Kiracı tarafından kiralayan aleyhine açılan kiralanana haksız el koyma nedeniyle uğranılan zararlardan oluşan alacağın tahsili istemine ilişkin olarak, dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 s. BK. 249 uyarınca, kiralayan kiralananı sözleşme sonuna kadar kullanmaya hazır bulundurma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğundan, kiracının, kusursuz olduğunu kanıtlayamayan kiraya veren davalıdan kâr kaybı zararı adı altında bir miktar paranın kendisine ödenmesini isteyebileceği ve iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız olarak feshedildiği hallerde 818 s. BK. mad. 106 ve 108 gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen BK.'nun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması gerektiği- Bu yönteme göre kâr kaybının, sözleşme ifa ile bitse idi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden yapması gereken bilcümle zorunlu harcama kalemleri ile sözleşme süresinden evvel feshedildiğinden süresinden evvel fesih nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarları toplamı indirilerek bulunacağı- Kâr kaybı zararı hesaplanırken davacının davalıya ödemesi gereken kira paralarının da davacının yapması zorunlu giderleri içinde olduğu- Kar mahrumiyetine ilişkin ıslah edilen kısma ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği-
Kiralayanın kiralananı kullanıma hazır halde bulundurma yükümlülüğünü ihlal etmek suretiyle yarattığı muarazanın giderilmesi, kiralananın mühürlenme tarihinden dava tarihine kadar geçen kapalı kaldığı sürenin kira sözleşmesi süresine eklenmesi ıslah ile kira sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin tespiti, ödenen kira bedellerinin iadesi, kiralananda yapılan tadilat ve iyileştirme giderleri, davacı kiracıya ait malzeme ve demirbaş eşya bedeli ile mahrum kalınan karın tahsili istemine ilişkin davada, davacı kiracı yargılama sırasında keşide ettiği ihtar ile kira sözleşmesini feshettiğini bildirdiğine göre, fesih ile birlikte taraflar arasındaki borç ilişkisi ileriye etkili olarak sona ereceğinden bu noktada feshe neden olan taraf açısından tazminat sorumluluğu söz konusu olacağı, davacının feshinin haklı sebebe dayanıp, dayanmadığı, aynı hukuki ilişki çerçevesinde hem menfi hem de müspet zararın tazminini istemenin mümkün olmadığı hususları üzerinde durularak davacının taleplerinin değerlendirilip, sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Kurum alacaklarında tahsil zamanaşımının borcun doğduğu tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre belirleneceği- 3917 sayılı Kanunun getirdiği düzenlemenin geçerli olduğu dava konusu döneme ilişkin prim vs. alacakları için tahsil zamanaşımı süresinin 5 yıl olup zamanaşımı süresinin başlangıcı ise alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden yılbaşı olduğu- Ödeme emrinin tebliği veya Kanunda sayılan diğer nedenlerle tahsil zamanaşımı kesildikten sonra takip eden yılbaşından itibaren yeniden işlemeye başlayacağı- Yeniden işlemeye başlayan 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmuş ise davacıların bu borçlardan sorumlu olmadığının kabulü gerektiği-
Taraflar arasındaki eser sözleşmesinde vade kesin olarak belirlendiğinden ve davacı yüklenici kararlaştırılan sürede edimini tamamlayıp teslim etmediğinden temerrüde düştüğü, öte yandan davalı iş sahibinin yüklenicinin temerrüdünden sonra derhal fesih hakkını kullanmadığı, sözleşmeden döndüğünü yasal delillerle de ispatlayamadığı, buna rağmen davacı yüklenicinin işe devam ederek eseri tamamladığı ve noter kanalı ile sözleşmeye konu makinenin teslime hazır olduğunu belirterek, teslim alınması ve iş bedelinin ödenmesi ihtarında bulunduğu, bu durumda iş sahibi sözleşmeyi derhal feshetmeyerek gecikmiş ifayı beklediğinden taraflar arasındaki sözleşmenin süresiz halde geldiği, gecikmiş ifayı kabul eden iş sahibinin beklemekten vazgeçip sözleşmeyi feshedebilmesi için yükleniciye mehil verip, bu süre içinde edimin ifa edilmemesi durumunda sözleşmeden dönmesi gerektiği, somut olayda ise bu lüzuma riayet etmeyen davalının kabulden kaçınmakta haksız olduğu-
Arsa sahibinin, sözleşmeye göre kararlaştırılan teslim tarihinden sonra makul sürede (TBK. mad. 125/I) seçimlik haklarını kullanmaya zorlanamayacağı- Davacılar da somut olayda aynen ifa yönünde seçimlik haklarını kullanmış olmakla, ifayı bekledikleri sürede oluşan gecikme tazminatı alacaklarını tümüyle talep edebilecekleri-
Sözleşme konusu inşaatın takip tarihi itibariyle sözleşmesine ve kullanılmaya uygun şekilde davacılara teslim edilmediği, davacılar aynen ifa yönünde seçimlik haklarını kullanmış olmakla, ifayı bekledikleri sürede oluşan gecikme tazminatı alacaklarını tümüyle talep edebileceklerinden, 01.03.1998 ile takip tarihi arasındaki dönemde oluşan gecikme tazminatı alacaklarının davacılar yararına nazara alınması gerektiği-
Davacı kiracı sözleşmeden dönmekle, bu sözleşme ilişkisinin geçmişe etkili olarak ortadan kalktığı, dönme hakkının bozucu yenilik doğuran haklardan olduğu, gerçekten bu yetkinin kullanılmasının var olan bir hukuksal ilişkiyi ortadan kaldıracağı, dönme ile sona eren sözleşme ilişkisi artık sonuç doğurmayacağı gibi önceden doğmuş borçlar da son bulacağından yanların bozmadan önce birbirlerine verdikleri şeyler var ise bunların karşılıklı olarak geri verilmesi gerekeceği-
İntifa hakkı terkin edilmeden bakiye intifa bedeli yönünden dava açılamayacağı- Dava, taraflar arasındaki bayilik ve intifa sözleşmelerinin Rekabet Kurulu kararı ile süresinden önce sona ermesi nedeniyle, sözleşme kapsamında davalılara ödenen intifa bedeli, yatırım teşvik desteği, duran varlık-inşaat bedelleri ve yatırım bedellerinden bakiye süreye isabet eden miktarın davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece mahallinde yapılacak keşif ile davacı yanca iddia edilen kalıcı yatırımların taşınmaz üzerinde yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise akdin feshinden sonra da davalı yanın aynı yatırımları kullanarak ticaretine devam edip etmediği, bir başka deyişle anılan kalıcı yatırımların taşınmaza değer katıp katmadığı tespit edilerek, şayet bu yatırımların taşınmaza değer kattığının tespit edilmesi halinde bunun davacı yanca talep edilebileceği gözetilerek bir karar verilmesi gerektiği-
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin ileriye etkili feshi istemine ilişkin davada talep dışına çıkılarak sözleşmenin geriye etkili feshine karar verilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olacağı (HMK. mad. 26)- Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin geçerliliğinin, bu sözleşmelerin noterde "düzenleme" şeklinde yapılmasına bağlı olduğu- Tarafların iradelerinin birleşmesi halinde ya da haklı sebeplerin bulunması durumunda mahkemenin vereceği fesih kararı ile sözleşmenin sona ereceğinin kabul edildiği, bu sözleşmelerden dönmek isteyen tarafın, eğer karşı taraf dönmeyi kabul etmiyor ve karşı çıkıyorsa, hakimin kararına ihtiyacı olduğu, yani mahkemede açacağı "sözleşmenin feshi" davası sonunda feshi (dönme) kararı ile sözleşmeden dönebileceğinden, mahkemenin, önce fesih isteyenin haklı olup olmadığını tartışarak; haklı ise feshe karar vereceği, aksi halde davayı reddederek sözleşmeyi yürürlükte tutacağı- İleriye etkili fesihte yüklenicinin, inşaatı getirebildiği seviyeye göre tapu payı almaya hak kazanmakta, arsa sahibi de geriye etkili feshin aksine, ifaya ekli cezayı ve ifanın gecikmesine bağlı gecikme (kira) tazminatını (TBK. mad. 112) yükleniciden isteyebilmekte olduğu, ileriye etkili fesihte cezai şartın istenebileceği, ancak, seçimlik cezanın durumunun buna müsait olmadığı; ileriye etkili fesih bir bakıma sözleşmenin ifası demek olduğundan alacaklının akdin icrasını (akdin ifasını) istemek dışında cezanın tediyesini talebe yetkisinin olmadığı, ancak tarafların aksine sözleşme yapabilecekleri ve böyle bir sözleşme varsa fesih ileriye etkili olsa bile, alacaklının ayrıca seçimlik cezayı da isteyebileceği (TBK. mad. 179/1)- Alacaklının, ifanın yanında ifaya ekli cezai şartı da isteyebileceği; şayet ifaya ekli ceza, teslimde gecikme halinde ödenmesi kararlaştırılan ceza ise, bu cezanın, teslim borcunda temerrüdün gerçekleştiği anda muaccel hale geleceği; süre verilmesi gereken durumlarda verilen sürenin dolmasından (TBK. mad 123), süre verilmesi gerekmiyorsa (TBK. mad. 124) yüklenicinin teslim borcunda temerrüdünü takiben alacaklının (arsa sahibinin) TBK. mad. 125/I-II'de yazılı seçimlik haklarını kullanacağı, seçimlik hak sözleşmenin feshi doğrultusunda kullanılmışsa bu iradenin yükleniciye bildirilmesinden sonra yükleniciden işe devam etmesinin beklenemeyeceği; arsa yapı devri karşılığı eser sözleşmesinin feshine mahkemenin karar vereceği; yargılama sonucu ileri etkili feshe karar verilirse cezai şartın teslimde temerrüt tarihi ile fesih iradesinin yükleniciye bildirdiği tarihler arasında istenebileceği, ancak yükleniciye süre verilmesi gerekmiyorsa ve fesih için doğrudan dava açılmışsa cezai şartın veya gecikme tazminatının temerrüt tarihi ile dava tarihi arasında istenmesinin olanaklı olduğu; fesih için açılan davada feshin ileri etkili değil, geriye etkili olarak hüküm altına alınması halinde sözleşmeyi fesheden arsa sahibinin ifaya ekli cezayı veya müspet zarar kapsamındaki gecikme tazminatını talep edemeyeceği- Mahkemece, ileriye etkili feshin tasfiye sonucunun da kararda açık seçik gösterilmesi ve yeni uyuşmazlıklara neden olunmadan taraflara aidiyeti gereken payların (bağımsız bölümlerin) infazda tereddüt yaratmayacak biçimde belirlenmesi gerektiği- Mahkemece, taleple bağlı kalınarak sözleşmenin ileriye etkili feshi ile eksik ve ayıplı işler bedelinin karşılığı olan arsa payı belirlenerek, şayet daha önce yükleniciye arsa payları devredilmişse, bu bedelin karşılığı olan arsa payının iptali ile arsa sahibi adına tesciline, bu paylar devredilmemişse, arsa sahibi üzerinde bırakılmasına ve sözleşmenin tasfiyesine karar verilmesi gerekeceği-
Olumlu zararın, tamamen haklı olan tarafın sözleşmeden tamamen haksız olarak dönen taraftan isteyebileceği tazminatın konusunu oluşturduğu, olumlu zarar kapsamında kalan kâr mahrumiyetinin sözleşmeden dönen tarafın tamamen haklı da olsa isteyebileceği alacak kalemlerinden olmadığı- Olumsuz zararın, sözleşmeden dönen alacaklının haklı olması halinde, kusurlu borçludan isteyebileceği, diğer anlatımla, borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi nedeniyle sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkan zarar olduğu- Borçlunun, alacaklının talep ettiği olumsuz zararı ödemek istemiyorsa, temerrüde düşmekte kusurlu olmadığını kanıtlamak zorunda olduğu- Davacı hizmet alanın sözleşmeyi fesihte haklı olduğu isabetli olarak belirlenmiş ve davada davacı tarafça olumlu zararın tazminini istenmiş olduğundan, olumsuz zarara yönelik bir istem bulunmamasına karşısında, mahkemece, davacının kâr mahrumiyeti isteminin reddine karar verilmesi gerekeceği-