerinin esas alınacağını öngörerek görüşümüzü teyit ettiği harç kaybının da böylece önlenmiş olacağı-
Konut yapı kooperatiflerinde kur'a çekimi ile mülkiyetin kooperatif üyelerine tescilsiz geçeceğinin kabul edilemeyeceği-
Doğru hasma yöneltilmeden davanın sonuçlandırılmasının uygun görülemeyeceği-
Mahkemenin, Hazinece dayanılan tapu kaydında yazılı hükümsüzlük şerhinden söz ederek davanın reddine karar verdiği, oysa anılan şerhin, herhangi bir yargısal karara dayalı olmadığı için, hukuksal sonuç doğurmayacağı-
Usulüne uygun kadastro tutanağı düzenlenmeyen dava konusu yer hakkında, asliye hukuk mahkemesince yargılama yapılıp, hüküm kurulduğu, bu nedenle yerel mahkemenin göreve ilişkin direnme kararının usul ve yasaya uygun olacağı-
Dava 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmış bulunduğuna ve kadastrodan önceki sebebe dayandığına göre, bu yerin kadastro tespit tarihine kadar davacı ve miras bırakanı tarafından kazanılıp kazanılmadığının araştırılmasının gerekeceği, Kadastro Mahkemesi sıfatıyla hüküm kuran Asliye Hukuk Mahkemesi dava dosyasındaki bilgilere göre taşınmazın tapulu olduğu belirlendiğinden uyuşmazlığın 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-b maddesi hükmüne göre çözüme kavuşturulması gerekeceği-
Davacı tarafça, akdin konusunu teşkil eden asıl taşınmaz olduğu ileri sürülen 1687 parsel sayılı taşınmazın davacı adına tapuda kayıtlı olmadığı ve köyde adına kayıtlı başka taşınmaz da bulunmadığı belirlendiğine göre; öğrenme olgusunun temlik tarihinden sonraki bir zamanda gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği, hal böyle olunca; mahkemece, davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddi gereğine işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekeceği-
Taşınmazın ihale tarihinde mülkiyetinin alıcıya geçeceği, mülkiyetin alıcıya geçmesi için tapu siciline tescilin gerekli olmayacağı, ihale ile mülkiyeti alıcıya geçen taşınmazın nefi ve hasarının ( yararı ve zararı) alıcıya geçeceği, alıcıya ihale edilen taşınmazın bir üçüncü kişi tarafından işgal edilmekte ise, ihalenin kesinleşmesi ile alıcının icra dairesinden üçüncü kişinin taşınmazdan çıkarılmasını isteyebileceği, bu durumda alıcının öncelikle İİK.m.135/2 deki unsurları içeren bir muhtırayı taşınmazı işgal eden üçüncü kişilere göndermesi ve 15 günlük süre tanımasının gerekeceği, üçüncü kişinin taşınmazın ihalesinden önceki bir tarihten beri kiracı olduğunu resmi bir belge ile belgelendirmemesi durumunda, 15 günlük sürenin bitiminden itibaren ecrimisil talep hakkının doğacağı-